1 Mayıs 2009’un Anlamı

Yunus Öztürk - 6 Mayıs 2009 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

6 Mayıs 2009

http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=4505&pid=19&makale=Bu%201%20May%FDs%92%FDn%20anlam%FD…

1 Mayıs işçi ve emekçi sınıfların en politik uluslararası günüdür. 1 Mayıs her koşulda iki sınıf arasında mücadelenin, karşılaşmanın tarihi ve saati belli günüdür. Bu günde bazen talepler öne çıkar, bazen sınıfın kararlılığı, inadı. Çoğu zaman da devletin terörü karşısında işçi sınıfının haklarını savunma günü olarak anlam kazanır.

1 Mayıs’ın özü bütün dünyada aynı olsa da, içeriği ve biçimi farklı olmaktadır. 1 Mayıs’ta işçi sınıfına toplanma ve gösteri yapma alanlarını yasaklayan başka bir ülke yoktur. Taksim, işçi sınıfına yasaklanmış alandır. Taksim Meydanı’nın kazanılması, 1977’de kontrgerilla marifetiyle işçi sınıfını sindirme ve terörize edip, dağıtma adımının geri püskürtülmesi, işçi sınıfının özgüvenini kazanması anlamını taşır.

Tatil hakkını kim kazandı?

Yılların mücadelesi sonucunda 1 Mayıs’ın “resmi tatil günü” olarak yasalaşması, Taksim konusunda ısrar etmeyi gerektirdiği halde, sendikalar arasında ayrılık oluştu.

Bunun bir nedeni, 1 Mayıs’ın tatil günü ilan edilmesinin kazanımı konusundaki farklılıktır. Tarihi boyunca ‘1 Mayıs komünist bayramıdır’ diyen Türk-İş yönetiminin, 1 Mayısları 1992’den beri kutlasa bile; işçi sınıfı olgusunu ideolojik olarak içine sindirmemiş olduğu her fırsatta görülür. Türk-İş’in her ortak iş yapma planlaması sırasında, emek hareketini parçalama yönünde harekete geçmiş olduğunu biliyoruz.

Türk-İş 1 Mayıs’ı inanarak kutlamamaktadır. Bu nedenle de 1 Mayıs’ın tatil günü ilan edilmesinde katkısı DİSK ve KESK’ten sonra gelir. 1 Mayıs’ın tatil günü ilan edilmesini işçi ve emekçilerin kazanımıyla değil, AKP’nin ILO ya da AB süreciyle ilgili sayanlar, işçi sınıfına güvenmedikleri için 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz de dememiştir.

Bir sendika 1 Mayıs’ın tatil günü ilan edilmesini kendi kazanımı olarak görmez ise, hükümetten ikinci bir talepte bulunmayı “aç gözlülük”, “şık olmayan bir istek” veya “aşırı ısrar” olarak algılayacaktır. Hem 1 Mayıs’ın resmi tatil olması hem de Taksim’de 1 Mayıs kutlanması talebinin üst üste gelmesinde ısrar etmeyi çok sayan anlayış, tıpkı İstanbul Valisi gibi “makul”ü temsil eder! Bu, en iyimser açıklama olur.

Taksim dışında alan etkili olur mu?

1 Mayıs’ta Taksim değil de, başka bir alanda miting yapılmasını istemenin politik anlamı ise, çok daha farklıdır. Taksim en azından hükümetle (vali ve emniyet müdürüyle) sendikalar ve sosyalistler arasında bir inatlaşma ve iddia meselesi haline gelmiştir. 2007 ve 2008 1 Mayıs’larında bu karşılıklı restleşme yüzlerce gözaltı ve polis terörüyle göğüslenmiştir.

2009 1 Mayıs’ında Taksim konusunda ısrar etmemek, iki yıllık mücadeleyi silip atmak olurdu; aynı zamanda hükümetin dayatmasına boyun eğmek anlamına gelirdi. Hükümet eliyle burjuvazi 1 Mayıs 2009’da iki şey talep etti. Birincisi, 1 Mayıs tatil günü oldu, Taksim’de ısrar etmeyin. İkincisi, çok ısrar ediyorsanız sol-sosyalist grupları dışarıda bırakarak alana gelin. Yani işçi hareketiyle sosyalist hareketin birbirinden ayrılmasını şart koştu.

