Agora’nın “Ne Yapmalı?” Çevirisi, Niçin Daha Derli Toplu ve Özgündür?

Sol Defter - 12 Temmuz 2010 - Genel

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Çeviribilim mezununa,

Merhaba, yalnızca bu sitede değil, başka siteler ve web yazışma gruplarında da isimsiz, kim olduğu bilinmeyen mesajları umursamak gibi bir adetim yok ve siz de isminizi belirtmemişsiniz, fakat ‘mevzunun içinden’ yazdığınız için size cevap vereyim.

Ben çeviriyi okulunda öğrenmedim; o yüzden, benim ‘çeviri’ uğraşına/mesleğine bakarken seçtiğim kavramlar ve ölçütlerim ile sizinkiler arasında bir dolu farklılık olabilir. Bu doğaldır. Siz kendi terim ve kavramlarınızla tartışır ve ölçersiniz, ben kendiminkilerle. O yüzden ben kendi ‘merceğimden’ bakarak anlatacağım.

Dün sizin mailinizi görünce, daha önce ‘çeviri tartışmasına değen bir yorum görürsem elbette cevap vereceğim’ notuna binaen, gece boyunca oturdum, Muzaffer Erdost çevirisi ile Ferit Burak Aydar çevirisinin ilk 100 küsur sayfasını karşılaştırdım (meşguliyetim nedeniyle tamamını yapamadım, delikanlılar oyalanacak diye daha fazla vaktimi de ayıramam; fakat bu 100 küsur sayfalık karşılaştırmaya dair aşağıda aktaracağım döküm bile Ferit’in çevirisinin Muzaffer Erdost çevirisinden ‘daha doğru düzgün’, çoğu yerde ‘daha ileri’, ‘kendine özgü bir yorumla çevrildiği’ni göstermeye ve bu tartışmada saldırıcıların çeviri eleştirisi konusunda ne kadar çapsız, ne kadar cehalet içinde yüzdüklerini gözler önüne sermeye yetmektedir).

Malum sitede bugüne değin yapılan saldırıların esası, paragraf karşılaştırmasına dayanıyordu ve ‘suç kanıtı’ olarak orta veya daha uzun cümlelerde bir-iki kelime değişikliği dışında ‘kes-yapıştır’ yapıldığı, bunun da intihali kanıtladığı öne sürülüyordu.

Dolayısıyla ben de, tam da saldırıcıları ‘haklı çıkaracak’ bir ‘intihal örneği!’yle başlayacağım:

“But both fail to devote sufficient attention to the development of their own activity in political agitation and in the organisation of political exposures.”

Muzaffer Erdost: “Ama her ikisi de siyasal ajitasyonda ve siyasal teşhirlerin örgütlendirilmesinde kendi EYLEMLERİNİ geliştirmede yeterli dikkati göstermiyorlar.”

Ferit Burak Aydar: “Ama her ikisi de siyasal ajitasyonda ve siyasal teşhirlerin örgütlenmesinde kendi FAALİYETLERİNİ geliştirme konusuna yeterli dikkati göstermemektedir.”

Ferit ne yapmış, almış Erdost cümlesini, kes-yapıştır, EYLEM’i FAALİYET yapmış ve piyasaya sürmüş. Değil mi? İntihal, intihal! Devrimci delikanlılar ne kadar da haklı!

Gerçekten, öyle mi? ‘Eylem’i ‘faaliyet’ yapmanın, intihali gizlemekten başka bir maksadı olamaz, öyle değil mi?

Yoksa, iki çeviri arasındaki ‘esas fark’, başka tercihlerde olduğu gibi buradaki yorumda da mı yatıyor? Hırsızlık mı var, ‘bakış farklılığı’ mı?

Mevzuyu tekrar en başından ele alarak bakalım.

***

İlk yazdığım mailde belirtmiştim; bir çeviri eserin orijinalliğinin en genel itibariyle iki ölçütü vardır:

1) O eser için ‘özgül bir emek’ harcanmış olması;

2) Bu emek neticesinde ortaya ‘okunabilir, doğru düzgün’ bir metin çıkması.

Burada da iki ayrım söz konusudur:

1) Yapılan iş çeviri dahi olsa, asıl yazarın ustalığı paralelinde ‘has bir yazarlık’ ve buna uygun ‘üslûp kıvraklığı’ gerektiren kurmaca eserler;

2) Sözdizimi daha kurallı, dil yapısı daha donuk, anlamının daha doğrudan yansıtıldığı kurmaca-olmayan eserler (yaygın olarak kullanılan başka bir tabirle, inceleme araştırma kitapları).

Lenin’in kitapları ikinci kategoriye girer.

Üstelik, Lenin’in kullandığı dil, gerek kendi çağının gerekse kendisinden önceki ve sonraki sosyalist/komünist yazarların kullandığı dile göre daha yalın ve daha anlaşılırdır. Lenin böyle daha yalın bir dili, öncelikle kendi siyasal propaganda ve örgütlenme amaçları doğrultusunda tercih eder.

