2009 Siyasal Süreç, KESK Kongreler Süreci ve Yaşadıklarımız

Sol Defter- Haber - 28 Haziran 2009 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Ergenekon davası sürecinde ortaya çıkan belgelerden biri de Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanmış “Bilgi destek Faaliyeti Eylem Planı”. Bu plana göre toplamsal yapı bütünüyle Genelkurmay Başkanlığının isteklerine göre biçimlendiriliyor. Günümüz demokrasi anlayışlarının olmazsa olmaz ilkeleri olan çoğulculuk, azınlık haklarının korunması, düşünce özgürlüğü gibi özellikleri bu planın uygulanmasıyla bütünüyle ortadan kaldırılıyor. Tek devlet, tek millet, sınıfsız kaynaşmış bir toplum görüşü topluma benimsetilmeye çalışılıyor. Böylelikle ordunun siyasete hakimiyeti daha da güçlendirilerek sürdürülmek isteniyor. Plan her ne kadar Eylül 2007’ de yürürlüğe konmuşsa da, ordunun siyaset üzerindeki vesayetini dikkate alırsak, benzer belgelerin (bir zamanların milli güvenlik siyaset belgesi gibi) öteden beri siyasetimizi yönlendirdiğini; toplumsal yapımızı biçimlendirdiğini, önemli toplumsal olaylara sebep olduğunu, bu nedenle insanlarımızı pek çok acı olayla karşı karşıya getirdiğini çok kolayca söyleyebiliriz.

Çok partili siyasal düzenin bir türlü kurumlaşamamasını, toplumda çoğulcu bir demokrasi kültürünün gelişememesini; sivil toplum ve demokratik kitle örgütlerinin hep cılız kalmasını; devletten bağımsız bir burjuva sınıfının gelişmemesini de bu belgelerin ve müdahalelerin bir sonucu olarak görebiliriz.

Fakat Ordunun tek başına bu belgelerle ve müdahalelerle bütün bunları başarabildiğini söylemek de akla aykırı. Darbe günlüklerinden de anlıyoruz ki genelkurmayın bu türden çalışmaları toplumun her kesiminden kişi ve kurumun desteğini alıyor; toplumsal yapı adeta demokrasiyi öteleyen, darbeleri ve müdahaleleri çağıran bir hazır bulunuşluğa sahip. Şili’de darbe karşıtlığının simgesi parlamentoda direnerek ölen Başbakan Allende… Bizde darbe destekçiliğinin sembolü şapkasını alıp giden Başbakan Demirel… Allende’nin direnişi hiç olmazsa hayatının sonlarına doğru Pinochet’nin dünyada sığınacak yer bulamamasına sebep oldu. Pinochet’e itibarsız şekilde öldü. Bizde darbe şefleri hala el üstünde tutuluyor. Öldüklerinde de devlet töreni düzenleniyor. Bu nedenle Ergenekon sanıkları arasında bu kadar sağdan ve soldan yazarçizer, prof, doktor olmasına şaşırmamak gerekiyor.

Solun en dağınık, en etkisiz, kafasının en karışık olduğu dönemde bile Eğitim Sen’in etkili bir muhalefet örgütü olması dost-düşman herkesin dikkatini çekmiştir. Böyle bir örgütü özellikle darbe hazırlayıcılarının hesap etmemesi, onun üzerine çeşitli hesaplar yapmaması düşünülemez. Nitekim Genelkurmayın “Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı” metninde sivil toplum örgütlerinin “güvenilir kişiler” üzerinden “dolaylı” ve “örtülü” şekilde “kullanılması”, “etki edilmesi” ve onların Genelkurmayın amaçları doğrultusunda “harekete geçirilmesi” öngörülüyor. Söz konusu Eğitim Sen gibi bir örgüt olunca ona etki edilmesi ve kolayca harekete geçirilmesinin zorluğunu herkes teslim edecektir. Bu nedenle Eğitim Sen’le uğraşmak daha sistemli olacak, yılları alacak, ona kapatma talimatları ile dava açılacak ve örgüt önemli bir zaman ve enerji kaybına uğratılacaktır. Kadrolarında ve tabanında akılalmaz tartışmalar başlatılacak, omuz omuza mücadele eden kişiler, gruplar bir birlerinden şüphe duyar hale getirilecek ve yeni bölünmelerin yolu böylece açılmış olacak.

2002–2007 dönemi Ordunun 28 Şubat sürecinden sonra siyasette tekrar inisiyatif alma mücadelesinin yoğunlaştığı dönem olarak belirleniyor. Bu dönem içinde Eğitim Sen’in tabanında maruz kaldığı pek çok tartışmayı bu plandan bağımsız değerlendiremeyiz. ‘Toplantılarında neden bayrak asılmadığı; istiklal marşı söylenmediği’, ‘Eğitim Sen’in gelişen irticaya karşı neden tavır almadığı.’  ‘Neden ana dilde eğitimi savunduğu’. ‘Eğitim Sen’in neden Kürtler lehine siyaset yaptığı…’ İşyerlerinde bitip tükenmez şekilde tartıştırıldı. Bu tartışmalar anlaşılıyor ki kendinden menkul, kendiliğinden ortaya çıkan tartışmalar değildi.

Bu tartışmalar Eğitim Sen’in örgütlenmesinin önünde önemli bir set oluşturdu. Örgüt, üye kaybetmeye başladı. Daha kötüsü, tartıştırılan konular örgüt içinde taraftar bulmaya başladı. Tarafların tartışmaları örgütü içe kapadı. Nihayet örgüt ‘yetkili sendika’ konumunu kaybetti.

