Lenin Külliyatına Uyduruk Bir Saldırı Sebebiyle

Sol Defter - 8 Temmuz 2010 - Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Ön bilgi:

Agora Kitaplığı’nın yayınlamakta olduğu Lenin Külliyatı’nın şimdiye kadar çıkmış olan sekiz kitabının çevirmeni ve bazı derlemelerin fikir sahibi olan Ferit Burak Aydar’ın “Ne Yapmalı?” çevirisine bir internet sitesinden saldırı geldi. Saldırının esası, çevirinin aynı kitabın Sol Yayınları’ndan çıkan Muzaffer Erdost çevirisinden çalıntı olduğuydu. Saldırı sahipleri aynı web sitesinde aynı minvalde iddialarını tekrarlayıp durdular, sonra da Ali Mert imzasıyla tarafıma bir açık mektup kaleme alındığını gördüm. (http://haberveriyorum.net/yorum/ali-mert-osman-akinhaya-kisa-ve-acik-mektup) Bu açık ve kısa mektubun özü, siyasal iddiaları olduğunu zannettiğim bir kişinin ‘delikanlıca davranma’ ve bu kapsamda ‘çevirinin çalıntı olduğunu kabullenme’ davetinden öte bir içeriğe sahip değildi.

Aşağıda ona cevabım:

Ali Mert’e,

Açık ve kısa mektup dediğiniz, size göre ‘delikanlıca’ ama bana göre siyasallıkla yakından uzaktan alakası olmayan mektubunuzu sitenizin ana başlığı yaptığınıza, hatta şu dakika itibariyle ana başlıkların üçünü bu saldırılarınızı yan yana koymaya ayırdığınıza göre, ya tartışmayı kazanma hırsı icinde acilen cevap bekler bir halde yanıp tutuşuyor olmalısınız, ya da hiç işiniz gücünüz kalmadı, bu saldırının artçı lakırdılarıyla besleniyor görünüyorsunuz:

Size ilk ve son defa bir cevap vereyim, buyrun:

1) Ben çeviri konusunda görüşlerimi (*) yine sitenize yazdım; ondan sonra bu sitede okuduğum mesajların hiçbiri ‘çeviri tartışması’na girmiyor, hepsi ilk ithamdaki gibi ‘paragraf karsılaştırması’ndan ya da adi karalamadan, ya da erkin beyinkiler gibi her acemi çevirmende mazur görülerek geliştirilmesi lazım gelen cımbızlama saplantısından ibaret; o yüzden yeni bir şey eklemeye gerek duymuyorum. Gerçekten ‘çeviri eserde intihal’le ilgili bir tartışma olur ya da görüş bildirilirse, fikrimi tekrar beyan etmekten geri durmam. Yoksa siz kendi aranızda top çevirip durun…

2) Üçüncü kişiler için yazıyorum: 1980’den birkaç ay sonraki o öğleden sonrayı hala hatırlarım; c-2 bloktayken önümüzden hızla geçip giden, askerlerin çevrelediği ve bir anda bütün bloğu teyakkuz haline getirerek o revodan indirilen Erdost’lardan küçüğünün kısa bir sure sonra ölmesinin yasını bütün bir Mamak tutmuştur; hisseden bilir, sırf o günlerin hatırası dahi ‘intihal’e manidir, bunu bu sitede tekrarlamak bana zul geliyor…

3) Ferit’in Lenin çevirilerinin hiçbirinde intihal sorunu yoktur, bu konuda içim rahat, gönlüm ferah. Kaldı ki, kendim bilmem kaç tane kitap çevirmiş, beş-altı yayınevinde 1000’e yakın kitap yayınlamış biri olarak,
‘tekrar çeviri’ yayınlarken intihale ‘göz yummayacak’ kadar idrakim vardır.