Burada bir etken daha söz konusu. Lenin’in eserleri bir dönem sonra İngilizce’ye “Toplu Eserler” şeklinde çevrilmiştir. Bu Collected Works edisyonu ‘belli bir mercekten’ bakılarak hazırlanmıştır (cehalete açıklama: ‘belli bir mercekten bakarak’ külliyat hazırlanır, edisyon yapılır, derleme tasarlanır, ama çeviri yapılmaz; çeviri ediminde sadece çevirmenin ‘merceği’ yeterli gelmez çünkü).

Collected Works’ü hazırlayan da Moskova’da 1931’de kurulan Progress Publishers’tır. Yani, SBKP içerisinde Stalin-Troçki kavgasının Stalin lehine döndüğü, Troçki’nin ülkeden çıkarıldığı, devrimi yapan diğer kadroların birer birer tasfiyesine hazırlanıldığı bir dönemde Marx ve Lenin külliyatı ‘belli bir mercekten’ kurgulanarak yayınlanmaya başlanmıştır. Burada, Lenin’in kendi gayesine de uygun olarak, yine yalın bir çeviri anlayışı tercih edilmiştir.

Toparlarsam, Lenin çevirilerinde ‘özgünlük’, özel olarak üslûpta aranmaz ve bulunmaz; Lenin’in edebi, üslupçu cümleleri sınırlıdır. Ortada, zorluk derecesi orta ya da yüksek bir kurmaca eser dili yoktur; ortada, 1930’ların Frankfurt Okulu’ndan sonra yerleşen, ‘dil içerisinde felsefe/teori’ yapmaya soyunan bir dil arayışı da yoktur. Hele hele ortada, 1960’lardan sonra Batı Avrupa (ve tabii ki Amerikan üniversiteleri) merkezli, giderek postmodern dönemin önemli isimlerini de içine alan, karmaşık ve ağdalı bir dil kullanan ‘sol akademik jargon’a benzer bir dil de yoktur.

Lenin yalın bir dil kullanır; propaganda ve ajitasyonunun en basit, en sıradan işçiler nezdinde dahi anlaşılmasıdır zira esas maksadı. O yüzden, çevirmenin ‘yorumlarının özgünlüğü’ için, ağırlıklı olarak Lenin’in siyaset teorisine uygun ‘kavram ve terim tercihleri’ne bakmak, ‘ruha uygunluğu’ buralarda aramak daha yerindedir.

Bir Virginia Woolf eserinde herhangi bir uzun cümlede çakışma varsa, o, özellikle bir ‘intihal izi’ olabilir. Fakat bir Lenin eserinde birden çok uzun cümlede dahi çakışma, yine bir intihal şüphesi doğurur, ama tek başına çalıntı kanıtı değildir.

Sizin de belirttiğiniz gibi, ‘intihali yorumda aramak’ gerekir.

Şimdi, bu yazışmaların başından itibaren örnek gösterilen ‘tama yakın ya da kısmen çakışan’ cümlelerin dışında, hiç çakışmayan, oldukça farklı olan cümleleri bol bol göstermek yoluna gidecek değilim. Düz ve sade cümlelerde çakışmayan cümleleri alt alta sıralayarak, siz 40 tane gösterdiniz, ama ben 260 tane gösterdim diye bir yarışma içine girsem bana ne fayda. Ama tam bu noktada, biraz da Muzaffer Erdost çevirisi ile Ferit Burak Aydar çevirisi arasında, ‘yorum gerektiren’ yerlerdeki farklılıklara işaret edelim:

– Muzaffer Erdost, kendi çevirisinin künyesinde verilen bilgilere göre, ilk basımını 1968’de yaptığı Ne Yapmalı?’nın en son, yedinci basımını 2008’de yapıyor. Yani, tam kırk yıl sonra. Ve aradan kırk yıl geçtikten, yani artık Türkiye’deki sol hareket 1960’lardaki toyluğunu üzerinden attıktan, üstelik bir sürü badireler yaşadıktan ve anlamlı anlamsız sürü sepet teorik tartışma içine dalıp çıktıktan sonra bile, hâlâ ‘trade unioncu’ (trade unioncu politika, trade unionculuk, trade unioncu eylem) sözcüğünü kullanıyor.

Niye? Bilmiyoruz (ya da bunun bir açıklamasını herhangi bir yerde yaptıysa da benim gözüme çarpmadı).

