KESK’te Bürokrasiye Karşı Taban Hareketi

Taban Hareketi - 31 Temmuz 2008 - 2011 KESK Kongresine Giderken

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KESK kongreler dönemine girdi. Bir yıl sonra yeni yönetim belirlenecek. Yeni sürecin kavranması için, geçmişin muhasebesine ihtiyaç var. Bu nedenle 2008 KESK Kongresiyle iligili muhasebe anlamlı. Bu muhasebeyi, KESK yönetimine biri başkan iki üye veren, bugün EDP çatısı altında toplanan DSD’nin bir bölümüyle ilgili “iç değerledirme”yi aşan tartışmanın iki yıl önce oluşturulan “DSD Taban Hareketi” tarafına ait bazı metinleri özetleyerek ilgili kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum…

Denizli Danışma Toplantısı Sonuç Bildirisinden…

(31 Temmuz 2008)

2005 sürecinde yaşananlarla 2008 sürecinde yaşananlar arasındaki ortaklıklar bir hayli şaşırtıcıdır. Her iki dönemde de mantık yürütme tarzı şaşırtıcı derecede benzerdir. Bu yaşananlar Taban Hareketinin oluşmasına yol açmıştır. Bu nedenle de sorunu kişilerin hatalarında değil uygulanan politikalarda görüyoruz.

Söz Yetki Karar Çalışanlara!

İçinde bulunduğumuz durumu aşabilmenin yolu ise, taban iradesini en üst irade haline getirmekten geçmektedir. Bu düşünce bizim geçmişten gelen politik anlayışımızla da özdeştir ve bize yabancı değildir. Yabancı olan bugün yaşadıklarımızdır.

Bugünün temel sorunu tıkanan, çürüyen, geleneksel ve bürokratik bir siyasal anlayışın aşılmasına yönelik sürdürülecek bir politik hattı sendikal ve siyasal alanda örmektir.

Sendikal ve siyasal alanın bu manada sorunları ortaktır. Taban demokrasisini, kurulları aşağıdan yukarı ören bir yaklaşımı hayata geçirebilmek için tabanın iradesini politik ve sendikal alana yaymak gereklidir. Demokratik teamüllerden, birikimlerimizden, deneyimlerimizden yararlanarak, olumsuzluklarımızdan gerekli dersleri çıkararak, özgürlükçü sosyalizm anlayışından taviz vermeksizin demokratik yaşam içinde en gelişmiş davranış olan geri çağırma hakkını da yaşama geçirebilecek bir ortak iradeyi var etmek zorundayız.

Böyle bir yapıyı inşa edebilecek gücümüz var. Hiç kimseyi dışarıda bırakmadan, hep birlikte, birarada bu yapıyı oluşturacağız.

Niyetlerle değil siyasetle ilgiliyiz

Taban Hareketine yönelik ileri sürülen en önemli eleştirilerden biri, bizim bir ayrışmaya, bölünmeye yol açacağımız yönündeki iddialar ve bu minvalde yürütülen kişisel muhabbetlerdir.

Siyasi görüşü olmayanların davranışı tabii ki kişisel muhabbet olur. Kişilerin sözleri ve bunların çarpıtılarak taşınması maalesef DSD içinde siyaset yapma tarzı haline getirilmiştir. Kişiler üzerinden siyaset yapanlar kurullarda samimiyetsiz davranmayı bir gelenek haline getirdiler. “Niyet okumak” üzerinden yapılan siyasetin, doğal olarak samimiyetimize güvenmesi de olanaklı değil…

Aslında güvenmedikleri kendi kurmuş oldukları sağlıksız ilişkiler ve tabana rağmen elde ettikleri sendikal mevkilerdir. Bu mevkileri korumak ve kaybetmek üzerinden kurgulanan reel siyaset, DSD’nin özgünlüğünü ve farklılığını da silip süpürmüş, geleneksel siyasetlerle aynı geriliğe düşmemize yol açmıştır.

DSD tabanına ve meclisine bu denli yabancılaşmış, sığ siyaset içine sıkışmış, kişisel ilişkiler temelinde örgütsel yapıları kurgulayanlardan farklı bir şey beklemek zaten olanaksız.