4) Çeviri tartışmasında, ya da siyasete değen bir tartışmada, hele ki yazdığınız mailin içindeki sorularınızda ‘delikanlılık’ aramak… ‘Siyaset’ ne zamandan beri delikanlılığı referans alıyor, ya da sizin parti terbiyeniz ‘delikanlılığı’ mi ölçü sayıyor? Tiyneti ele veren ‘lumpen’ jargona ait bu dil, üstü sizde kalsın…

5) Geçmişteki bir örgütsel faaliyet ve eylemin de ‘delikanlılık’la da alakası olmaz; örgüt görevlerine bu gözlükten bakmak cehalet ya da kötü niyetle de açıklanamaz. Arayanın, siyasal kültürüne kalmış…

6) En üzücüsü, bu tartışmada o özel sohbeti kaynak göstermek öncelikle ortak arkadaşımızın (ismini yazmayım ) saygınlığını zedeler, kendisiyle bir daha -selam verip geçmenin ötesinde- samimiyetle konuşmayı engeller; kesinlikle bana değil, olur a ‘delikanlıca’ düşünüp de arkadaşınıza özür borcu duyarsanız, ona…

Osman Akınhay

(*) Spekülasyon ve cevap kısımlarına gerek yok, Ferit Burak Aydar’ın “Ne Yapmalı?” çevirisinin çalıntı olduğu şeklindeki saldırıya cevabımın özeti şöyleydi:

Esas olarak ben, bu vesileyle iki noktaya değinmek isterim; birincisi, ‘büyük yazar çevirmenin’ kendine özgü zorluğu; ikincisi, diğer tartışmanın özünü oluşturan ‘intihal’ meselesi (dolayısıyla bundan sonra yazacaklarım özel olarak Burcu Hanım’a hitaben değildir).

‘Büyük ve üslupçu yazar çevirmek’, genel olarak çeviri uğraşının en ayrıcalıklı (ve tabiatıyla en zorlu) kısmıdır; çoğu zaman da ‘büyük yazar eseri’nin altından kalkıp kalmayacağınız ‘yolda’ belli olur; bazen havlu atmanız gerekebilir (ki on seneyi aşkın bir zaman önce Edward Said’in “Kültür ve Emperyalizm” kitabıyla ilgili olarak bir yayıneviyle anlaşmış, yüz kadar sayfa da yapmış, sonra iade etmiştim; kendime göre ‘erken’di), bazen de tereddüt ettikten sonra başlayıp da özgüveniniz kaybolmazsa, devam etme cesaretini kendinizde bulursunuz.

Judith Butler (ve mesela Gayatri Spivak) ise üslupçu romancılardan bile daha zorludur; her şeyden önce, kendilerine göre bir ‘lügat’ geliştiren, dallı budaklı bir dil kurarken, Türkçe’de o disiplinin kök terim ve kavramları bile çok tartışmalıyken, bir de ‘türetilen’ yeni keşiflerle baş etmek bazen imkansıza yakın olabiliyor.

Fakat, bu memlekette yazın alanında en kolay şeylerden birinin çeviri eleştirisi yaptığını farz etmek olduğu da malumunuz olsa gerektir; bir zamanlar Picus dergisi mesela, bunu iyice ifrata vardırmıştı; sonra da yerli yersiz bir sürü tartışma çıktı.

Çeviri, eğer hiçbir geçim kaygısı yapılmadan ve tamamen şevkle yapılıyorsa, o çeviriden belki yüzde yüze yakın verim beklenebilir, ancak onun dışında, hele ki ev kirasına yetişmeye çalışan ‘emekçi çevirmenler’ söz konusu olduğunda, sanırım tolerans çıtasını oldukça yukarı çekmek gerekiyor (bunu kendi payıma söylemiyorum elbette); ayrıca, hemen hemen hiçbir işkolunda ve sektörde yüzde yüz diye bir verimin yanına bile yaklaşılmazken, diyelim hallice bir kitap içinde 2.000 cümleden müteşekkil bir kitabı tercüme etmeye soyunan bir çevirmenden, 2.000’de 2.000 isabet kaydetmesini beklemek ziyadesiyle insafsızlık…

Burada, ‘yetkin çeviri’ ile ‘intihal olmayan çeviri’nin buluştuğu bir nokta var. Nedir, bir çevirmenin özgün eser olarak bir çeviri-metin ortaya çıkarması?