İşçiler ve sosyalistler birleşin!

Hükümetin işçi sınıfı içindeki ajanı olan Hak-İş Başkanı, bunu televizyon kanallarında (Sky Türk’te) açıkça ifade etti. Demiştir ki, ortak 1 Mayıs’larda kürsüye sahip çıkamıyorduk ve kitlemiz alanı terk ediyordu, sol gruplar ve provokatörler sendikaların yerini alıyordu; 1996 yılında olduğu gibi kürsüyü bile koruyamaz oluyorduk.

Salim Uslu, 1 Mayıs değerlendirmesinde de şöyle demektedir: 1 Mayıs’ın Taksim’de yapılması bizim sayemizde olmuştur ve işçilerle birlikte Taksim’de 1 Mayıs’ı yalnızca Hak-İş ve Türk-İş kutlamıştır; DİSK ve KESK işçi olmayanlarla 1 Mayıs’ı kutlamıştır.

Türk-İş yönetimi ise, vali ve polisin sözünü dinleyerek “Taksim’e başvurduk vermediler, biz de Kadıköy’de 1 Mayıs’ı kutlayacağız” açıklamasının ardından, ne kadar “makul” olduysa da 5 bin kişilik bir mitingi aşamamıştır.

Türk-İş neden zayıf kaldı?

İstediğinde yüzbinleri sokağa döken Türk-İş, neden 1 Mayıs’ta birkaç bin kişiyle baş başa kalmıştır? Bu sorunun cevabı 1 Mayıs’ın özünde vardır. İşçiler sınıf güdüleriyle 1 Mayıs’ı sendika bürokratlarından daha özlü kavramıştır. Türk-İş yönetimine destek vermemiş ve Kadıköy’e gelerek Taksim’deki 1 Mayıs kutlamalarına gölge düşürmemiştir.

Öte yandan, “polis terörü sebebiyle işçilerimiz Taksim’e gelmiyor” diyen Türk-İş solcularının, işçi kitlelerinin en geniş katılımı adına her gün lanetledikleri Türk-İş yönetiminin peşine takılmalarını nasıl açıklayabiliriz? Hava-İş Genel Merkezi Kadıköy’e gitmeyerek tutum alırken, örneğin Deri-İş, Petrol-İş Genel Merkezleri, Türk-İş Şubeler Platformu ne maksatla Kadıköy’de olmuştur?

Taksim dışındaki bir alanda ısrar etmenin, işçilerin katılımını artıracağı varsayımının siyasi bir yanılsama olduğu da açığa çıkmış bulunuyor. İşçiler tatil günü de olsa, izinli de olsalar, onları eyleme çağıranlara güvenmiyorlarsa harekete geçmeyeceklerini bir kez daha göstermiş oldular. Eğer güveniyorlarsa polis copu da, gazı da tazyikli suyu da vız gelir! Gözaltına alınmayı da göze alır. Taksim bunun bir ifadesidir.

Taksim’de kimler vardı?

Taksim’de hem en politik işçi kesimleri KESK ve DİSK üzerinden toplanmıştır; hem de en yoksul, varoşta yaşayan ve çalışan sendikasız, sigortasız işçiler, işsizler; kadınlar ve gençler; doktorlar ve mühendisler; avukatlar ve aydınlar Taksim’de olmuştur. Hepsi Taksim’deki kutlamalara katılamasa bile, bu yolda ve uğurda mücadele etmiştir.

Kadıköy mitingi bu bakımdan hangi sosyal ve sınıfsal kitleleri toparlamıştır? 1 Mayıs’tan önceki günlerde, 2007 ve 2008 polis terörünün korkusunu işçi ve emekçiler arasında yayanlar, “Taksim’e gideceğiz de ne olacak, giremeyeceğiz, dayak yiyeceğiz’’ diyenler; taleplerimiz önemli deyip, işçi ve emekçi kitleleri Türk-İş’in, yani devletin ajanlarının peşine takmaya çalışanlar Kadıköy’deydi.

