25 Kasım Grevinin Ardından

Yunus Öztürk - 27 Kasım 2009 - 2011 KESK Kongresine Giderken

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

27 Kasım 2009

(http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=6027&pid=19&makale=Grevin%20ard%FDndan…)

25 Kasım grevinin doğru analiz edilmesi, gereken sonuçların çıkartılarak önümüzdeki dönemin mücadele politikalarını belirleyecek olasılıklar üzerinde tartışmamız hem gerekli hem önemli.

Gerekli, çünkü grevin ardından izlenecek yolun köşe taşlarını oluşturmamız ve süreci planlamamız gerekli.

Önemli, çünkü 25 Kasım grevi örgütlenme sürecinin bütün eksiklerine rağmen toplumsal bir meşruluk taşımakta, AKP hükümeti, sermaye ve yandaş sendikalar dışında emek dünyasının geri kalanını bir araya getirmiştir.

Grevden önce ve sonrasına dair bazı sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

1. İki milyon kamu emekçisi 25 Kasım’da ekonomik krizin bedelini ödemeyeceğini, hükümetin ve kolluk kuvvetlerinin baskılarına boyun eğmeyeceklerini, grev hakkını grev yaparak almakta kararlı olduklarını ortaya koydular.

2. KESK’in çağrısıyla bir araya gelen konfederasyonların çeşitli seviyelerde katıldığı ya da destek verdiği greve, iki konfederasyon (Memur Sen ve Hak-İş) katılmadı, destek vermedi. Grev, emek hareketinde pratikte bir ayrışmayı ortaya koydu: Ya işçi ve emekçilerin, yoksulların çıkarlarını savunacak taleplerle bir mücadele yürütüp 25 Kasım’da greve çıkacaksınız ya da hükümete süre vererek destek olacaksınız ve krizin bedelini ödeyeceksiniz.

3. Mücadele anında bu iki seçeneğin dışında üçüncü bir seçenek, orta yol bulunmuyor. Bu nedenle de Memur Sen’in 18 Kasım’da ilan ettiği göstermelik eylem, Hak-İş ile birlikte iki konfederasyonun yöneticilerinin pratikte hükümetin yanında yer almasını ve grev gününde de greve katılmayarak bilinçli bir biçimde “grev kırıcı” konumda kaldığı tescil etmiştir.

4. Başbakanın grevi “yasadışı” ilan etmesi, yasada grev hakkının bulunmaması ve uzun zamandır sendikaların tabanlarından kopmuş olmaları greve katılımı zayıflatmıştır. Öte yandan yerellerdeki işyeri çalışmaları, greve diğer konfederasyonların destek verip katılma kararı alması, en önemlisi de AKP hükümetinin uyguladığı politikaların emekçilerde ve halkta yarattığı tahribat greve katılımın beklenin üzerinde olmasına yol açmıştır.

5. Grevin taleplerinin yalnızca kamu emekçilerin ücret talepleriyle sınırlanmamış olması önemli olmuştur. Grevin talepleri iki başlıkta toplanabilir. Birinci grupta, toplusözleşme ve grev hakkı, yeterli ücret, sözleşmeli değil kadrolu çalışma, emekçilerden çeşitli adlar altında ve zorunlu olarak toplanan kesintilerin (KEY ve İLKSAN) geri ödenmesi yer alıyordu. İkinci grupta, halkın yani kamu hizmeti alanların istekleri yer aldı: Parasız eğitim, parasız sağlık, işten çıkartmalar yasaklansın, demokratik hak ve özgürlükler, barış ve bir arada yaşam.
6. Grev etkili olunca emek dünyasının karşıtları da saldırıya geçti. Başbakanın “yasaları uygulayacağız” açıklaması grevi kıramadı. Bu kez hükümetin denetimindeki boyalı basın devreye girdi: “Vatandaş mağdur oldu” edebiyatı öne çıktı. Birkaç tren seferinin aksamasını televizyonlar döne döne yayınladılar. KESK’in kitlesel eylemleri yerine Kamu Sen’in eylemlerini yayınlamayı tercih ettiler.