Bence, bunun üç veçhesi var:

1) Yazarlık kabiliyeti ve bir kitap yazıyor olma özgüveni,
2) Çevrilen eser nezdinde ‘özgül bir emek’ harcanması,
3) Eserin çevrilmiş hali olarak ‘özgün bir çalışma’ ortaya konmuş olması.

Haliyle, birinci madde ‘önkoşul’, ikinci madde ‘performans’, üçüncü madde de ‘temsil’ diye sınıflanabilir. Bunların üçünün birleşmesi halinde kusursuza oldukça yakın bir çalışma ortaya çıkabilir, fakat bir tanesinin dahi eksik olması durumunda da ‘kişinin marifetine bağlı bir oranlama’ söz konusu olur.

Dolayısıyla, bir Judith Butler (bir Spivak, bir Kristeva, hele ki bir Deleuze, bir Said, bir Hobsbawm, vs. çevirisinde) maddi yanlışları hariç tutarsak, yüzde 50-60 düzeyinde hemfikir olabiliyorsak, bu iyi bir şeydir; ama daha fazlasını istemek, ancak eleştirenin de eleştirilenin de zorlamasıyla mümkündür…

Ferit arkadaşımızın dahil edildiği ‘intihal’ tartışması da bu minvalde değerlendirilmelidir; bir kere, Agora’nın Lenin külliyatı bir ‘mercekten’ bakarak hazırlanmaktadır, çünkü bugüne kadarki başka Lenin (ve diğer klasikler) çevirileri de zaten ‘başka mercekten’ bakılarak tercüme edilmiştir –ki başka türlüsü de mümkün değildir.

‘İntihal’ suçlaması, bir çevirmenin hem bütün ‘çevirografisi’ hem de tekil bir çalışmasının bütünü dikkate alınarak ortaya atılabilir, ki Ferit’in bu bakımdan herhangi bir savunmaya da ihtiyacı yoktur (tereddüdü olan google’dan çevirdiği yazarlara ve o çevirilerini yayınlayan yayınevlerine bakarak bir fikir oluşturabilir; hâlâ tereddüdü varsa zaten ‘doktor rapor vermez’).

Ben, bir editör olarak, çevirdiği eserin başka bir çevirisi söz konusu olan çevirmende neye bakarım: Özgül bir emek harcamış mı, özgün bir eser ortaya çıkarmış mı?

Yoksa, bir kitabın içindeki 2.000 cümlenin 100 tanesi çakışmış, umurumda olmaz; kaldı ki, edebi olmayan eserlerde, hele ki oldukça sade bir dille kaleme alınıp, İngilizce’ye (çoğunlukla Sovyetler’in denetimindeki Progress Publishers tarafından) daha da sadeleştirilerek aktarılmış Lenin kitapları söz konusu olduğunda, genel olarak (genel olarak diye tekrarlayayım!) düzgün ve sarih bir anlatım yerleşik olduğundan, bu çakışma oranının daha yüksek olması daha fazladır. Kitabın içinden 40 cümle buldunuz, 1.960 cümle için ne diyeceksiniz?

Erkin Özalp, internette taranınca Marx çevirdiği anlaşılıyor, bir Marx kitabını çevirirken başka bir çevirmenle 40 cümlesi çakışmazsa esas o zaman şüphe ederim…

Peki, bu yazışmalardaki gerilim niye?

Tamamen siyasi…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Agora Kitaplığı / Lenin / Ne Yapmalı? /

Comments

  1. Yılmaz diyor ki:

    Ali Mert’in Osman Akınhay’a yanıtını da aktaralım o halde (yorumumuzu da sonraya bırakalım):

    http://www.haberveriyorum.net/yorum/ali-mert-osman-akinhaya-kisa-ve-acik-mektup#comment-3815

    Akınhay’ın yanıtı ve birkaç öneri

    Osman Akınhay sağolsun, senli-benli-delikanlılı mektubumuza gereken resmiyette yanıt vermiş, teşekkür ederim: http://www.soldefter.com/2010/07/08/agoranin-lenin-kulliyatina-uyduruk-bir-saldiri-sebebiyle/

    Haklı tabii, asıl meseleden uzaklaşmanın manası yok. Ama asıl meseleye dair öyle bir örnek çıktı ki, başka türlü yazmak elimden gelmedi.