Bırakın taban demokrasisini, temsili demokrasiyi bile içlerine sindiremediklerini gördük. Çok sayıda olduğu belirtilen adayların adları açıklanmazken,  meclisin bunlar arasında seçim yapmasına izin verilmeyerek biçimsel demokrasi bile uygulanmadı. Cep telefonu ve kulis siyasetiyle politik yaşamımızı kirletenler aslında bu davranışlarıyla tabana olan uzaklıklarını da ifade etmektedirler.

Taban Hareketi hiç kuşkusuz DSD’yi en çok da bu arkadaşların eksiklerini gidermeleri için bir olanaktır. Tüm DSD’lileri DSD’yi yeniden inşa etmeye çalıştığımız bu sürecin içinde kabul etmekteyiz… Bu süreci yürütecek politik cesarete, birikime ve öngörüye sahibiz.

Siz haklısınız ama…

Biz tabanız, yani tüm DSD’yiz. Şimdilik kafası karışmış arkadaşlarımızın farklı yerlerde durmasının geçici bir durum olduğuna inanıyoruz. Birçok arkadaşımız geleneksel ilişkilerden kopamıyor, özgürlükçü sosyalizmi yaşamlarında uygulamaya cesaret edemiyor, merkezlere ve şeflere bağımlı ilişkilerini sürdürüyorlar. Böyle yaparak DSD’ye ve sendikal harekete de zarar verdiklerinin de farkında değiller!

“Taban hareketini başlatan sizler tümüyle haklısınız, ama bu hareketi başlatmayınız!” diyen arkadaşlarımız aslında şunu söylemiş oluyorlar: “Evet biz de biliyoruz bu yapılanlar ilkelere aykırı, yanlış ama şu anda yapılabilecek bir şey yoktur.”

Bu tip düşünmek reddettiğimiz reel sosyalizm tarzıdır; örgüt fetişizmi ve tabanın iradesinin yok sayılmasıdır; özgürlükçü sosyalizmle bu düşüncenin buluşması bize göre olanaksızdır…

İçe değil dışa dönmeliyiz

Türkiye emekçi sınıflarının mücadelesindeki kıpırdanış, sol-sosyalist siyaset bizim kulaklarımıza yan yana gelmenin gerekliliğini fısıldıyor. Bu kez geç kalmamalıyız, bu kez kişisel hesaplar uğruna fırsatı kaçırmamalıyız.

Çok iyi biliyoruz ki siyaset üretemeyen örgütler çürür. Bu çürümeye dur demek için, birlikte siyaset üretmek ve birikimlerimizi derinleştirebilmek istiyoruz. Kısır hesaplaşmalar için değil büyük bir örgütlülüğü yaşamın her alanına yaymak için yan yana geliyoruz.

Şimdi daha çok konuşacağız, tartışacağız ama hepsinden önemlisi artık iradeyi kendi içinde barındıran, taşıma suyla çalışmayan, boyun eğmeyen, şeflerden ağabeylerden kurtulmuş bir örgütlüğün, devrimci bir duruşun, solda olmanın, özgürlükçü sosyalizmi yaşatmanın gereğini inatla hayata taşıyacağız. Bu gücümüzün olduğunu biliyoruz ve bu gücümüzün kongre hesaplarıyla artık çarçur edilmesini istemiyoruz.

Taban Hareketi aynı zamanda bir okul, bir atölye olacaktır. Birlikte ürettiklerimizle tüm kurullarımız barındırdıkları hastalıklardan kurtulabilir. Burada yapacaklarımızla politik bilincimiz, siyasete müdahil olma erkimiz gelişebilir, derinlik kazanabilir. Hepimizin katkısı önemlidir. Bizler sayı olamadığımızı sağır kulaklara defalarca söyledik. Şimdi hep birlikte haykırma zamanı: İlkelerine sahip çık, örgütünü denetle, kararları meclis versin!

Bir örnek: “Beyaz oy” sözün bittiği yer

Bir kısmımız KESK kongresinde “beyaz oy” kullandı. Meclise, uyarılara, önerilere kulaklarını tıkayanlara; sözün bittiği yerde tavır aldı. Çünkü bugüne kadar yanlış yapanlar özeleştiri verse de aynı yanlışın üç yıl sonra tekrarlanması önlenememiştir. Öz eleştirinin Hıristiyanlıktaki günah çıkartmadan farkı kalmamıştır. Tavır almak zorunlu olmuştur.

