İşçiler ve sosyalistler

Yunus Öztürk - 14 Mayıs 2009 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

14 Mayıs 2009

http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=4561&pid=19&makale=%DD%FE%E7iler%20ve%20sosyalist%20hareket

1 Mayıs 2009’da işçi ve sosyalist hareketinin Taksim kazanımı, krize karşı birleşik mücadele için yeni bir başlangıç yapmamıza moral ve siyasi avantaj sağlamış bulunuyor. 1 Mayıs’ın öncesinde gerçekleşen 29 Kasım ve 15 Şubat mitingleri de emek hareketine moral veren ve birleşik mücadeleyi sağlamaya çalışan etkinlikler olmuştu.

Ancak tüm olumluluklarına rağmen her üç miting ve etkinlik de önümüzde duran temel sorunları atlamamıza yol açmasın.

Ekonomik kriz ve sendikalar

Ekonomik krize sendikalar görece geç yanıt verdiler. Eylül ve Ekim aylarında krizin etkileri Amerika’dan Türkiye’ye yansıdığı ilk günlerde işçi çıkışları arttı. Türk-İş yöneticileri hemen harekete geçmediler. Ataletlerini sürdürdüler.

Türkiye’de uluslararası krizden önce de işçi ve emekçilerin hayat seviyeleri, ücretleri, çalışma koşulları krizi aratmayacak düzeyde gerilemiş bulunmaktaydı. Uluslararası ekonomik kriz işçi sınıfının hayat şartlarını daha da ağırlaştırdı sadece.

En çok üyeye sahip Türk-İş’in harekete geçmesi için krizin üzerinden 6 ay (15 Şubat mitingine kadar) geçmesi, krizin daha da görünür olması, 1 milyon işçinin işten çıkartılması gerekti. Bu örnek bile Türkiye sendikal hareketinin işçi sınıfından kopuk olduğunun kanıtı sayılır.

Türk-İş, DİSK ve KESK

Sendikal hareketin ekonomik krize yanıt verme görevini Türk-İş yerine getirmeyince görev DİSK’e kaldı. DİSK’in işçi hareketine öncü olabilmesi fiilen mümkün değildi. Hem üye sayısı yetersizdi hem de konfederasyon içinde bütünlük yoktu. DİSK yönetimi kriz ve işçilere etkileri gibi sorunlarla değil, “siyasi” konularla ilgilenmeyi seçmişti. Nitekim, krizin ilk başlarında, 12 Eylül’de İzmir’de gerçekleştirilen miting krizle değil, 12 Eylül rejimine yönelik oldu. Bu mitingi DİSK tek başına düzenlemeyi seçti; birleşik mücadeleye gerekli ilgiden uzaktı.

Hak-İş’in hükümete olan yakınlığı ve sendikal anlayışı sebebiyle sınıf hareketi içinde öncü bir rol oynayacak konumu bulunmuyor. Kamu Sen ve Memur Sen’in de konumları Hak-İş’ten farklı değil.

TMMOB ve TTB ise, politik temsil anlamında çok değerli olmakla birlikte, kitleleri harekete geçirme gücüne sahip değiller; meslek odasının sınırları içindeler.

Bu kompozisyon içinde krize karşı mücadele etmek ve emek hareketinin birleşik mücadelesini sağlamak görevi KESK’e kaldı. KESK en iyi durumda olduğu için değil, işçi sendikaları bu görevi yerine getirmediği için öne çıktı.

Oysa çok değil, krizden birkaç ay önce Ağustos ayında toplugörüşme sürecinde KESK’in medyada görünür olsa da pratikte yetkisiz ve etkisiz hali ortaya çıkmıştı. KESK Haziran ayında gerçekleşen kongresinin yarattığı sorunlar sebebiyle örgüt içinde bütünlüğü sağlayamamış, sorunlarını çözememişti.

Politik öngörü gerekli

Sınıf mücadelesi bize bütün sorunlarımızı çözerek karşısına çıkmamıza olanak vermeyebiliyor. Bütün sorunlarımızla beraber 29 Kasım Ankara mitingi sendikal hareketin yukarıda genel hatlarıyla özetlediğimiz koşullarında gerçekleşti.