Fakat, 2008 Türkiye’sinde sol çevrelerde ve teorik tartışmalarda, Lenin’in Muzaffer Erdost çevirisiyle yapılan Ne Yapmalı?’sında (belki başka kitaplarında da) kullanılmış olması haricinde, gündelik hayatınızın, teorik tartışmalarınızın, siyasal ajitasyonunuzun herhangi bir yerinde ‘trade unioncu’ sözcüğünü kullanan birine, bir sendikacıya, bir partiliye, sosyalist/komünist iddiasında olan birine rastladınız mı? Bugün sendikayı, sendikacıları ve işçi sınıfını ilgilendiren ya güncel, ya da tarihsel, hangi tartışmayı Muzaffer Erdost’un çevirisiyle, Lenin’de geçen ‘trade unioncu’ sözcüğüyle yapabilirsiniz? Muzaffer Erdost çevirisini izleyerek, mesela “DİSK trade-unioncu bir politika izliyor” deseniz, “TKP trade-unionculuğa karşı mı acaba?” diye sorsanız, bundan kim neyi anlayacak, siz neyi kastettiğinizi anlatmış olacaksınız?

Öyleyse, Lenin’in bu kitapta başvurduğu temel tezlerinde, bölüm başlığı yapacak denli önem verdiği ‘trade unioncu’luğun değiştirilmesi için dahi, bir çevirinin ‘yenilenmesi’ münasiptir.

Bugünün liseli, üniversiteli sempatizanın, eylemlere katılmaya yeni başlamış, sosyalizmi öğrenme arzusu içindeki gençlerin nezdinde hangisi daha anlaşılırdır, bakın bakalım:

Erdost: “Hükümete karşı iktisadi savaşım trade unioncu siyasetin ta kendisidir…”

Ferit: “Hükümete karşı ekonomik mücadele tam da sendikalist siyasettir…”

Eğer Ferit Burak Aydar, Muzaffer Erdost’un kırk yıl sonra bile 8. baskısında ‘yenileme’ ihtiyacı duymadığı, bu kitap itibariyle ‘temel’ bir terimi aynen tekrarlamış, ‘trade unionculuğun’ nasıl çevrileceğine kafa patlatmamış olsaydı, Erdost çevirisiyle bırakın sizin benzer olarak işaret ettiklerinizi, bırakın 40 cümlesunu, 10 cümlesi, 5 cümlesi, tek 1 tane cümlesi çakışmasa dahi, kötü bir iş çıkarmış, sorumsuz davranmış olurdu (kimin açısından: Sol açısından).

Oysa Ferit’in Önsöz’ünde bu konuya ayrılan iki sayfada (s. xl-xlii) görüleceği üzere, çevirmen, Lenin’in bu kitabı üzerine 850 sayfalık bir edisyon (Lenin Rediscovered: What is to be Done?, in context) hazırlayan Lars T. Lih’in görüşlerini de referans göstererek, trade-union teriminden türetilen kullanımların olduğu gibi bırakılamayacağını; dahası, bu kelimenin ‘sendikacı-sendikacılık’ diye de değil, ‘sendikalizm-sendikalist’ olarak çevrilmesi gerektiğini anlatmıştır. Salt bu ‘yorum farkı’ bile, Ferit’in çevirisini özgün kılmaya yeter; dahası, Erdost’un çevirisi üstüne bir düzeltme hamlesidir.

Yeri gelmişken, Ferit Burak Aydar’ın çevirisine dair bu sitede yapılan yorumların büyük çoğunluğunda, kitaba 48 sayfalık bir önsöz yazılmış olduğu, bu 48 sayfalık önsözde çeviride kullanılan bazı terimlerin nasıl ‘yorumlanıp karşılandığı’ konusunda uzun uzadıya izahatlar bulunduğundan bahsedilmez. Onların bütün iddiası, Ferit’in Erdost’un çevirisine ‘copy-paste and change’ yaptığıdır. Kendilerininkinden ‘başka bir mercekten’ özgül bir emek harcanmasını pas geçerler ve bu tartışmayı sadece sitedeki yazışmalardan izleyenlerin yanlış ve çarpık bir izlenim edinmesini arzularlar. Keza, salt bu 48 sayfalık ‘Önsöz’ dahi (orada serdedilen görüşlere katılıp katılmamak başka mesele), Agora’dan çıkan Ne Yapmalı? edisyonunu özgün kılan önemli bir çabadır.

İntihalci, olduğu gibi yazar, kafa yormaz. Bu çabanın sonuçlarını benimsemeyebilirsiniz, fakat bu çabayı göre göre ‘özgül emek harcanmadığı’nı iddia etmeniz yersizdir.

Kaldı ki, Ne Yapmalı?’nın Agora edisyonuna saldırıyı başlatanların, ilk başta bırakın bu önsözü, kitabın kendisini, hatta arka kapağını bile görmediklerini, salt bir yerde gördükleri tanıtım yazısına bakarak ‘çeviri yağması’ diye manşet attıklarını biliyoruz. Ondan sonra, yedikleri haltı kanıtlama derdiyle, ellerinde bir büyüteç, satır satır dedektifliğe başladılar ve bu işe, gelen maillere bakılırsa, günlerdir devam ediyorlar.