Taban Hareketi sözün bittiği yerde pratik tavır almanın devrimci eleştirinin bir gereği olduğu kanaatindedir ve 8 Temmuz meclis toplantısına da katılmayarak bu kararlı eleştirel tavrını sürdürmüştür.

DSD içinde demokratik bir eleştiri kültürü olmadığı için, politik ve pratik devrimci eleştiriden “ayrılık” çıkacağı ileri sürülerek, eleştiri özgürlüğü karalanıyor; özgürlükçü sosyalizm anlayışı tahrip ediliyor. Nasıl bir özgürlük ve demokratik merkeziyetçilik anlayışıdır ki bu, eleştiri ayrılığın ilk adımı sayılmaktadır.

Pratik karşılığı olan öz eleştiri: Geri çekme hakkı

Eleştiri yapmanın önü “bölünürüz” denilerek kesiliyor. Ne yapmamız isteniyor? Susmamız. Susup işimize bakmamız! Çünkü gerisini düşünecek olanlar her zaman vardır! Bizim gibi tabandaki insanlar oy vermeli, sendikayı açıp kapamalı, eylemlere katılmalı ama hiç soru sormamalıdır! Pratik karşılığı olmayan bir özeleştiri istemiyoruz. Geri çekme hakkımızın kullanılması bir zayıflık olmayacaktır.

Bölenler, bölünmeden korkar. Tartışma ve eleştirinin; geri çekme hakkımızın kullanılmasının, yanlışımızı açık yüreklilikle ifade etmenin bizi küçültmeyeceğini, aksine büyüteceğini biliyoruz.

Biliyoruz ki, DSD Türkiye siyaseti için önemli bir yapı. Bu yapıyı yeniden güçlü bir şekilde ayağa kaldırabilmek için taban hareketi çok önemli bir role soyunuyor. Bu rol önümüzdeki dönemin sendikal siyasetine yeni soluklar kazandıracaktır.

Kollektif bilinç, kollektif karar alma ve uygulama; siyaseti bu anlamıyla zenginleştirebilmek açısından hareketimizin işlevi hem örgütlülük hem de genel siyasete müdahale etme yönünden büyük önem taşımaktadır. Hiç kimsenin dışarıda bırakılmadığı, her şeyin yüz yüze konuşulabildiği, birlikte üreten ve karar alan bir yapının özlemiyle çağrımız hepimizedir.

KESK’in gerileyişi sürüyor

Sendikal harekette yaşanan gerileme sürüyor. Bu KESK için de geçerlidir.

Fiili-meşru mücadelesiyle geleneksel-bürokratik sendikacılık karşısında bir çıkış yakalayabilen KESK, 2000’li yıllardan sonra geleneksel sendikal yapılarla arasındaki açıyı yitirmeye başlamıştır. Sayısal erimenin yanı sıra nitelik bakımından da KESK bütününde gerileme süreci yaşanıyor. Şube ve genel merkez kongreleri ve ardından KESK kongresi, belki de bugüne kadar yaşanan en apolitik kongreler olarak tarihe geçecektir.

Bunda kuşkusuz 4688 sayılı yasayla sendikal yaşamı kontrol altına alınmaya çalışılması,  sendika yönetimlerinin “mutabakata dayalı” siyasetle belirlenmeye başlaması, işleyişin merkezi yönünü öne çıkarırken karar süreçlerinde tabanın iradesinin yansımaması, kurulların işlevini yitirmesi üyeler arasında yabancılaşma ve örgütten uzaklaşma da etkilidir.

DSD KESK’ten etkilendi

Ne var ki, KESK örgütlülüğünün yaşadığı gerileme ve nitelik kaybı, KESK’te merkezi yönünün öne çıkması ve bürokratikleşmeyi doğurmuşsa; KESK’i besleyen DSD ilişkileri de benzer bir baskı, gerileme ve savrulmayla yüz yüze kalmıştır. DSD merkezileşmiş, meclis iradeleri yerine kendini meclis üzerinde irade sayan kişilerin siyasi çıkarları ön plana çıkmıştır.