KESK yönetimi kriz karşısında ilk büyük mitingi gerçekleştirmek üzere harekete geçtiğinde Türk-İş’ten olumlu yanıt almadı. DİSK yakın zamanda (12 Eylül İzmir Mitingi) miting yapmıştı. TMMOB “meslek örgütü” olduğunu hatırlayarak “siyasi” mitinglerin bileşeni olmayacağını ileri sürüyordu.

Geriye Tabipler Birliği’nin politik desteği ile sol, sosyalist örgütlerin katılım desteği kalıyordu. KESK’in politik tutumunu destekleyen Eğitim Sen’lilerin yoğun katılımı ile örgütlediği 29 Kasım Ankara Mitingi fiilen KESK ile siyasi örgütlerin ortak/birleşik mitingi oldu.

İşçi ve emekçi sınıfların en politik ve örgütlü kesimlerinin kriz karşısında harekete geçmeye karar vermesi ve bu kararın tabandan görece yankı bulması, mitinge 100 bine yakın katılımın gerçekleşmesiyle birlikte krize karşı ilk kitlesel karşı çıkış ortaya konmuş oldu.

Birleşik mücadele ve Türk-İş’in önemi

29 Kasım mitingi “kriz karşısında tek başına kalınsa da KESK harekete geçmek zorundadır” diye özetleyebileceğimiz bir politik tespit üzerinden ve sosyalist siyasal örgütlerin kitlesel katılımıyla gerçekleştirildi.

29 Kasım mitinginin gerçekleşmesiyle birlikte DİSK, Türk-İş ve TMMOB’da ve sosyalist örgütlerde KESK’in tutumu ve konumu konusunda “olumlu” bir izlenim oluştu. Bunun üzerine hem bölge mitinglerine girişildi hem de İstanbul’da merkezi bir miting yapılmasının önemi öne çıktı.

Birleşik mücadele için Türk-İş’in katılımını sağlamak önemlidir. KESK bu önemin altını çizen ve ısrar eden bir siyasal hat izledi ve 15 Şubat mitingi DİSK, KESK ve Türk-İş’in öncülüğünde gerçekleşti.

Bunun da bir bedeli oldu: TTB ve TMMOB ile sosyalist örgütler kendilerini dışarıda bırakılmış hissettiler.

Bu duygunun oluşmasında önce DİSK ve KESK’in yedi örgütle birlikte miting kararı alması, ardından Türk-İş’in İstanbul’da ayrıca miting yapacağını açıklamasının yol açtığı kriz ve çözüm yolu rol oynadı. Nihayetinde iki mitingi birleştirme uğruna üç örgütün çağrıcı olduğu bir mitingi gerçekleştirip, diğerlerinin katılımcı konumda kalması gerekti.

Türk-İş önemli… Ama her şey değil

15 Şubat mitinginde Türk-İş’in yer alması için taviz vermek, miting tarihlerini birleştirmek, düzenleme komitesini sadeleştirmek gerekliydi. Bu şekilde hareket edilmesinde 1 Mayıs 2009’da Türk-İş’le birlikte hareket etme isteği vardı. Sermayeye ve ekonomik krize karşı birleşik mücadele için gereken yapılmalıydı. Türk-İş dışında herkes görevini esas olarak yaptı. Türk-İş bir de onun peşine takılan siyasetler (EMEP vd.) sorumsuzluk sergilediler.

En çok üyeye sahip işçi konfederasyonu olmasına rağmen Türk-İş “her şey” değildir. Durumu abartıp işçi sınıfı ile Türk-İş’i eşitlemek siyasal saçmalık olur. Sosyalistler açısından işçi sınıfının siyasallaşması meselesi gözardı edilemez.