–  Yine, Agora edisyonundaki “Önsöz”de okunabileceği üzere, Ferit, Lenin’in işçi sınıfı partisinin varlığı ve ajitasyonunun en önemli halkalarından biri olan, ‘dışarıdan bilinç taşıma’ ve işçi sınıfının ‘kendiliğinden’ tutumları meselesine özel bir önem vermiş ve metin içinde geçen yerlerde buna uygun yorumlar yapmış, bunun sebeplerini ve ihtiyat paylarını da önsözünde anlatmıştır. (Bu konu daha önce tartışıldığı için uzatmayayım, fakat bu da Ne Yapmalı? çevirisinde mühim bir ‘yorum’dur.)

–  Muzaffer Erdost’un bazı yanlışları, yanlış tercihleri (cımbızlanan cümlelerdeki gibi sıfat ya da kelime tercihlerinden değil, basbayağı yanlış yerlerden bahsediyorum):

a) “Thus, to the apologies for the delay, I must add others for the serious literary shortcomings of the pamphlet” cümlesinde “literary shortcomings”:

Muzaffer Erdost’ta ‘yayınsal yetersizlikler’

Ferit’te ‘edebi kusurlar’

b) Erdost ‘literary’ söz konusu olduğunda çok karıştırıyor; burada, ‘edebi/yat’ üzerinde gitmesi gerekirken ‘yayın’a dönüyor, fakat çoğu yerde de ‘yayın faaliyeti’ne atfedilen değinmeleri habire ‘edebiyata atfediliyormuş’ gibi değerlendirip yanlış çeviriyor, ama Ferit hiçbir seferinde bu hataya düşmüyor:

Yine mesela: “literary agreement with the legal Marxists”:

Erdost: ‘yazınsal anlaşma’

Ferit: ‘yayın anlaşması’ (söz konusu olan ‘yasal Marksizm’ sayesinde çok sayıda Marksist yayın yapılması ve bu sayede ‘Marksizmin yayın dünyasında çiçek açmasıdır’ çünkü)

Keza: “very first literary expression of economism’:

Erdost: “ekonomizmin yazınsal ifadesinin hemen başlarında”

Ferit: “ekonomizmin yayın hayatındaki daha ilk yansımasında”

– ‘trade-unionist work’:

Erdost çok yerde ‘work’, ‘activity’ ve ‘action’ gördü mü, ‘eylem’i yapıştırıyor; oysa burada sendika alanında yürütülen ‘faaliyetler’ kastediliyor; ‘faaliyet’ ‘eylem’i içerir, fakat ‘eylem’ ‘faaliyetin tümü’nü içermez; Türkçe’de anladığımız manada tekil ‘eylem’  ya da ‘pratik eylem’ söz konusu değilse, burada ‘çalışma’, ‘faaliyet’ gibi seçenekleri kullanmak gerekir.

Bu konuda dikkatsiz davranılması, mesela şöyle bir savrukluğa ve anlaşılmazlığa yol açabiliyor:

Erdost: “Devrimci sosyal-demokrasi, reformlar uğruna savaşımı eylemine her zaman katmıştır ve şimdi de katmaktadır.”

savaşımı eylemine katmak’: ??

Erdost’un metninde çoğu cümlede bu tür ‘zorlama’ kuruluşlar ve ‘çeviri kokmaya teşne’ yorumlar görülür. O yüzden Ferit’in bu cümledeki tutumu, aslında iki çeviri arasındaki en temsili farkı ortaya koyar:

Ferit: “Reformlar uğruna mücadele devrimci sosyal-demokrasinin faaliyetlerinde her zaman yer almıştır ve bugün de yer almaktadır.”

Erdost, bu ayırıcı nüansı öyle kaçırmıştır ki, ileride bir ara başlıkta, “Training in Revolutionary Activity” başlığını “Devrimci Eylem Eğitimi” diye çevirmiştir. Oysa burada kastedilen ‘devrimci faaliyetin tümü konusundaki eğitim’dir, yoksa devrimci faaliyetin belirli bir kısmını kapsayan ‘devrimci eylem’ şeklinde daraltılması değil. O yüzden, Erdost’un çevirisi ‘doğru değildir’, Ferit’in “Devrimci Faaliyet Eğitimi” karşılığı tam doğrudur.

Erdost bu yorumu sebebiyle, bu bölümün ilk satırında, “raising the activity of the working masses” ibaresini  ‘çalışan yığınların EYLEMİNİ YÜKSELTME”, “to belittle that activity” ibaresini de “bu EYLEMİ ALÇALTMA” [inciye bakın: eylemi ALÇALTMA!!!)] şeklinde yorumlayarak bir garabete sebep olmuştur; doğrusu, Ferit’in çevirisindeki gibi, ‘emekçi kitlelerin FAALİYETLERİNİ ARTTIRMA’ ve ‘bu FAALİYETLERİ AZALTMA’ şeklinde olmalıdır.