Kapatma davasıyla son bir darbe vurulması, yönlendirilemiyorsa yok edilmesi; yerine etki edilebilir bir sendikanın oluşturulması, planın son aşaması olarak uygulandı. Ancak kadrolarının direngen tutumu ve sağduyulu tavrı bu yok olma sürecinin önüne geçti.

Genelkurmay Eğitim sen’i yok edememişti ama ona önemli ölçüde etki ettiği, içinden yandaşlar devşirdiği, kafaları karıştırdığı da bir gerçekti.

Eğitim Sen içindeki siyasal grupların, bu arada DSD’nin iç tartışmalarını da bu süreçten bağımsız olarak ele alamayız. Başta Kürt sorunu olmak üzere, laiklik ve irtica meselesi gibi ülke gündemini işgal eden konularda fikri farklılaşmaları ve siyasal tutumları bu etki altında okumak gerekir.

DSD içinde hiç bir düşünsel, felsefi ya da ideolojik tartışma yapılmaksızın ortaya atılan ‘devrimci-liberal’ saflaştırması bu etkinin bir tezahürüdür.  ‘Devrimci’ sıfatını kendilerine ‘liberal’ sıfatını da karşılarındakilere yakıştıranların asıl meseleyi gizleme gayreti ve ‘cambaza bak’ tavrıyla dikkatleri başkalarına yöneltmesi; yeni sürecin ‘ehlileştirilmiş’ yeni aktörleri olma bilinciyle saflarını sıklaştırmalarının ilk adımları olarak yorumlanmalıdır.

Benzer bir sürecin ÖDP’de de eşzamanlı olarak başlatıldığını ve devam ettirildiğini biliyoruz. Ufuk Uras’ın yeniden Genel Başkanlığa seçilmesi, Kürt muhalefetiyle ittifakı ve 2007 Temmuzunda bağımsız milletvekili seçilmesi, Türkiye’deki solu sistemin mağdurlarıyla bütünleştirme çabası ve potansiyeli, parti içindeki statükonun hedefi haline geldi. Bu nedenle ‘devrimcilik-liberallik’ sıfatları yukarıda söz ettiğimiz nedenlerle burada da kullanıldı. İşin garip tarafı, partiyi asıl kendi ukdesinde görenler, kendi onayı olmaksızın partiye çaycı bile aldırmayanlar, partiye sahip çıkma ve Ufuk Uras’ı karalama kampanyası başlattılar. Ufuk Uras’ın liberalliğinden, partiyi sağa kaydırdığından, partiyi Kürtlere teslim ettiğinden dem vurdular. Sonuçta, parti kendi kuruluş felsefesine siyasi mücadele birikimine ters düşecek bir siyasi yönelime girdi.

Bu durum partide kutuplaşmaya, ikili bir yapının ortaya çıkmasına neden oldu. Parti meclisi bu ikili duruma göre şekillendi. Parti MYK’sı bu parti meclisine göre oluşturuldu. Böylece, partiyi siyasal arenada etkili kılacak çalışmaların önü kesilmiş oldu.

2005 KESK genel kurulunda aşılması gereken bir sorun olarak ortaya çıkan siyaset alan ilişkisindeki çarpıklık 2008 Genel Kurullar sürecinde bütünüyle derinleştirildi. Parti hukukumuza, kuruluş felsefemize ve siyasal anlayışımıza ters düşecek bir şekilde, yandaş gördükleri ve ‘partiye sahip çıkan’ bir kısım DSD’liye açık destek verdiler. Diğer siyasal anlayışlara bunları adres olarak gösterdiler.

ÖDP fikriyatına has, alanın kendine özgü koşulları dikkate alınarak yapılacak örgütlenme çalışmaları doğru bir yöntemdi. Ancak tahrif edile edile bu duruma kadar getirildi. Böylece KESK’e bağlı sendikalarda genel kurul süreci bu farklılaşma üzerine inşa edildi. Genel kurullarda olması gereken sorunlara ve siyasal duruma ilişkin tartışmalar, belirlemeler, çözüm önerileri ‘liberalleri’ tasfiye amacının gölgesinde kaldı. İlkesiz ittifaklar, gayri ahlaki tutumlar, günü kurtarmaya dönük faydacı yaklaşımlar genel kurullar sürecine hakim oldu. Sonuçta DSD zaafa uğratıldı. Önceki döneme göre küçültüldü. İtibar kaybına uğratıldı.

DSD’nin düşürüldüğü bu durum nedeniyle Eğitim Sen ve KESK Genel Kurulları siyasetlerin tartışıldığı, önergelerin birbiriyle yarıştığı, örgütün geçmiş üç yılının değerlendirildiği,  gelecek üç yılının planlandığı bir genel kurul olamadı.

Sonuç olarak; Türkiye solunun pozitivizmle biçimlenmiş fikri dünyası günümüzün siyasal ve toplumsal koşullarında bir kez daha kendini üretiyor. Düzenin kuruluş felsefesiyle akrabalık ilişkileri başka bir bağlamda yenilenerek/tekrar edilerek; ama dün olduğu gibi bu gün de halkına yabancılaşarak devam ediyor.

Siyasal tarih, sağcı, milliyetçi yükselişin halkları birbirine düşürme noktasında olduğu; emeğin kadrinin bilinmediği, emekçilere dönük saldırıların alabildiğine yoğunlaştığı bir dönemde, siyasal bir çıkış arayışında olan solcuların, sosyal demokratların, sosyalistlerin; devrimcilerin tarihin her döneminde olduğu gibi bu döneminde de bir karalama ve kuşatma kampanyasıyla yüz yüze geldiklerini dün olduğu gibi bu gün de yazacaktır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: KESK / kongreler süreci /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.