“İki Dil Bir Bavul”

Yunus Öztürk - 12 Kasım 2009 - Teorik Tartışmalar / Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

12 Kasım 2009

İlköğretim okuluna İngilizce konuşulan bir ülkede başlasaydınız ve öğretmeniniz de hiç Türkçe bilmemiş olsaydı; çocuk yaşınızda ne yapardınız? Kendinize güveniniz artar mıydı?


“İngilizce konuş, okulda İngilizce konuşulur” diyen bir öğretmen, sizi sürekli uyarsaydı, ilkokul birinci sınıf öğrencisi olarak acaba neler hissederdiniz?

Milliyetçi bir Türk’ün gözünüzde canlandırmasını istediğimiz bu kurmaca okul ortamı, gerçek hayatta yani sömürge ülkelerde örneğin Britanya Devletinin egemenliğindeki Hindistan‘da ya da Fransız egemenliğindeki Cezayir‘de fiilen yaşandı.

İkinci kuşak Türklerin Almanya‘da ve ulusal kimlik mücadelesi veren Türklerin Bulgaristan‘da muhatap kaldığı benzer durumların özü, ilköğretim öğrencilerinin anadillerine rağmen egemen ulusun diliyle eğitim yapma zorunda kalmış olmalarıdır.

Türkiye’de durum ne kadar farklı?

Türkiye’de Kürtçe anadiliyle konuşan köylerdeki ilköğretim okullarında Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkçe dilinde zorunlu eğitim uygulaması nasıl yapılıyor? Bunu ilk ataması Urfa Siverek’e bağlı bir köye çıkan Denizlili öğretmenin yaşadıkları üzerinden yapıyor.

İki Dil Bir Bavul, isminden de anlaşılacağı gibi bir öğretmenin iki dilli bir toplumda hem de öğrencilerinin bilmediği bir dilde (öğretmenin de Kürtçe bilmediği koşullarda) birinci sınıf öğrencilerine zorunlu olarak ikinci bir dil öğretmesinin tirajikomik öyküsüdür. Anadilde eğitimin neden bir eğitim ve bilim gereği olduğunu bize somut olarak anlatan film, birleştirilmiş sınıflı (beş sınıfın birarada eğitim yaptığı) bir köy okulunda geçiyor.

Profesyonel sinema oyuncularının yerine gerçek kişilerin rol aldığı film, sinema tekniği ve film kalıpları açısından eleştirilebilir olsa bile, son derece gerçekçi çekilmiş. Filmi izleyince doksan dakika boyunca kendinizi Siverek’te bir sınıfın içinde, öğretmen ve öğrencilerle birlikte yaşamış gibi hissediyorsunuz. Gerçek bir tanıklık yaşıyor ve anadilinde eğitim talebinin gerçek bir sorunun ifadesi olduğunu anlıyorsunuz.

Dilbilim ve pedegoji açısından bilimsel bir eğitim yöntemi olarak hiçbir zaman görülmemiş olan bu uygulamanın, “sömürge” ülkelerde, “göçmen işçi”lerin yaşamlarında ya da “azınlık” ulus olunduğunda karşılaşıldığını görüyoruz.

Egemen ulusun diliyle zorunlu ilköğretim uygulaması esasen egemen burjuvazinin siyasal ve iktisadi nedenlerle dayattığı bir baskıdır.

Türkiye’de bugüne kadar ilk tayini Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun köylerine çıkan öğretmenlerin karşılaştığı “dil” sorunu, öğretmenler arasında anı olarak anlatılan binlerce trajikomik hikayeden ibaretti. Kapalı bir çevreyle sınırlı kalan “mesleki” zorluk kapsamında ele alınan bir sorundu.

1940 – 1960 kuşağı eğitimcilerinde, hiç Türkçe bilmeyen öğrencilere beş yılda Türkçe öğretip diğer derslerini de Türkçeyle işlemiş olmak, gerçek bir “başarı” sayılırdı. Bu yaklaşım farklı düzeylerde sonraki yıllarda da devam etti. Hatta geri kalmışlıktan kurtuluşun ilk adımı olarak Türkçe öğretilmesi gerektiğine dair bir inanç hakimdi eğitimciler arasında.