Aynı, anlam ve tını farkı, Lenin’in ‘işçi tarafı’ndan bakarak ‘aydınlar’a yönelik şu satırlarında da belirgindir:

Erdost: “Bizim eylemimizi ‘yükseltmek’ size düşmez, çünkü eylemden asıl yoksun olan sizlersiniz.”

Ferit: “Bizim faaliyetlerimizi ‘arttırmak’ size düşmez, çünkü asıl eylemlilikten yoksun olanlar sizlersiniz.”

Demek istediğim, çeviride ‘faaliyet’ yerine ‘eylem’ diyerek Erdost, Lenin’in anlatmak istediğini –üstelik kitap boyunca– YANLIŞ aktarmıştır. Lenin’in parti anlayışı söz konusu olduğunda, tek başına bu bile Erdost’un çevirisini ‘hükümsüz kılmaya yeten’ örnekler arasında yer alır.

Cevabımın en başında örnek olarak verdiğim cümlenin önemi burada ortaya çıkar. Neredeyse kelimesi kelimesine aynı şekilde çevrilmiş olduğu görülen o cümledeki ‘eylem’in yerine ‘faaliyet’in konması, bir kelime oynama olayı değil, bizatihi Lenin’in maksadının ‘eksik anlaşılması’nı önleyen bir ‘perspektif’le çevirinin yapıldığının kanıtıdır.

Yine, sol lugati bilenler şu iki cümle arasındaki isabet ve anlaşılırlık farkını göreceklerdir:

Erdost: “Propagandacı, birçok düşünceyi bir-iki kişiye VERİR [elden mi veriyor, cepten mi, nereden veriyor acaba], ajitatör ise bir-iki düşünceyi geniş yığınlara VERİR.”

Ferit: “Propagandacı birçok fikri bir ya da birkaç kişiye aktarır, ajitatörse bir ya da birkaç fikri geniş kitlelere aktarır.”

‘Düşünce-vermek’ nasıl bir şeydir, takdir okuyana…

– özensizlik ve benzeri sebeplerle olabilecek bozuk ifadeler ve anlam düzeltmesi sağlayan yorumlar:

Dikkat buyrun, burada ‘herhangi bir yanlış kullanım’ı cımbızlıyor değilim; Lenin’in teorisi ve bu kitaptaki derdi bakımından ayırt edici önem taşıyan yanlış yorumları sıralıyorum.

Erdost: ‘yönetici organ’

Yönetici organ derseniz, akla herhangi bir kurumu yöneten organ gelir ve derdi anlatmakta eksik kalır.

Oysa Lenin burada ‘leading organ’ derken, teorisinin temel taşlarından birisi olan ‘merkezi çapta yayınlanan gazetenin örgütleyicilik yeteneği’ne gönderme yapıyor ve bu nüansın ‘okurun nezdinde anlaşılır olması’ için ‘yorumlanarak aktarılması’ gerekiyor.

Onun için Ferit’te: ‘yönlendirici bir yayın organı’, eksiğin tamamlanmasıdır.

“exposing economic (factory and occupational) conditions”

Lenin’in ajitasyonunda ‘fabrika’ koşullarının incelenmesi ve bu yönde teşhir faaliyetlerine girişmesinin ne kadar önemsendiği bilinir:

Erdost: “iktisadi (çalışma ve meslek) koşulları teşhir eden”

Ferit: “ekonomik koşulları (fabrika ve işyeri koşullarını) teşhir eden”

Aynı minvalde, biraz daha ileride:

Erdost: “iktisadi teşhir”

Ferit: “ekonomik alandaki teşhir faaliyetleri”

Okurun anlaması için ‘yorum’ gerektiren ve Erdost’un ‘çeviri kokan kelime karşılama’ yöntemi ile Ferit’in ‘anlaşılır çeviri’ arasındaki farka örneklerinden.

Erdost: “…çelişki görmesi garip olgusu…” (yine çeviri kokan bir tamlama)

Ferit: “…çelişki görmesi gibi bir tuhaflığı”

“making objections on separate points

‘point’ söz konusu olduğunda çok sık düşülen bir hata; o kadar ki, Komünist Enternasyonal’in 21 Point’ini “21 Madde (Katılma Koşulu)” değil “21 Nokta” diye çevirenlere de rastlanmıştır:

Erdost: “özel noktalar üzerindeki itirazlar”

Ferit: “tek tek maddelere itirazlar”

Erdost: “…proletaryanın temel iktisadi çıkarları… devrimle tatmin edilebilir

Ferit: “…proletaryanın temel ekonomik çıkarları… devrimle karşılanabilir

İntihal mi, doğru/yanlış Türkçe mi?

Erdost: “artık belirsiz bir hal almış uzak geçmişte” (ne demekse!)

Ferit: “çok uzun zaman önce günlerden bir gün” (bu kadar sade!)