7. Grev toplumsal destek buldu: AKP hükümetinin ve kapitalist devletin mağduriyetinin ezdiği ve yoksullaştırdığı; ötekileştirip inkâr ettiği kitleler, eğitimin faturasını ödeyip, sağlıkta muayene ücreti, katılım payı ödeyen hastalar ve yakınları, özelleştirme mağduru işçiler, asgari ücretle ya da emekli aylığıyla sefalet içinde yaşayanların öfkesi grevin meşruluğunu sağladı. İşsizler, gençler ve kadınlar biliyor ki, doğalgaza, elektriğe, ulaşıma gelen zam, ücret zamlarının yanında devede kulak kalıyor. Gelecekten umutsuzluk artıyor. Bu nedenle 25 Kasım grevi halk arasında “Mağdur olduk ama greve hak veriyoruz” fikrini çoğaltmıştır.

8. Kamu hizmetlerinde ilk kez bu çapta bir aksama yaşandı. Grevin büyüklüğü hizmetlerin aksamasını da büyütmüştür. Ancak bunu sorumlusu çalışanlar değil, çalışanları greve çıkmaya zorlayan AKP hükümeti olmuştur. Toplumda işçiler dışında grev alışkanlığı olmadığı için, halk arasında grev bilinci yeterince oluşmamış olması da kimi tepkilerin ortaya çıkmasına yol açmış olsa da, esas olarak grevin etkisini azaltmak için medyanın bilinçli çarpıtması için kullanılmıştır.

9. 25 Kasım’dan sonra kamuoyu artık biliyor ki, kamu emekçileri eğer grev kararı alırlarsa, bunu uygulayacaklar ve hizmetler duracaktır. Diğer ülkelerin deneyimleri de gösteriyor ki (örneğin Fransa’da) halk kitleleri emekçilerin grevinin anlamını öğrendikçe, onlara hak vermişler, daha bilinçli hareket etmişlerdir. Mücadele öğreticidir ve kitlelerin öğrenme, bilinçlenme süreci belirli bir zamanı gerekli kılıyor. Böylece halk hem desteğini verip hem de önlemini alacaktır.

10. “Grev” kavramı bir sınıfsal anlam taşır. Kamu emekçilerinin memurluktan emekçiye olmaya doğru yaşadıkları yoksullaşma sürecinin bilinç düzeyinde kavranmasına katkı yapacaktır. Grev öncesinde birçok eğitim emekçisi kendisini “Biz işçi değiliz” diyerek tanımlarken, grev ertesinde emekçi kimliğinin bilince çıkartılması, kabul görmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle 25 Kasım’a da “bu grev değil, uyarı eylemi” demek, gündemden düşmüştür. Emekçi kimliği ve bilinci kamu çalışanları arasında daha da güçlenecektir.

11. Grevin ertesinde işyerlerinde idareci-çalışan ayrımı, sınıfsal bir anlam kazanacaktır. Örneğin, işyerlerimize, yani çalıştığız okullara “Bu işyerinde grev var” pankartı asmak istediğimizde okul idarelerinin verdiği ilk tepki “Burası işyeri, fabrika değil ki” oluyordu. Grev pankartlarını mücadele ederek asmamızın ardından ve grevi gerçekleştirmemizle birlikte işyerlerindeki çelişkilerin sınıfsal ve siyasal yanları kuvvetlenecektir.

12. Halkın greve katılımı ve desteği eğitim iş kolunda veli ve öğrencilerin katılımıyla ifade oldu. Öğretmen ile veli-öğrenci arasında grev öncesindeki güvensizliğin giderilerek yerini dayanışmaya bırakmasının önü açılmıştır. Böylece Veli-Öğrenci –Öğretmen örgütlenmesinin olanakları artmıştır.

13. Grev, kamusal alanda sınıfsal dili konuşmamızı hızlandıracak, sınıfsal bakış açısını yaygınlaştıracak bir etki de yapacaktır. Grev sayesinde memur-işçi ayrımını azalacak, işsizle, işçiyle, yoksul halkla kamu emekçilerinin buluşması mümkün olmuştur. En genel anlamıyla işçi hareketinin çeşitli kesimleriyle ortak mücadele olanakları düne göre daha çok artmıştır.