İlerlemeci tarih felsefesiyle, pozitivist bilim anlayışıyla yoğrulan ‘çağdaş öğretmen’, Doğu’ya medeniyeti götürmek, geri kalmışlığa son vermek inancıyla Türkçe öğretiyordu.

1970’lerin başından başlayarak 1980’li yıllarla atan biçimde “Türkçe” öğretimi siyasal içeriği apaçık ırkçı-faşist bir siyasal kimliğe bürünen bir hal aldı. Hem aşırı sağ ideolojinin etkisindeki ülkücü öğretmenler hem de 12 Eylül rejiminin dayattığı politikalar hem de yaşanan savaş ortamında Türk-İslam senteziyle yetişmiş genç öğretmenler bir ulusal ve siyasal baskının aracı olarak hizmet gördüler.

Niyetleri ne olursa olsun açık seçik olan şu ki, geri kalmışlıktan kurtulmak eğer “geçerli” bir dil öğrenmek ile mümkün olacaksa, bunun Türkçe eğitimle değil İngilizce eğitimle olması gerektiği ortada değil mi?  Söz konusu olan eğitim dili. Yoksa gündelik hayatta ilişki kurabilmek için Türkçe öğrenmemek değil. Türkler ‘modernleşmek’ için İngilizce öğrenirken, Kürtler neden eğitim dili olarak Türkçe öğrenmek zorunda kalsın ki?

“Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyalarıyla geçen on yılların sonucunda ortaya çıkan şu ki, Kürt halkı Türkçe öğrenmekten geri durmadığı halde, kendi dillerinde eğitim ve öğretim talep etmekten de hiç vaz geçmemiştir. Siyasal düzlemde yükselen Kürt ulusal mücadelesi anadilde eğitim talebinin gündemleştirilmesini sağlayan önemli siyasal etkenlerden biri olsa da, bu talebi uzun yıllardır dillendiren ve bunun ağır bedellerini ödeyen Demokratik Öğretmen Hareketi ve onun bugünkü temsilcisi Eğitim Sen’in çabası unutulmamalıdır.

Bugün “Kürt Açılımı” diye demokratik çözüm sürecinden söz edilen bir dönemdeyiz. Egemen ulusun burjuvazisinin uyguladığı siyasal ve askeri politikaların iflas ettiği ise ortada. Artık düne kadar tabu sayılan Kürtçe dilinde yayın yapan bir devlet televizyonu bile var.

Öte yandan Kürtçe’nin eğitim dili olarak kullanılmasından hala uzağız. Ya da Kürt diliyle mitingde konuşma yapmak hala suç sayılıyor. Egemen sınıfların kararsız, korkak duruşu, iki vitesli açılım politikaları önümüzde dikensiz bir gül bahçesi olmadığının da kanıtıdır. Burjuvaziye güvenmemiz için özel bir neden yok.

Eğitimciler açısından sorun daha farklı: Öğretmenlerin anadili Kürtçe olan bir bölgede iletişim kurmasının tek koşulu olarak öğrencilerin ikinci bir dil (Türkçe) öğrenmesi şart koşuldu. Anadili Kürtçe olan bölgelerin aynı zamanda son derece yoksul olması sebebiyle de onların Türkçe bilmemesi bir geri kalmışlık işareti kabul edildi; Kürt olmaları ve anadilleriyle yani Kürtçe konuşmaları eksiklik olarak görüldü.

Her ne kadar anadilde eğitim yapılması gerektiğini eğitim bilimciler, Eğitim Sen gibi sendikalar, Kürt halkının dil, kültür haklarının verilmesini isteyen siyasi partiler bugüne kadar savunmuş olsalar da İki Dil Bir Bavul filmi aracılığıyla bu sorunun gerçek boyutlarının gözler önüne serilmesi ve kitlelere aktarımı çok önemlidir.

Bu filmi sadece izlemek değil, aynı zamanda çevremize de izletmek, milliyetçi ve ırkçı resmi ideolojinin tutarsızlığını ortaya koymak için değerli bir fırsat verecektir.

(http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=5909&pid=19&makale=)


Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ana dil / Kürt sorunu / Sinema /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.