–  isabetsiz tercihler:

‘universal suffrage’, yerleşik bir kavram olması itibariyle ‘yorum yapılmaması’ daha tercih edilir bulunması gereken bir örnek:

Erdost’ta: ‘bütün halka seçim hakkı’

Ferit’te: ‘genel oy hakkı’

Yine, düz karşılanarak, anlaşırlığı zorlayıcı ve çeviri kokan çok sayıda tamlamaya bir örnek:

“a democratic party of social reforms”

Erdost: ‘toplumsal reformların demokratik bir partisi’

Ferit: “toplumsal reformların izini süren demokratik bir parti”

‘employer’

Erdost: ‘işveren’

Ferit: ‘patron’

Bunun açıklaması daha önce yapılmıştı; ‘işveren’ kalan yer(ler) ‘hata’dır.

“similar deserters”

Erdost: ‘aynı cinsten kaçaklar’ (nereden kaçıyor: ilk bakışta makul görünüyor; oysa mevzu devrimci partinin bazı üyelerinin oportünizm saflarına geçmesi; sol partiler tartışma jargonuna göre uygun tercih hangisi?)

Ferit: “benzer türde dönekler”

“the revolutionaries of seventies” (onyılları belirten çok sayıda örnekten birisi)

Erdost: “yetmişlerin devrimcileri”

Tabii ki bir yanlışlık yok, ama ilk çevirinin yapıldığı 20. yüzyılı bile geride bıraktık, artık 2008/2010’dayız ve yeni yetişen kuşakların bilgi eksikliği hepimizin malumu, atla deve değil ama bir ayrıntıdır:

Ferit: “1870’lerin devrimcilerinin”

6) genel olarak ya da günümüz açısından daha anlaşılır, yaşayan dile daha uygun tercihler:

“intensification of contradictions”

Erdost: ‘çelişkilerin yeğinleşmesi’

Ferit: ‘çelişkilerin keskinleşmesi’

“ultimate aim”

Erdost: ‘sonal amaç’

Ferit: ‘nihai amaç’

“social-reformism”

Erdost: ‘toplumsal reformculuğa’

Ferit: ‘sosyal reformizme’

“working masses”

Erdost: ‘çalışan halk’ (yuvarlak karşılık)

Ferit: ‘emekçi kitleler’ (ne ise o)

“tiniest outgrowth of political discontent and protest is persecuted”

Erdost: “en küçük bir siyasal huzursuzluk ve karşı gelme filizlenmesinin ezildiği”

Ferit: “en ufak bir siyasal huzursuzluk ve protesto belirtisinin bile bastırıldığı”

“no…look with sincere resentment”

Erdost: “içten bir kırgınlıkla bakmamaktadır” (çeviri tuzağı)

Ferit: “samimi bir küskünlükle bakmaktadır”

Erdost: “İngiliz hareketinin adasal özellikleri” (abi yazmış geçmiş)

Ferit. “İngiliz hareketinin ada olmaktan kaynaklanan özgül nitelikleri” (ne olduğunun anlaşılması sağlanarak)

nation’ı çevirirken kafa yormama:
Erdost: “herhangi bir ulus işçilerinin”

Ferit: “herhangi bir ülkenin işçilerinin”

Erdost: “liderler” (burjuva yüksek siyasetine daha yakın çağrışımlar yapar)

Ferit: “önderler” (sol/komünist parti tarihine daha uygun düşer)

– anlamsız cümleler:

Erdost: “eski görüşlerle yanyana yürümek için yeni görüşlerin özgürlüğünü…” (anlayan beri gelsin)

Ferit: “…eski görüşlerle yeni görüşleri yan yana yaşatma özgürlüğü değil, eskilerin yerine yeni görüşleri koyma özgürlüğü”

Erdost: “Raboçaya Mysıl siyasal savaşımın kendiliğindenliğine, bilinçsizliğine boyuneğdiği ölçüde, siyasal savaşımı yadsımıyor” (keza!)

Ferit: “Raboçaya Mysıl’ın kendiliğindenliğe, bilinçsizliğe boyun eğen bir siyasal mücadeleyi reddetmediğini”

Kitapta ara bölüm başlığı:

“The Working Class As Vanguard Fighter For Democracy”

Erdost: ‘Demokrasi Uğruna Savaşımın Öncüsü Olarak İşçi Sınıfı’

Ferit: ‘Demokrasi Mücadelesinin Öncü Savaşçısı Olarak İşçi Sınıfı’

(tüh; Ferit intihalden sıkılmış galiba, açmış İngilizce orijinale bakmış da ‘fighter’ı görmüş!)

– Lenin’in siyasal teorisini eksik yansıtma:

Erdost: “Siyasal sınıf bilinci, işçilere, ancak dışarıdan VERİLEBİLİR.”

Ferit: “Siyasal sınıf bilinci, işçilere ancak dışarıdan TAŞINABİLİR.”

Saldırıcıların mantığına göre, tek bir kelime değiştirildiği için ‘intihal örneği’ sayılması lazım gelen bu örnek, aslında ‘tam da o tek kelime değiştirilmesi gerektiği için’, Ferit’in çevirisinin Lenin’in siyasal teorisine daha sadık olduğunun kanıtıdır.