    Yani lafı dolandırmaya hiç gerek yok, adına intihal mi denir, “biz yeni çeviri yapmıyoruz, yeni bir mercekten bakıyoruz” mu denir, ne denirse densin, Ne Yapmalı’yı Agora için “çeviren”, daha doğrusu internettede de bulunabilen mevcut çeviriyi kes yapıştır yöntemiyle indirdikten kelli üzerinden geçerek, cümle yapılarına/kuruluşlarına dokunmadan birtakım sözcükleri değiştiren kişi, parmak izi falan da değil parmağını bırakmış içeride, şundan daha açık bir örnek olabilir mi:

    ME: Ve gene de, bizim, işçi sınıfı hareketini burjuva demokrasisinin bir aleti haline getirmek için ortam hazırladığımız söyleniyor!

    FBA: Fakat yine de, işçi sınıfı hareketini burjuva demokrasisinin bir aletine dönüştürmek getirmek için zemin hazırladığımız söyleniyor! (118)

    Şimdi bırakalım, delikanlılığı, onu, bunu, hakikaten “getirmek” orada ne arıyor, bu parmak değilse nedir diye soralım. İntihal midir, intihar mıdır? Siz bunca yıllık deneyimli ve devrimci bir gelenekten gelen bir yayıncı/çevirmen olarak bilirsiniz, belki özür dilersiniz, kitabın “yeni çevirisi” için yeni bir emek verir de yeniden yayınlarsınız diye yazdıydım mektubu. Yapmıyorsanız, yapmayın, kim karışacak ki! Erkin üşenmiyor, her gün yeni “parmak izleri, parmaklar” gösteriyor, siz üşenmiyor “yok” diyorsunuz “intihal değil, ben biliyorum”, aferin devam edin. Ama yeni baskısını yaparken parmakların boğumlarını, sözcüklerin eklerini falan bari düzeltin:

    ME: “…dehşet ve şaşkınlık yarattığını…”

    FBA: “…dehşete ve şaşkınlık yol açtığını…” (200)

    Hani burada “şaşkınlık” parmak izi olarak kalmış ya, onu “şaşkınlığa” yapmanızı öneririm yeni baskıda.

    ME: “… geniş genel mekanizmanın hangi küçük dişlisini onarabileceğine ya da onun yerine daha iyisini koyabileceğine işaret edecektir…”

    FBA: “… geniş çaplı genel mekanizmanın hangi küçük dişlisini onarabileceğine ya da onun yerine daha iyisini koyabileceğini hatırlatacaktır…” (208)

    Hani burada “onarabileceğine” kes yapıştır sürecinin parmak izi olarak kalmış ya, onu “onarabileceğini” yapacaksınız sadece yeni baskıda, bu görece daha kolay bir iş.

    Daha onlarca örnek var, ama yok intihal değil, sen “yurtsever tetikçisin” diye yazın Mesele dergisinde, ondan sonra da konuyu saptırmayın diye yazın. Buna iki kere aferin.

    Delikanlılık falan harbiden boş şeyler, lümpen söylemler… Kan niye deli olsun ki, pişkin pişkin akmaya devam etsin, öyle usul usul akıp giderken belki kızartır arada yüzü, yıkarsınız geçer gider…

    Başka bir arkadaş, “Emeğe saygı, teraziye tık tık” diye yazmış ve çevirmenin bir yıllık verimini örnek göstermiş, o hızda çeviri yapmanın güçlüğünü rakamlarla da anlatmış. İnsan şimdi Ne Yapmalı’daki örnekleri gördükçe, “acaba” diyor, daha önce çevirisi yapılmış metinler için “yeni(den) çeviri”si söz konusuysa bu çevirmenin, onları da mı Ne Yapmalı gibi “çevirdi”?

    Kıbrıs’tayım ulaşabilecek, karşılaştırabilecek olanağım yok. Olanağı olanlara önereyim; “Sol Komünizm – Bir Çocukluk Hastalığı”nı.