Kamu emekçileri sendikal hareketinin yaratılmasında belirleyici rolü olan DSD,  tabanın söz, yetki ve karar hakkını, meclis ilişkileriyle başarıya ulaştırmış bir hareket olarak işlevini yerine getirirken, bugün bu ilke ve değerlerini kaybeden bir grup haline gelmiştir.

Geleneksel siyaset tarzı ile eleştiri-özeleştiri hakkının günah çıkartmaya indirgenmesini ve hataların tekrarına fırsat verilmesini kast ediyoruz.

Bürokratikleşme derken ise, kararların tabana danışılmadan, yönetimler ya da yürütmelerce alınmasını kast ediyoruz.

Bu iki tarzın hem işçi sendikalarında hem de kamu emekçileri sendikalarında egemen olduğunu söylüyoruz.

Sonuç olarak ise, geleneksel siyaset yapma tarzına ve sendikalarımızdaki bürokratikleşmeye karşı çıkışın yolu olarak sendikal örgütlülüğün aşağıdan yukarıya yeniden kurulmasından, sendika üyelerinin politikleşmesinden geçtiğini düşünüyoruz.

KESK için DSD gerekli

KESK özelinde, doğrudan demokrasi ne kadar uygulanabilirse, kurumsal yapı ve işleyiş tabanın iradesini ne kadar yansıtabilirse sendikalarımız o oranda demokratik bir yapıya kavuşabilir; emekçilerin güvenini kazanabilir ve onları harekete geçirme gücünü elde edebilir.

Nasıl bir DSD sorusu ise, işte bu bağlamda değerlidir.

Kısaca söylemek gerekirse, nasıl bir sendika, nasıl bir DSD sorusu nasıl bir toplumsal yaşamı amaçladığımızla ilgilidir. Özgürlükçü sosyalist bir yaşam hedefinde olanların geleneksel ve bürokratik bir siyasete itirazları olması gerekir. Bu eleştiriyi hak edenlerin uzun yıllardır yoldaşımız olması kararımızı değiştirmemelidir. “Kol kırılır yen içinde kalır” siyaseti devrimci bir siyaset olamaz.

Burada DSD içerisinde ortaya çıkan hatalı eğilimleri açığa çıkartmak, onların siyasal anlayışlarını dışa vurmak her DSD’linin, özgürlükçü sosyalistin de görevi sayılır. Bu açıdan DSD içinde yanlış biçimde şimdiye kadar egemen olan “Meclis- Yürütme” ilişkisini reddediyoruz.

Yürütme meclis adına karar veremez, meclisin yetkisini yürütmeye devretmesi meclis adına karar vermek için değil, meclis adına yapılacak işlerin (örneğin adayların ikna edilmesi, diğer siyasetlerle görüşme vb. gibi) yapılmasıyla sınırlıdır. Karar vermek meclisin görevidir. Yürütme bir organ bile değildir; sadece bir işlevi ifade eder. Meclis adına karar veremez; verirse meclisin anlamı kalmaz.

Oysaki bir süredir egemen olan nedir? Yürütmede olanlar adayları da siyaseti de belirlemektedir. Bu nedenle (eskilerin şaşırarak ifade ettiği gibi) “eskiden yürütme olmayı kimse istemezdi, şimdi yürütme olmak için çok sayıda aday çıkıyor!” Neden? Çünkü yürütme başlı başına siyasi iktidar olmuştur.

Yürütmeyi ele geçirmeye yönelik, dar-merkeziyetçi siyaset anlayışına son vermeliyiz. “Yetkiyi verdiniz,  her şeyi yaparım” diyen bir yürütme DSD’nin fikri temellerini anlamamış demektir.

Yürütmelerin bir iktidar odağı olmasına izin verdiğimiz için meclis üyeleri olarak bizler de bu olumsuz süreçte payımız olduğunu kabul etmeliyiz.

Bu nedenle Taban Hareketi söz-yetki-karar süreçlerini en çok önemseyen grup olan DSD’yi aşağıdan yukarıya yeniden kurmayı ve yeniden inşa etmeyi önüne hedef olarak koyuyor.