Korkunun ecele faydası yok! Sanıldığı gibi “makul miting”ler kitlelerin katılımına yol açmamıştır. Taksim’de ise valiliğin makul sayıda kitlesine işçiler sığmamış, taşmıştır. Öbek öbek caddelerde sokaklarda 100’er, 500’er, 1000’er kişilik taburlar halinde toplanan işçiler ve işsizler; gençler ve kadınlar; sendikalılar ve sosyalistler yan yana omuz omuza olmuştur.

Taksim’de polis terörüne rağmen (çeşitli illerden takviyelerle 27 bin polis görev yapmıştır) Kadıköy’den daha kalabalık işçi katılımı sağlanmıştır. 1 Mayıs Taksim kutlaması, işçi sınıfının en politik eyleminden birini, devletin izin verdiği yerde yapmayı reddetmek demektir. Politik olarak devletten bağımsızlığı temsil eder ve polisin belirlediği alanı reddeder.

Sosyalistler ve Türk-İş

Bütün bu açıklama içinde sendikalar cephesinden konuyu anlamak mümkün olsa da (üç konfederasyon başta olmak üzere, politik kulvarlarına uygun 1 Mayıs konumlanması içinde olmuşlardır); Taksim’e gitmeyi CHP’ye yedeklenme olarak açıklamanın hangi ciddi yanı olabilir?

Kadıköy’de CHP milletvekilleri de yer alıyordu, üstelik kontra sendikacı dediğimiz Kamu Sen yöneticileri, ihanetçi geleneğiyle Türk-İş yöneticileri ve Ergenekon’dan lideri tutuklu İşçi Partisi ile aynı siyasi eksende olan Eğitim-İş’in varlığı ortadayken, kimlerin kimin ardına sıralandığı yeterince görülmüyor mu?

Bu anlamda EMEP’in tutumu ayrıca ele alınmak zorunda. Birincisi, sendikalar, işçi sınıfı ve işçi sınıfı partisi algısındaki bozulma artık bir ileri aşamaya geçmiştir ve bu konuda politik olarak İşçi Partisi ile yan yanadır; ikincisi, 1 Mayıs’tan sonraki değerlendirmeleri ile daha da sağcılaşmıştır; “İstanbul’da tek 1 Mayıs yaşanmıştır; o da Kadıköy’de” diyerek en azından bir gerçeği bile yok saymaktadır. UİD DER, İşçi Kardeşliği Partisi, İşçi Cephesi, KÖZ, “işçi sınıfı” adına Kadıköy’de yer almıştır. EMEP için sorduğumuz sorular, doğal olarak bu gruplar için de geçerlidir.

Sendika, işçi sınıfı ve parti

Özetleyerek geçelim: “Sendikalar” işçi sınıfı demek değildir; işçi sınıfının çok küçük bir bölümünü (en çok yüzde 10) temsil ediyorlar. Taban dediğimiz zaman sendikalılarla kendimizi sınırlayamayız.

“İşçi sınıfı”, kendiliğinden “sınıf bilincine” varmamaktadır; Troçki’nin deyimiyle “nesne olan işçi sınıfıyla, bilinçli bir özne olan işçi sınıfı” iki ayrı gerçekliktir. Böyle olmasaydı, “devrim, proletaryayla aynı anda doğardı”; oysa “sınıf bilincine sahip azınlığın sayesindedir ki, işçi sınıfı yavaş yavaş tarih içinde bir faktör haline gelir”.

“Parti”, sendikaları ve sınıfı kendi yanına mı çekmektedir; yoksa sendikaların yanına düşüp, Lenin’in Engels’ten aktardığı deyimle söylersek, proletaryanın “gerisini” mi seyre dalmaktadır.

Kadıköy’ü öne çıkartıp, buradan siyasal hareketlerine mevzi kazan parti ve grupların, “sendikalar, işçi sınıfı ve parti” konularında ideolojik erozyona uğradıklarını; aynı zamanda “devlet-polis” karşısında devletin işaret ettiği “yasal” alanı seçerek ideolojik anlamda da pasifizme düştüklerini ortaya koyuyor. Geriye bir tek “bayram elbiseleriyle” resmi kutlama yapmak kalıyor ki, bunun kendini beğenmişlikle, kendi kendini seyretmekle ilgili yanı var. O da bizim ilgi alanımıza girmiyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 1 Mayıs / sendikalar ve sosyalistler /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.