CHP-AKP Görüşmesinden Özel Ordu mu çıktı?

Yunus Öztürk - 15 Temmuz 2010 - Güncel Politika / Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kürt sorunu BDP’yi dışlayarak, özel ordu kurarak çözülemez

Başbakan Tayyip Erdoğan, “terör” sorunu olarak ifade ettiği Kürt sorununu mecliste grubu olan ya da olmayan bütün partilerle görüşeceğini açıklamış, en çok da CHP ile görüşüp görüşmeyeceği basının gündemi olmuştu. Nihayetinde bu görüşme oldu ve basına yapılan açıklamalarda bu görüşmeden kamuoyunda yaratılan beklentinin aksine, ciddi hiçbir sonuç çıkmadı.

Ortak çıkan görüş “özel ordu”nun silahlı kuvvetlere mi bağlı olacağı yoksa polis teşkilatına mı? Ya da kaç kişi olacağı vb.dir. Yani AKP-CHP çizgisi Kürt sorunun “profesyonel ordu” eliyle çözülebileceğine dair ortak görüş birliği içindedir.

AKP’nin görüşme turlarına BDP ve MHP dâhil edilmedi. Bu iki partiyi de “terörden beslenen” partiler olarak ilan eden AKP, önceki açılım politikalarından farklı bir çizgi izlediğini ortaya koymuş oldu.

“Milliyetçilik” ya da “ırkçılık” üst başlığı altında BDP ile MHP’yi eşitleyen AKP, siyasal yön değişikliğine giderken, Kürt sorununu Kürt siyasetinin temsilcileri olmaksızın çözebileceğini iddia etmiş oluyor. Bunun boş bir hayalden öteye geçmeyeceğini AKP’nin Kürt milletvekilleri biliyor olmalıdır.

AKP, BDP’yi muhatap almamakla, sorunun çözümü yönünde pazarlık payını artırmış olabilir mi? Sanmıyoruz. AKP Kürt sorunun çözümü yönünde yüzeysel adımlar attığında bile BDP içinde ve geniş Kürt aydın çevrelerinde; Türk aydınları arasında umut yaratmış olduğunun farkındadır.

AKP’nin bugünkü siyaseti demokratik haklar ve özgürlükler konusunda otoriterlik kurmaya yöneliktir. AKP Anayasa oylaması sırasında açığa çıktığı gibi, tüm yüksek bürokrasi içinde; valilerden emniyet müdürlerine; yüksek yargıya, YÖK’ten sendikalara, odalara kadar yürüttüğü faaliyet tam bir egemenlik kurma çabasıdır. Anayasa değişiklikleri de tam da bu siyasete denk düşmektedir. Kürt sorunundaki açılımı da bu yönelişine hizmet ettiği oranda AKP için değerli olmuştur Bu nedenle de açılımdan özel ordu kurmaya geçiş AKP için kolay olmaktadır..

AKP’nin ilk başlarda “Kürt Açılımı” adını verdiği ardından CHP ve MHP’nin kopardığı şovenist yaygarayla “Demokratik Açılım”a çevirdiği sözde siyasal açılım süreci, yaratılan iyimser havaya rağmen, esasa girildiğinde içi boş çıkan bir “kapanış” süreci oldu.

AKP burjuvaziyi ve generalleri bir yönüyle siyasi açılıma ikna etmiş görünüyordu. Milliyetçi ve ırkçı çevrelerin saldırıları da kamuoyunda AKP’nin bu sefer Kürt sorununu çözeceğine dair iyimserliği güçlendirdi. Savaşın bitmesini istemekten daha doğal ve istenir bir tutum elbette olamaz. Ancak Kürt yoksulları defalarca egemen sınıflar tarafından aldatılma durumuyla karşı karşıya kaldığı için, Habur sınır kapısından giriş yapan PKK’lileri karşılarken AKP’yi de bir sınava tabii tuttu.

Habur’dan gelenlere gösterilen sevgi ve özlem on binlerle ifade edilince, AKP’nin karizması da çizilmiş oldu. AKP’nin sözde açılım diye ifade ettiği esasen “ben istersem yaparım, senin hak almış gibi görünmene izin vermem” siyaseti, Kürt yoksulları arasında ortaya çıkan sevgi selini kan deryasına çevirmeye yetti, hükümet ve ordu askeri yüzünü derhal gösterdi.

Çatışmaların başlaması ve her gün gelen ölüm haberlerinin artması, 40 bin ölümün yaşadığı coğrafyada yeni acılara ihtiyaç duyanların varlığını da gösteriyordu. 40 bin ölümün sadece 8 bin kadarı asker-korucu-polis ve çeşitli sebeplerle olaylar sırasında ölenlerden oluşurken, 32 bini PKK’li ya da bölgede yasal siyasi faaliyet yürüten Kürt siyasi hareketinin; yasal partilerin, derneklerin temsilcileridir.

Savaşın devamına karar verilmesi demek yeni ölümler demektir ve en çok da Kürt yoksulları arasından ölümler demektir. Ölen askerlerin de yoksul Türk ve Kürt çocukları olduğu düşünülürse, savaş sebebiyle hangi cephede yer alırsa alsın emekçiler ve onların çocukları ölmektedir. Her çatışma sonrasında cenazelerin çıktığı evleri televizyonda izlerken zengin mahalleleri değil gecekonduları görmemiz bu nedenledir.

Kürt sorununun siyasi çözümden başkaca bir çözüm yolu bulunmamaktadır. Özel Ordu ya da BDP’yi devre dışı bırakma oyunlarıyla Kürt sorunu çözülmez daha da ağırlaşır.

Kürt sorununu çözmeyi başaramayan hiçbir hükümetin de uzun süreli iktidarda kalma olasılığı neredeyse sıfıra yakındır. Kürt sorunu bugün tarihinin en ağır dönemecine girmiştir. Bu dönemeci “taş atan çocukları” Terörle Mücadele Kanunu ile yargılayarak, yasal siyaset yürüten DTP ve BDP’nin bin 500’den fazla il-ilçe yöneticisini tutuklayarak geçmek mümkün değildir.

Dökülecek kandan ilk elde sorumlu olacak olan da siyasi iktidardan başkası değildir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: BDP / Kürt sorunu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.