Yürütmenin değil, Meclisin iradesini hayata geçirmeliyiz, iradenin tekleşmesini değil, meclis iradesinin egemen kılınmasını esas almalıyız.

DSD Meclislerini tabanın sözünü örgütlemesini sağlayacak biçimde yeniden örgütlemeliyiz.  İl Meclislerini karar süreçlerine doğrudan katılmasını sağlayacak yöntemleri geliştirmeliyiz.

Sendika-siyaset ilişkisi

Sendikal hareketin yaşadığı sorunlardan birisi de kuşkusuz sendika–siyaset ilişkisinin nasıl kurulması gerektiği sorusunun cevaplanmasıyla ilgilidir. Bu konuda DSD, siyaset indirgemeci yaklaşımlar karşısında kendi özgünlüğünü yaşama geçirebilmiş olmasına karşın son iki genel kurulda yaşadığımız olumsuz örnekler bu konuyu yeniden değerlendirmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

Bu konuda da DSD geleneğinden uzaklaşılmıştır. DSD üyelerinin büyük çoğunluğu partili olmakla birlikte, DSD partinin bir yan örgütü değildir. Alan örgütüdür ve politikalarına kendisi karar verir.

Oysa ki hem 2005 KESK kongresinde hem de son süreçte parti  MYK’sının “Türkiye DSD’si” olarak diğer DSD’yi işaret etmesi gibi bugün 2008 kongresinden sonra KESK içinde iktidar olanların, bu iktidarlarının güçlendirmek ve sorunların üzerini örtmek için  siyasi alandan sürece müdahale etmesini istemeleri siyaset indirgemeci hatalı bir tutumdur.

Nasıl bir komedidir ki, 2005 kongresindeki ayak oyunlarına itiraz edenler 2008’de aynısını yaparken, partinin DSD’ye müdahalesine itiraz edenler de kongreden sonra parti MYK ve PM ilişkilerinin kendilerinden yana olduğunu gösterme çabası içine girmişlerdir.

“Siyaset yapmak gerekir” derken partinin DSD’ye müdahalesinden söz etmiyorduk!

Bugün yapılması gereken şey, sorunların üzerini örtmek değil, kongrenin sonuçlarını politik olarak değerlendirmek ve özgürlükçü sol siyaseti güçlendirecek adımları atmak olmalıdır.

Yoldaşça tartışmayı öğrenelim

Öte yandan, kullandığımız dil ve söylemlerimiz birbirimize duyacağımız güven ve yoldaşlık ilişkisinin geliştirilmesine de katkı sağlayacaktır. Birilerinin “siyasetin merkezinde” olma vasfıyla  “sizin bilmedikleriniz var” diyerek yüksek siyaset yapma özlem ve söylemleriyle nereye varılabilir? Yoldaşlarını “servis yapmakla, bölücülükle” ilişkilendirecek söz, ima ve davranışların yoldaşlıkla ne ilgisi olabilir?

Bugün bize düşen görev DSD ilişkilerinin değerlendirmesini yaparak devrimci bir sendikal bakış açısıyla,  DSD’ yi eşit ilişkiler ve güven temelinde yeniden kurma zamanıdır. “Alaylı” sendikal yaklaşımlara karşı, sendikal mücadeleyi “ilkeli” yürüten, militan ve sınıf mücadeleci yaklaşımı hayata geçirmeliyiz.

Sendikal mücadelenin gerileme dönemine son vermek, bir döneminin kapanmasını da gerçekleştirmekle mümkün olabilir. DSD yaşamı açısından bir özeleştiri yapılarak yeni bir sürecin örgütlenmesinin tam zamanıdır.

Ainesi iştir kişinin…

Nasıl ki ülke siyasetinde özgürlükçü sol bir seçeneğin en geniş toplumsal kesimlerle buluşturulmasında yeni siyaset anlayışının yaratılmasında bir adım atıp, önce parti genel başkanlığının seçiminde, ardından İstanbul Birinci Bölge seçim çalışmasını örgütleyip meclise bir üye gönderebildiysek şimdi de sendikal hareketi ve DSD’yi bir eşikten atlatmamız gereklidir. Ya bu eşiği atlayıp sendikal hareketin ve DSD’nin önünün açacağız ya da KESK ve DSD’yi geleneksel ve bürokratik siyasete terk edeceğiz! Üçüncü bir seçenek yoktur.

