Demokrasi mücadelesi ve sol

Yunus Öztürk - 15 Aralık 2009 - Güncel Politika / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

15 Aralık 2009

(http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=6167&pid=19&makale=Demokrasi%20m%FCcadelesi%20ve%20sol)

Türkiye’de demokratikleşme mücadelesinin temel olarak üç bileşeni göz önünde bulundurulmadan ve sol bu sacayağı üzerinde ayağa kalkmaksızın, Türkiye’de demokratik bir sürecin kalıcı hale gelmesi mümkün olmayacak. Birincisi, demokratik bir sistemin işlemesi (yeni bir Anayasa yapılması ve hukuk ilkelerinin işlemesi); ikincisi Kürt sorununun demokratik ve silahsız çözümü ve üçüncüsü emekçilerin acil taleplerinin karşılanması.

Tabii ki bu üçlünün her biri zaman zaman öne çıksa da, kapitalist toplumda belirleyici olan son tahlilde “mülkiyet sorunu” olacağı için, solun “emek ekseni” üzerinden demokratik bir düzen tarif etmesi, Kürt sorununun çözümünü savunması ve tabii ki, emekçilerin acil talepleri için sosyal program oluşturması gerekli.

Sol bir program demokratik mücadeleyi yalnızca Ergenekon Davası’na ve Kürt sorununun çözümüne indirgemeden, üçüncü ayağı, emek alanını sürece dahil etmek için çaba harcamalı ki, sözü edilen ilk iki sorunun da kalıcı çözümü mümkün olabilsin.

Bugün her üç sorun da son derece günceldir. Kürt yoksulları ve kamu emekçileri huzursuzluklarını, öfkelerini eylemlerle ortaya koymaktadır.

Zig zaglı açılım süreci

“Demokratik açılım” adıyla başlatılan siyasi sürecin içeriği, samimiyeti, AKP’nin ya da ABD’nin sürece dair hesapları kuşkusuz tartışılmalı. Ancak kesin olan şu ki, bütün eksiklerine rağmen “açılım” süreci muhataplarının kabul edip onay verdiği bir süreç oldu. Bize düşen sürecin olumlu ilerlemesine destek olmak, işçi sınıfına ve Kürt yoksullarına zarar vermesini önleyecek durumlarda Kürt tarafına uyarılarımızı yapmak ve tabii ki, süreçte rol alacak bir solun oluşturulması için çalışmak olabilir.

Sürecin Türkiye işçi ve sol hareketinin güçsüzlüğünden dolayı, onlardan bağımsız başlamış olması, emekçilerin siyasal olarak inisiyatif alamamış ve taraf olamamış olması da gösteriyor ki, süreç iki güç; AKP ve Kürt siyasal hareketi arasında geçecektir / geçmektedir.

Hiç kuşkusuz “açılım” sürecinin, karşılıklı pazarlık ve çıkar çatışmalarıyla zig zaglı geçeceği açıktır. Hatta her olumsuzluk önce müzakere eden muhataplara değil, işçi sınıfına ve yoksul Kürt halkına yansıyacaktır. Olağanüstü güvenlik önlemleri, sokak gösterileri, genel güvensizlik hali öncelikle halkı etkilemektedir.

Aynı şekilde sürecin her olumsuz dönemeci burjuvazi içinde de istismara ve siyasi ranta çevrilmek istenecektir. Bu açıdan CHP ve MHP’nin siyasi düzeyi oldukça ırkçı ve tehlikeli söylemleri AKP’yi süreçten caydıran, generalleri, orduyu, savcıları göreve çağıran bir tarzda başladı. Etkili de oldu. Mahmur’dan gelişlerin ardından yurt dışından gelişler ertelendi. AKP Hükümeti açılıma ara verdi.

CHP’nin tehlikeli kalkışması

Bu noktada, muhalefet partisi ve kendine sosyal demokrat diyen CHP ne yaptı? Yaşam koşulları ekonomik kriz sebebiyle giderek kötüleşen küçük burjuva kitlelere seslenerek, onlara AKP’yi düşman göstererek, ama ardından açılım sürecini yıkıcı sayarak dolaylı olarak Kürt halkını “düşman” göstermiş oldu. Kitlelerin AKP’ye ve ekonomik krizden dolayı sermayeye olan öfkeleri Kürt yoksullarına yöneltmesini seçtiler.

Nitekim, İzmir gibi bir kentte DTP konvoyuna saldırı düzenleyen kişilerin MHP’li olmadıkları ortaya çıktı. Şehirli küçük burjuvazinin üyeleri oldukları giyimlerinden, görünüşlerinden de anlaşılan bir grup, DTP konvoyunu taşa tuttu. Yani CHP’nin en yüksek oyu aldığı bir kentte, CHP tabanı sayılabilecek bir çevre, tıpkı MHP’liler gibi davrandı.

Bu durum, ırkçı milliyetçiliğin MHP dışında CHP tabanında da karşılık bulduğunu ve tehlikeli biçimde yayıldığını gösteren bir işaret sayılmalı.

CHP’nin, Onur Öymen’in ifadesiyle, yalnızca Kürt halkının değil, Dersimliler’in de anasını ağlatmaktan çekinmediğini ekleyelim.

Kürt halkı ne istiyor?

Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapatması ve İmralı Cezaevi’ndeki PKK lideri Abdullah Öcalan’ın sağlık ve yaşam koşullarının kötüye gidişi, açılım sürecine dair olumsuzlukların ifadesi olmuştur.