    Bu da son önerim olsun…

    Kolaylıklar dilerim…

  2. Demir diyor ki:

    Osman Akınhay,

    Ne yazık ki, bu konuda haksızsınız. Türkiye sosyalist hareketinin yayıncılık alanındaki tarihi açısından ileride de mutlaka hatırlanacak olan bu vaka’da iyi bir yerde bulunmuyorsunuz.

    Lenin çevirisindeki pespayelik açıkça kanıtlandı.

    Size naçinaze tavsiyem, sorumluluğu kabul ederek özür dilemeniz ve gereğini yerine getirmeniz.

  3. özlem diyor ki:

    merhaba,
    Ben bir çeviribilim öğrencisiyim. (daha doğrusu yeni mezunum.) Bir süredir internet üzerinden intihal tartışmalarını takip ediyorum ve okuduğum bölüm nedeniyle oldukça dikkatimi çekti. Osman Beyin dediği gibi çeviri eleştirisinin kolay bir iş olmadığını ve sadece tek tek cümleler üzerinden yapılan bir doğru yanlış tespitinin çeviri eleştirisi olmaktan çok uzak olduğunu biliyorum. Ancak Erkin Özalp’in yaptığı tespitler bir çeviri eleştirisi ortaya koymaktan çok bir intihal tespitidir. Osman Bey, “bir Marx kitabını çevirirken başka bir çevirmenle 40 cümlesi çakışmazsa esas o zaman şüphe ederim…” demişsiniz ancak ben okulumda hiçbir çevirinin, özellikle bu kadar uzun cümlelerin çevirisinin bu kadar biribirne benzeyemeyeceğini öğrendim. Çeviri bir yorum işidir ve çevirmenler metinden anladıklarını aktarırlar. Elbette birçok cümlede aktarılan anlam benzer olacaktır (Tabi çevirmenlerin farklı yorumladıkları yerler de olabilir.) Fakat her çevirmen cümle kurarken kendi üslubunu yansıtacaktır. Dolayısıyla Erkin Özalp’in vermiş olduğu örneklerden Agora yayın evinden çıkan Ne Yapmalı çevirisinin malesef intihal olduğu anlaşılmaktadır. Cümlelerdeki kimi sözcüklerin eş anlamlısını ya da benzerini tercih etmek ise tam da derslerimizde bize anlatılan intihal şeklidir.

  4. Ali diyor ki:

    Osman Akınhay, kusura bakmasın.

    Ama çok ciddi kanıtlara dayanan bu intihal saptaması karşısında son derece “uyduruk” bir yanıt kaleme almış; kendisine yakıştıramadım.

    O sitede her gün yeni intihal örnekleri/kanıtları gösteriliyor; bunların da hiç “uyduruk” iddialar olmadığını okuyan herkes görüyor.

    Yapılan iş ayıptır; başkalarının emeğine el koymak sosyalist ahlaka sığmaz.

    (Tabii, Akınhay ve çevirmeni sosyalist midir, değil midir bilemem. Ama evrensel etik kuralları herkesi bağlar, onları da doğal olarak.)

    • balkan diyor ki:

      Bu tartışma, Demir arkadaşın dediği gibi gelecekte hatırlanacaktır, ancak intihal yapılan bir eser üzerinden değil, kendi çürümüş geçmişlerine Lenin gibi bir devrimciyi referans yapmak isteyen stalinistlerin işgüzarlığı üzerinden.

      Birincisi, “bu çeviri kalite bürosu” üyesi arkadaşlar, bugüne kadar garabet denilebilecek seviyede, çarpıtmalarla ve intihalle dolu çeviriler yapan yayınevlerini neden eleştirmemişlerdir?

      İkincisi, çevirileri sol internet sitelerinde bütün şekilde paylaşılan, üstelik beğenilmeyen bclümleri değiştirilen Erdost çevirilerini savunmak şimdi mi akıllarına gelmiştir?

      İntihal çeviri çok ciddi bir iştir ve ortada böyle bir durum olduğunda kanıta gerek olmaz, çünkü eser kendini belli eder.

      Buradaki durum, Lenin’in hakkıyla çevrilmesinin, onun görüşlerini dejenere edenlere korku salmasıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.