Bugün bizi DSD’ de bir araya getiren şey nedir, sorusuna vereceğimiz yanıt DSD’ yi yeniden nasıl inşa edeceğimizin de yanıtını içerisinde barındırmaktadır.

Artık korkularla örülmüş demokratik-eşit olmayan grup ilişkileriyle bir yere varmak mümkün değildir.

Nasıl ki siyasette yenilenmenin umudunu yaratabildiysek, sendikal mücadeleyi yeniden yükseltebilecek politikaları da geliştirebiliriz.

Önümüzdeki süreç, merkezileşmiş bürokratik işleyişin değiştirilmesiyle yerellerden başlayarak ve taban iradesini öne çıkartarak DSD’nin yeniden kurulmasıdır. Sendikal krizden çıkışın yolu taban iradesine dayalı bir sendikal hareketin yeniden kurulması ve birleşik devrimci sendikal bir hareket yaratılmasından geçmektedir.

Önümüzdeki dönem için önerilerimiz

31 Temmuz’da Denizli’de bir araya gelerek yaptığımız değerlendirme toplantısında tepkisel olarak ortaya çıkan ancak politik sonuçlarını da kavramaya çalıştığımız sürecin önümüzdeki dönemde DSD’nin güçlendirilmesi için daha çok çalışma, DSD’nin ilkeleri temelinde grubun yeniden inşası ve bunun için en geniş DSD birliğinin sağlanması gerektiği görüşlerinde ortaklaşılmıştır.

DSD Taban Hareketi, Özgürlükçü Sosyalizm Okulu olarak hareket ederek  buna uygun mücadele yürütecektir. Bu nedenle de DSD’nin tabandan değişimini esas alan ve   meclis ilişkilerinden başlayarak yürütmelere kadar ortak hukukumuz çerçevesinde siyasallaşmayı önemsemektedir.

Sendikal hareketteki çürümenin yalnızca KESK’te değil, DİSK ve Türk-İş içinde de önlenmesinin yolunun yöneticilerin değiştirilmesiyle değil, tabanın dönüşümüyle mümkün olacağına inanmaktayız. Bu nedenle de kendimize taban hareketi adını verdik ve tabanın politikleştirilmesinin okulu olacağız; söz konusu politikleşme sağlanmadan eleştirdiğimiz sendikal ve siyasal ilişkilerin sona ereceğine inanmamaktayız.

Sonuç olarak:

  1. DSD’nin yaşadığı sorunların çözümü DSD hukuku içinde olacaktır. Ayrılığın hazırlığı, bölünmenin planlanması gibi iddialar bizim görüşlerimizi ifade etmemektedir.
  1. KESK kongresi öncesinde görev süresi tamamlanmış olan Eğitim Sen yürütmesinin yenilenmesi acilen gereklidir. Bu yenilenme yapılana kadar yürütmenin durumdan vazife çıkartarak önüne yeni görevler, işler koyması doğru değildir.
  1. Yürütmeden beklenen Eğitimciler Türkiye Meclisini en uygun ve en yakın zamanda toplamasıdır. Bu görevi savsaklamak sorumsuzluk olacaktır.
  1. Yürütme,  Taban Hareketi hakkında DSD’yi bilgilendirmelidir. Sağlıksız bilgi vermek, bilgi kirliliği yaratmak ve Yürütme olanaklarını, iletişim bilgilerini kullanarak il ve şube yürütmelerine baskı yapılması ahlaki ve siyasi değildir. Üstelik bir yararı da yoktur. Aksine böyle bir tarz, önümüzdeki süreçte ilişkilerin onarılmaz yara almasına yol açacaktır.
  1. Bu nedenle hepimizin ortak birikimi olan DSD’nin olanaklarından yararlanmamız sağlanmalıdır. Böylece bilgi kirliliği ve istismar önlenmiş olabilir.

Meclislere dayanan, demokratik işleyen, tabanın söz ve karar hakkı olan, eleştirileri dikkate alıp değerlendiren bir Yürütme ve DSD için hepimiz üzerimize düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmeliyiz. (05.08.2008)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: DSD / KESK / sendika bürokrasisi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.