AKP Hükümeti’nin zig zagları, açılım sürecine CHP ve MHP’den gelen tepkiler Kürt yoksulları arasında karşı tepkiye yol açıyor. Öcalan’ın sağlığına, cezaevi koşullarına yönelik her hamle Kürt yoksul halkı ve gençlik arasında “önderliğe” saldırı olarak kavranmakta ve tepkisini çekmektedir. Nitekim bayramdan bu yana, birçok ilde Kürt gençliği ve halk sokaklara çıkarak öfkelerini ifade ediyorlar.

Kürt yoksulları ve emekçiler açısından 25 yıldır yaşanan, her gün çatışma ve ölüm haberlerinin alındığı, bütçenin silahlanmaya, ordunun giderlerine ayrılarak sağlık ve eğitim hizmetlerinin, ücretlerin düşürüldüğü, fiyat artışlarının hızlanarak daha çok yoksullaştığımız; siyasal olarak ırkçılığın, ekonomik olarak kemer sıkma kararlarının dayatıldığı faili meçhullerin yaşanması bir daha kabul edilemez. Kürt yoksulları başlatılan açılım sürecinin inkar ve imha olmaksızın devam etmesini istemektedir.

Generaller sorguda ama..

Kürt sorununda açılım sürecinin kesintiye uğramasına karşılık, Ergenekon Davası’nda generaller ifade vermek zorunda kalıyorlar; “ıslak imza” tartışmaları “Kafes Operasyonu” sorgusuyla devam ediyor.

Tabii ki, AKP’ye güvenemeyiz. Ergenekon Davası’nın AKP’nin karşıtlarına gözdağı verilmesiyle sınırlı kalmasına; soruşturmanın karartılarak, kontrgerillanın aklanmasına yalnızca sol izin vermeyebilir.

Soldan, kitlelerden bir baskı olmaksızın mahkemeler bildiğini yapacaktır ki, geçmişteki örneklerine bakıldığında bu tür davaların sonuçsuz kaldığına tanık olduk. Ergenekon Davası savcıların sorgulamasıyla geçiştirilemez; toplumsal vicdanda ve halk katında sorgulanmaya, yargılamaya ihtiyaç vardır.

Ergenekon Davası’nı sonuna kadar takip edebilecek bir sola ihtiyaç var. Öyleyse sol kendini nasıl ve nerede var edecek?

25 Kasım grevi ve sol…

Tayyip Erdoğan’ın, 25 Kasım grevini gerçekleştiren kamu emekçilerini tehdit eden açıklamalarına, “cezalarını görecekler” yönündeki tehditlerine demokratik kamuoyundan tepki gelmiyor. İşyerleri kapatılan TEKEL işçilerinin işlerine sahip çıkan eylemleri karşısında, “yatarak para kazanma devri sona erdi” diye karşılık veren Başbakan, gerektiği cevabı almıyor. Tuzla’da iş cinayetleri rutine bağladı, bir işçi daha öldü ve ölümlerin sayısı 130’a yaklaştı.

Sol bu olup biteni yeterince görüyor mu? 25 Kasım grevini bile görmeyen, kalem oynatmayan nice solcu aydınımız var. Oysa ki, Türkiye’de demokratikleşme mücadelesi verenler, eyleme geçenler arasında emekçiler de var!

25 Kasım grevi gösteriyor ki, emekçiler her türlü baskıya rağmen ve yasal olmamasına rağmen greve gittiler; fiili ve meşru bir mücadele içine girdiler. Bu hareket sol tarafından siyasallaştırılamazsa, geri çekilebilir; ya da 1989 Bahar Eylemleri sürecinde olduğu gibi muhalefetteki burjuva partilerinin AKP’yi yıpratmasına yarar.

Öyleyse sola düşen bir görev emek hareketiyle buluşmak değil midir? Solu siyasal alana taşıyacak ana kuvvet tarihsel olarak emekçiler olmuştur. Son bir yıldır ekonomik krize karşı emek mücadelesi yürüten sendikalarla, işçi ve emekçilerle buluşma yönünde sol “eylemlere katılmakla” sınırlı kalmıştır. 29 Kasım Ankara mitingini, 15 Şubat İstanbul mitingini, 1 Mayıs’ı ve İMF protestolarını siyasal alana sendikalar taşıyamaz, bu görev sola, siyasete aittir.

Solun kendini emek ekseninde ifade etmesinin gereği yalnızca grev hakkı ve ücret iyileştirmeleri için mücadeleyi geliştirmek olmayacaktır. Aynı zamanda demokratik haklar mücadelesinde, sosyal talepler için, hak ve özgürlükler için de solun emekçilere; emekçilerin soldan doğru bir siyasallaşmaya ihtiyacı var.

Son bir yılın emek mücadelesi, solun emek mücadelesinin önüne koyacağı talepler ve programın eksikliğini ortaya koyuyor. Sol varlık alanını ihmal etmektedir. Emek ve solun birleşebileceği tarihsel zemin mevcuttur. Yani bir sosyal program; acil talepler üzerinden emek hareketiyle solun ortak mücadelesini buluşturmak; sol ile emek hareketinin tarihsel buluşmasını sağlamak Kürt halkıyla ve diğer ezilenlerle dayanışmak için de gereklidir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: demokratik açılım / Kürt sorunu / sendikalar /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.