Nitekim, Türk-İş’in Taksim konusunu valiliğe teklif edip, ısrar etmemesi kasıtlı bir tutum olmuştur. “Teklif var ısrar yok” siyaseti, Türk Metal’in 15 Şubat mitinginden kalan öfkesi ve DİSK’le birlikte hareket etmemekte diretmesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Öyle ki, Türk-İş’in 1 Mayıs tertip komitesinde Türk Metal iki üyeyle yer alacak kadar ağırlık koymuştur. Bütün bunlar gösteriyor ki, “birleşik mücadele” konusunda Türk-İş yönetimi yeterince kararlı değildir. Devletin siyasetini tekrar etmektedir.

Kriz karşısında yan yana durmaktan kaçamayan Türk-İş yönetimi 1 Mayıs konusunda ayrı durmayı tercih etmiştir. Dolayısıyla Taksim’i zayıflatıp DİSK, KESK ve 70 örgütü “tecrit” etmeye, “adli vaka” durumuna düşürmeye kalkmıştır.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymamış, Taksim etrafında sembolleşen ve birleşen sendikalar ve sosyalist örgütler ortak hareket etme kararı alarak doğru bir tercih yapmışlar, olumlu sonuç alınmasına katkı yapmışlardır.

1 Mayıs ve yeni dönem

1 Mayıs’ta siyasal işçi hareketinin Türk-İş bürokrasisinin “bölücü” Kadıköy mitingine itibar etmemesi ve “makul” sayıyı da aşarak Taksim Meydanı’na girmesi gelecek için anlamlıdır. Ne eksik ne de fazla anlam yüklenmelidir.

1 Mayıs 2009’un ikinci başarısı sosyalist hareket ile sendikal hareketin birlikte örgütledikleri bir eylem olarak 1 Mayıs’ın Taksim’de gerçekleşmiş olmasıdır. Bu ortak hareket etme zemininin sürdürülmesi değerlidir; önemlidir.

Birleşik mücadele için zaman zaman Türk-İş’e taviz verip gerektiği zaman ayrı durmayı başaran bir işçi ve sosyalist hareketin birbirine güveni son derece anlamlıdır.

Ancak bu yetmez. Sendikal hareketin ve sosyalist işçi hareketinin birlikte güçlenmesi gerekir.

Bunun bilinen biricik yolu, önce sosyalist hareketin işçi sınıfına siyasal pratik olarak önem vermesi, planlı bir yönelişe geçmesi, işyerlerinde her seviyede örgütlenmesidir. Bu yeni yönelişin temel ayağıdır.

Sendikal yönetimlerin sosyalist örgütlerle demokratik bir ilişki kurması ise, çok daha zordur. Çok da tercih ettikleri bir yol değildir. Sendikacıların yönetim kaygıları vardır. Bu nedenle de işçi ve kamu emekçileri sendikalarında bir yenilenme, tabanın söz ve karar sahibi olacağı yeni bir süreci öngörmek gerekir. Bu doğrultuda sabırla çalışmak, gençliğe ve kadınlara sendikal ve siyasal yapılarda yer açmak bilinçli bir tercih olmalıdır.

Yeni bir başlangıç için…

Önümüzde iki görev duruyor: Birincisi, sendikal hareketin ekonomik krize karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmek üzere acil talepler üzerinden bir mücadele programının gündemleştirilmesi gerekli. İş saatlerinin düşürülmesi, hesap defterlerinin açılması, üretimin denetlenmesi vb. ileri sürülebilir.

İkincisi, emek mücadelesinin siyasal alanda yaşanan sorunlarını; başta Kürt sorunu olmak üzere anayasa ve demokratik özgürlükler konularının çözüm gücü olduğunu ortaya koyacak birleşik bir sosyalist partinin, bir kitle partisinin gerekliliğine işaret etmeliyiz.

Yeni bir başlangıç, 29 Kasım, 15 Şubat ve 1 Mayıs eylem ve etkinliklerinde uç veren, işçi sınıfı ve emek hareketinin sosyalistlerle birleşik yürüyüşü üzerinden gelişebilir. Yani “emek ve özgürlük” mücadelesinin birleşik hareketi, yeni bir başlangıç için gerekli moral, siyasi üstünlük ve zemini sağlayabilir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 1 Mayıs 2009 / işçiler ve sosyalistler /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.