O yüzden, iki cümle sonra, benzer bir durumla karşı karşıya kalıyoruz:

Erdost: “işçilere siyasal bilgi VERMEK için…”

Ferit: “işçilere siyasal bilgi AŞILAMAK için…”

Şu kelime farkını da Lenin’in halk içinde çalışırken, onların dışında durma değil, onların içinde, onların kaderini paylaşarak faaliyet yürütme anlayışına yorunuz (mesela, Bolşeviklerin taraftar olmadıkları, ama kitleler ayaklanınca kitlelerin içine karışıp önderliği ele almaya soyundukları 1917 Temmuz günleri):

Erdost: “…sosyal-demokrasinin ‘nüfusun bütün sınıfları arasına’ GİTMESİ gerektiğini”

Ferit: “…eğer bir sosyal-demokrat … ‘nüfusun bütün sınıfları arasına KARIŞMASI’ gerekir”

Anlaşılırlık farkı:

Erdost: “Ve bunun henüz sosyal-demokratçılık olmadığı”

Ferit: “Ancak bu çalışmaları yürütmenin henüz sosyal-demokratça bir çizgide çalışmak olmadığı

Keza:

Erdost: “Son birkaç yıldan beri en yaygın olarak görülen sosyal demokrat çalışma ÇEVRESİ tipini…”

Ferit: “Son birkaç yıldır en yaygın biçimiyle görülen sosyal-demokrat çalışma HALKASI (ya da, HÜCRESİ) türünü…”

Lenin’in örgütlenme anlayışı, merkezi bir siyasal gazete ve çekirdek kadrolardan oluşan devrimciler ekseninde, halka halka, hücre hücre yayılan bir siyasal partidir; o sebeple, ‘ÇEVRE’ gibi gevşek bir ifade yerine, ‘HALKA’ demek daha isabetlidir.

Kitabın yaklaşık yarıya yakın kısmını içeren bu ‘yorum’ ve özen farklılığı, yeterli olsa gerektir. Diğer yarıyı aşan kısımda kim bilir başka neler bulunur?

NETİCE OLARAK: Yukarıdaki bütün örneklerden anlaşılacağı üzere, Ferit Burak Aydar’ın tercihlerine itiraz edebilir, yaklaşımını, ‘merceği’ni uygun bulmayabilir, bir sürü tercihini alenen yanlış bulabilir, apaçık yanlışlarını saptayabilir, özensiz davrandığı yerlere rastlayabilir, öyle düşünüyorsanız dilindeki savrukluğa işaret edebilirsiniz, falan. Fakat, bu saldırının ilk başındaki, kitabın kendisini, kapağını dahi görmeden başlatılan ‘yağma yaygarası’nı hatırlarsanız, bu sitedeki kampanyanın ‘maksatlı’ olduğu açıkça görülür. Hele ki burada ‘kes yapıştır çal’dan bahsetmek, ya çeviri eleştirisi cehaletine girer, ya da siyasal art niyete, ya da bilinmez bir sebebe.

Çeviribilim mezunu arkadaşım, Ferit Burak Aydar’ın çevirisi özgün/şahsi ‘yorumsuzlukla’ malul değildir, bilakis ‘yorumda bilinçli tercihleri’ vardır. Bu da çevirisini orijinal kılan asgari koşulun yerine getirilmesi demektir.

Size son bir not olarak, demişsiniz ki, “Çeviri bir yorum işidir ve çevirmenler metinden anladıklarını aktarırlar(abç).

Doğru bir saptama değil bu kanımca, ya da ayırt edici kuvvette bir eksiklikle malul diyelim. Doğrusu bence şu: “Çeviri, yazarın kendi dilinde kastettiği anlamın, çevirmen tarafından kendi diliyle okur nezdinde aynı içerik ve tınıda anlaşılmasını sağlamaktır.”

Aksi takdirde, ‘çeviri yorum işidir’ diye kestirip atarsanız, savrukluğa sebep olur, hele ki kurmaca eserlerde tasvir ve duygu aktarımında ciddi kusurlar işlersiniz.

Zaten, Muzaffer Erdost’un çevirisine hakim olan hava ile Ferit Burak Aydar’ın çevirisine hakim olan hava arasındaki fark buradadır. Erdost, daha ziyade ‘anladığını aktarmış’, bu yüzden çevirisinin birçok cümlede ‘takırdaması’nı önleyememiş, Ferit’in çevirisinde ise, Lenin’in siyaset, örgütlenme ve eylem teorisinin ruhuna sadık kalınarak, ‘anladığının aynı içerik ve tınıyla okurlarca da anlaşılması” kaygısı güdülmüştür.

