Emekçiler sokaklarda!

Yunus Öztürk - 19 Aralık 2009 - İşçi Gündemi / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

19 Aralık 2009

(http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=6202&pid=16&makale=Emek%E7iler%20sokaklarda!)

İşçi de Kürt yoksulu da “Özlük hakkı” için ayakta!

Türkiye’nin her yanında, bıçağın kemiğe dayandığı her yerde işçi ve emekçiler sokakta. Tekel işçileri “özlük hakları”na sahip çıkıyor. İşini, ekmeğini istiyor. İşçinin hakkını elinden alan kim? Hükümet. Hak arayana tazyikli su sıkan, gaz bombası atan, gözaltına alan yine hükümetin polisi.

Bıçak o kadar kemiğe dayanmış ki, işçiler Türkiye’nin her ilinden Ankara’ya gelip hükümetten “özlük haklarını” istemek için yola çıktılar. Tekel işçileri 5 gündür evlerinden, ailelerinden ayrılmış, Ankara’dalar. Hükümet ise, işçilerin taleplerine yanıt vermek yerine bir sendika uzmanının kalp krizi geçirmesine yol açacak kadar ağır bir polis terörüyle yanıt verdi. Sorunları çözmek yerine, işçileri sindirmeye, baskı altına almaya, bulundukları alandan söküp çıkarmaya yeltendi. İşçiyi önce Ankara Abdi İpekçi Parkı’na sürdü; ardından parkın içindeki göle döktü. Milletvekili, sendikacı ayırmadan bastı gazı.

Polisin kullandığı gaz zehirli. İnsanın dayanmasının mümkün olmadığı kadar acı veriyor. Tekel işçileri gibi bütün halk da gördü ki, polis terörü hakkını arayan herkese karşı uygulanmaktadır. Söylendiği gibi sadece 1 Mayıslarda ya da sokak gösterilerinde devrimcilere ya da Kürt gençliğine karşı polis şiddet kullanılmıyor; belki de büyük bölümü AKP’ye oy vermiş Tekel işçilerine karşı da işte görüldüğü gibi ölçüsüz şiddet kullanıyor.

AKP uluslararası ve yerli sermayenin hükümeti olduğu için, bunu yapıyor. Tekel’i özelleştiriyor. Patronlara peşkeş çekip Tekel işçisini sokağa atıyor. İşini savunan işçi “özlük hakkımı istiyorum” deyince, sermayenin çıkarına dokunuyor; işçi azıcık sermayeye dokununca AKP’nin çevik kuvveti misliyle devreye giriyor.

Tekel işçisi Ankara direnişinin 5. gününde bu kez Türk-İş genel merkezinin önünde. Konfederasyondan beklentisi var. Önüne düşüp hakkını aramasını talep ediyor. Aynı zamanda da yeni mücadele olanaklarını kendi arasında tartışıyor olmalılar.

Tekel işçileri gibi “özlük haklarını” arayan demiryolu emekçilerine de polisin tavrı farklı olmadı. Hatta tesadüf eseri, aynı gün İstanbul itfaiyesinin sözleşmeli itfaiyecileri işlerine sahip çıktıkları için, polisin şiddetine hedef oldular. Belediye-İş üyeleri AKP yandaşı patrona karşı tavır aldıkları için polisin tavrı tazyikli suyuna, copuna hedef oldular.

Üç örnekte de durum açık: İşçi hakkını arıyor ve AKP çevik kuvvet marifetiyle hakkını arayanlara saldırıyor.

Ancak işçiler mücadelede kararlı. Dağılıp gitmiyorlar. Haydarpaşa tren garında grevcilere karşı polisin tavrı şiddet uygulamak olsa da, işçiler 25 Kasım’da uyarı grevinin ardından 16 kamu emekçisinin görevden alınmasına karşı greve çıkmaktan vazgeçmediler; trenleri çalıştırmadılar. 10 bin demiryolu emekçisi 16 arkadaşları göreve iade edilsin diye 16 Aralık’ta bir günlük greve çıktılar. Düşünün 16 işçi için 10 bin emekçi greve çıkıyor; arkadaşlarımızı görevlerine iade edin, diyor. Müthiş gurur verici, onurlu bir davranış! AKP hükümetinin cevabı 30 işçinin daha görevden alınması oldu.

Demiryolu emekçileri de bundan sonrasını tartışmak üzere mücadeleye ara verdi. Ama peşini bırakmayacaklar, işlerini, ekmeklerini, haklarını koruyacaklar. Birbirlerine söz verdiler.

Öte yandan yoksul Kürt genci, çocuk yaştalar ama haykırıyorlar “Özlük hakkımı istiyorum”; yani Kürt kimliğimi tanıyın, ulusal haklarımı verin, diyor. Provokasyon mu? Tekel işçileri kadar evet! Tekel işçileri için Ankara Valisinin sözünü ettiği provokasyon özü ne ise, Kürt genci için de o kadar. Provokasyonun büyüğünü yapan Vali ve hükümet olmasına rağmen, provokasyondan söz edenlerin yine onlar olmasına şaşırmıyoruz. Biliyoruz ki, işçi ile Kürt yoksulu birleşsin istenmiyor; düşman olsun isteniyor.

Tekel işçileri “özlük hak”larını tek başına talep edemezler; itfaiyeciler de demiryolu çalışanları da. Kürt genci de öyle. Herkes “öz hakkını, özlük hakkını” istiyor. Öyleyse, haklarını isteyenlerle, hakları vermeyenler ayrılsın. İşçisiyle, kamu emekçisiyle, yoksul, işsiz Kürt genci bir cephede toplansın; AKP hükümeti ile sermayenin her türlüsü çevik kuvvetiyle diğer tarafa!

Tarafımızı seçince işimiz iki misli kolaylaşacak. Birleşince hükümet ve sermaye daha çok korkacak. Bölünürsek sevinecek.

İşte bu nedenle polisin sert tavrı karşısında CHP’liler ve sendika bürokratları gibi “Habur’dan gelenlere tören yaptınız, bize su sıkıyorsunuz” demeyeceğiz. Özlük hakkını arayan Kürt gencini de yanımıza alacağız, birleşip hep birlikte haklarımızı elimizden alanlara karşı mücadele edeceğiz. Ya da… sömürülmeye, ezilmeye devam edeceğiz. (20.12.2009)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: sendikalar / TEKEL /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.