14. Sendikalar Yasasının gündemde olduğu koşullarda “memur”ların grev yapması, yasaları ileri sürüp mücadeleden uzak duran işçi sendikalarının kimi yöneticilerinin açıklamakta zorluk çekecekleri somut bir durum yaratmıştır. “Yasadışı grev” mümkünse, işçi sendikaları da gelecek seferde kamu emekçileriyle eşit şartlarda birlikte grev yapma olanağını doğmuştur. Birleşik mücadele, çalışanların ortak örgütlenmesi ve sendikal hareketin yeniden şekillenmesi hakkında tartışmaların somut zemini vardır.

15. Emek hareketi artık Ankara’da merkezi mitinglerle kendini sınırlayamaz. Mitingleri aşan grev eylemi gerçekleşmiştir ve şimdi sıra “genel grev” de dâhil etkili olacak eylemleri, yeni grevleri örgütlemektir; emekçiler kendi güçleri 25 Kasım greviyle birlikte görme olanağını bulmuştur; özellikle alan eylemleri bunu görmek için iyi bir olanak olmuştur.

16. 25 Kasım grevi, 29 Kasım 2008 Ankara Mitingiyle başlayıp 2009 yılında 15 Şubat ve 1 Mayıs’la devam eden krize karşı birleşik mücadele fikrinin yeniden gündeme getirilmesi için bir fırsat olarak algılamak gereklidir. 25 Kasım grevinin ardından “Krize karşı pazara çıkalım” kampanyalarına hiçbir işçi eskisi gibi kolay ikna olmayacaktır.

17. Sendikalar işçi sınıfının ve işsizlerin; emeklilerin, gençlerin ve kadınların ekonomik kriz karşısında uğradığı kayıpların geri alınması mücadelesinde ısrarcı ve militan bir mücadeleyi örgütlemesi göreviyle, her düzeyde platform ve örgütlenmeleri oluşturarak işyerleriyle bağlarını sürekli kılacak bir hattı sürekli kılacak ilişkileri geliştirmek zorundadır. Sendika merkezleri eğer 25 Kasım grevinin ardından geri çekilirse (hükümet sendikaların üstüne tüm hışmıyla gelebilir) ve birleşim mücadeleyi örgütlemek görevini yerine getirmezlerse, tıpkı 1989 Bahar eylemleri sırasında olduğu gibi, tabandan, işyerlerinden gelişecek yeni örgütlenme ve mücadeleler sendika merkezlerini aşacak mücadele dinamiklerini ortaya çıkartacaktır.
18. İşçi ve kamu emekçileri sendikalarının, TMMOB, TTB ve diğer kitle örgütleriyle birlikte yeni merkezi platformları örgütlemeyi kısa sürede gerçekleştirmesinin önünde hiçbir engel yoktur.

19. Emek mücadelesi siyasallaşmadan yalnızca ekonomik ve demokratik talepler eksenin başarıya ulaşamaz. Toplumsal desteğini emek dünyasından alan, emekten yana siyasal bir programa sahip siyasal özne olmaksızın emek hareketinin başarıya ulaşma şansı da olmayacaktır.

20. İşçi ve emekçi hareketinin kendi siyasal hedefi olmadığı koşullarda, ancak burjuva siyasi partiler arasında yer değişikliğiyle sınırlı kalan etkileri olabilir. 1989 Bahar Eylemleri Özal iktidarını yıksa da yerine DYP – SHP iktidarının geçmesine yol açmış ama emekçilerin siyasallaşmasına ve iktidar üzerinde denetim oluşturmasına olanak vermemiştir. Dolayısıyla siyasal bir işçi hareketi, taban örgütlenmesi, yerellerde oluşacak ortak örgütlenmeler, komite ve konsey tipi örgütlenmeler önümüzdeki dönemin tartışma başlıkları olmak zorundadır.

Sonuç olarak, 25 Kasım grevinden politik sonuçlar çıkartıp önümüze ışık tutacak yeni bir perspektif oluşturmak bugünün görevi olmalı.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 25 Kasım / Grev / KESK /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.