Çeviride bu önemli bir kıstastır. İyi çevirmenler, sadece kendi anladıklarını aktarmakla yetinemezler; o aşamadan, kendi anladıklarının aynı içerik ve tınıyla okurlarca da anlaşılmasını sağlamaları için, bir etap daha işçilik yapmaları gerekir. Bu, çeviri zanaatının farkı belli eden kısmıdır ve orada okurun karşısında tamamen Türkçe ile karşı karşıyasınızdır. Erdost’un eksik bıraktığı ve zorlandığı kısımların kaynağını, bu etapı eksik bırakmasında aranmalıdır.

Sitede intihal örneği olarak gösterilen paragrafların hemen hepsinde, çeviriler doğru bazı kelimeler değişiktir (ya da dizgi hataları vardır). Fakat, kitabın çakışmayan yüzlerce cümlesinde ve yorum gerektiren en kritik konularda, Ferit’in yorum hatası yoktur; Erdost’tan daha eksik, daha yanlış veya daha geri yorumladığı bir yer yoktur; Erdost’un çok sayıda cümlesi gibi ‘takırdayan’ cümlesi yoktur; çevirisi ve cümleleri daha düzgün, daha anlaşılır ve yorumları daha isabetli, daha günceldir.

Ne yazık ki, “trade unionculuk/sendikal-ist”, “eylem/faaliyet”, “yazınsal/yayın”, “işveren/patron”, “çevre/halka”, “bilinç vermek/bilinç aşılamak” ve benzeri konulardaki tercihleri, Erdost çevirisinde Lenin’in maksadını nakletmeyi ‘zedeleyen’ bir sonuca yol açmıştır. Değerli bir emektir, çeviride ortalamanın üstünde bir verim söz konusudur, fakat bu tercihlerin hepsi yenilenmeyi gerektirmektedir.

Bu açıklamadaki kastım, Muzaffer Erdost’un emeğine kara çalmak değildir; fakat bilip bilmeden ‘emek hırsızlığı’ yapıldığını iddia edenleri de teşhir etmektir. Erdost çevirisi karşısında Ferit Burak çevirisinin, Erdost’un düştüğü yanlışlara kapılmadan, özgün bir iş çıkardığını ortaya koymaktır. Bunu özellikle belirtmek isterim.

Osman Akınhay

Agora Kitaplığı editörü

Bonus: Erkin Özalp’in ısrarlı ‘düzine izahatı’ arzusu üzerine. Sözlüklerde İtalyanca’dan, Fransızca’dan, Latince’den geldiği belirtilen ‘düzine’nin, aritmetik/matematik alanı haricinde gündelik hayatta, hele ki siyasal terminoloji içerisinde hiçbir özel değeri yoktur; ‘deste’nin vardır, ‘tomar’ın vardır, ‘bir dolu’nun vardır, ‘sürü sepet’in vardır da ‘düzine’nin yoktur. Hiçbirimiz de gündelik konuşmalarımızda ‘düzine’ referanslı nicelik kıyaslamaları yapmayız. Ayrıca, matematikte düzine derken kesin olarak 12 kastedilirken, gündelik hayat içindeki sınırlı kullanımlarında, ‘çeviri kaynaklı’ bir sayı birimi olarak düşünülmüş ve tam 12’yi değil, on civarını kasteden yorumlara yapıştırılmıştır. Yine, tam sayısı 12 olmayan büyüklüklerin, yuvarlanırken ‘on civarında’, ‘on beş civarında’ gibi karşılanması mümkündür, ‘on-on beş’ diye karşılanmasında da hiçbir özel yanlışlık yoktur. Ayrıca, bu mühim bir lugat meselesi değildir. Canı sıkılıyorsa, kendisine bu konuda ‘ekşi sözlük’te yazılanlara bakmasını da tavsiye ederim (“ilkokulda gencecik beyinlere öğretilen kavram; nerde kullanılır, ne işe yarar, hiç bilinmez”).

Ama buna rağmen:

“Every step of real movement is more important than a dozen programmes.”

Erdost: “İleriye doğru atılan her adım, her gerçek ilerleme, bir düzine programdan daha önemlidir.”

Ferit: “İleriye doğru atılan her adım, her gerçek ilerleme, bir düzine programdan daha önemlidir.”

Çünkü, 1980 öncesi solcularının nezdinde bu söz bir ‘darb-ı mesel’dir. Burada olduğu gibi korumanın manası vardır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Agora Kiaplığı / Lenin / Ne Yapmalı? / Sol Yayınları /

Comments

  1. […] yer alan örnekler, hırsızlık iddiamı kesin olarak kanıtlıyor. Nitekim, Osman Akınhay da, soldefter.com sitesine eklediği konuyla ilgili ikinci yazıda, “çeviri değil editörlük” yapılmış olduğunu örtülü […]

  2. […] ‘editörlük’ sıfatını layık gördükleri tercih farklılıklarına işaret ettiğim soldefter.com’daki yazımda altını çizdiğim (ve çevirilerin ilk 100 sayfasını kıyaslarken saptadığım) […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.