Veysi Sarısözen: “Gerçek Aydın Tavrı”

Sol Defter - 25 Temmuz 2010 - Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

http://www.koxuz.org/anasayfa/node/6531

Gençay Gürsoy, Referandum’da takınacağı tutum sorulduğunda şöyle bir yanıt vermiş:

‘Öncelikle hayırcılardan değilim bunu belirtmek istiyorum. Referandumda evet demek ile bu anayasa değişikliğini boykot etmek arasında git-gel yaşıyorum ve henüz karar verebilmiş değilim. Karar verme konusunda da AKP’nin seçim barajını indirme hususundaki tavrına göre karar vermeyi düşünüyorum. Eğer seçim barajında anlamlı -CHP’nin iddia ettiği gibi %7’ye değil de en az %5’e indirme konusunda bir esneme görürsem evet diyeceğim. Görmezsem, diğer gelişmeleri izleyerek boykot edeceğim ve seçime katılmayacağım. Bir süre daha gündemi izleyeceğim.

Açık bilinç, tutarlı demokratlık böyle bir şey.

Bu yaklaşımda ‘git-gel yaşamak’, ‘henüz karar verebilmiş olmamak’ aşırı kararlı militana pek sempatik gelmeyebilir. Çünkü o militan bildiğiniz gibi hep ‘kararlıdır’.

Gerçekte kararsızlık, eğer sözcüğün gerçek anlamında bir karar anında başa gelen bir zaaf ise bu kişiyi yanlışa, partiyi yenilgiye götürür.

Ama bu örnekte bir ‘kararsızlıktan’ söz edilemez.

Burada kararsızlık yok, bir kesin tutum almanın ön hazırlığı var. Burada böyle bir ön hazırlık olduğu için de, tutarlı demokratik bir mücadele kararlılığı var.

Gürsoy, ‘bir esneme görürsem evet diyeceğim. Görmezsem, diğer gelişmeleri izleyerek boykot edeceğim’ diyerek kendi konumunu açıklığa kavuşturuyor.

Burada dile getirilen tutum, Türk solunda ve demokrat aydın çevrelerde referandumla ilgili ortaya çıkan edilgen tutumun demokratik alternatifidir. Mevcut durumu ‘yetmez ama evet’ diyerek peşinen kabul edenin de, mevcut duruma müdahale etmeyi aklının ucundan bile geçirmeden, ‘ister yetsin, ister yetmesin hayır’ diyenin de edilgenliği Gençay Gürsoy’un tutumu karşısında ne kadar güçsüz, ne kadar hedefsiz, ne kadar perspektifsizdir. ‘Sırtı yerde güreşmeye’, ‘etten önce kazana düşmeye’ karşı verilmiş en ciddi yanıttır.

Türkiyeli aydın kamuoyundan yükselen bu sese Radikal Gazetesinden olumlu bir destek gelmiştir. Necmiye Alpay, Gençay Gürsoy’un yaklaşımını kendi yaklaşımı olarak benimsediğini açık bir dille yazmıştır.

Şimdi bu iki ismin tutumu, bence Fırat’ın Batısındaki demokratik güçler için örnek olmalı.

Bir an için şöyle düşünelim:

Eğer Türkiyeli demokratlar, sol liberaller, liberaller, solcular, sosyalistler, özgürlükçü Müslümanlar, ‘hayır’ alternatifini reddeden, ama kendilerini ‘koşulsuz bir evet’ şıkkına mahkum da hissetmeyenler, Taraf Gazetesinde, Star’da, Sabah’ta, Yeni Şafak’ta, Zaman’da seslerini yükseltselerdi, ‘biz, eğer AKP seçim barajında makul bir indirim yaparsa referandumda evet diyeceğiz, yapmazsa boykot edeceğiz’ deselerdi, ne olurdu?

AKP’nin referandum stratejisi temelinden sarsılırdı. Ahmet Kaya’nın Erdal Eren’le ilgili bir şiirden bestelenmiş parçasıyla, idam edilenlerin mektuplarına dökülen göz yaşlarıyla kampanyaya adım atan ve taktiğini 12 Eylülle hesaplaşma motifi üzerine kuran AKP, kendisine her bakımdan destek veren bu demokrat, liberal, müslüman çevrelerin ultimatomu karşısında, biliniz ki teslim olurdu.

Seçim barajını indirmek zorunda kalırdı.

Seçim barajının indirilmesi demek, şu anda AKP’nin referandumu Kürt özgürlük hareketini yok etme amacıyla bağlayarak BDP’ye karşı siyasi bir saldırıya dönüştüren politikanın geriletilmesi ve çatışma sürecini durdurmaya elverişli bir ortam yaratılması demektir.

Çünkü indirilmiş bir seçim barajıyla önümüzdeki seçimlere gidilirse, bunun sonucu çok açık olur: BDP, böyle bir seçimde Türkiye’nin bütün demokratik güçleriyle birleşir, parlamentoya yüz vekille girer.

Yüz vekil, arkasında pasif bir seçmen kitlesi olan partiler için yalnızca koalisyon hokkabazlığına yarasa da, arkasında milyonluk serhildan potansiyeli taşıyan ve mücadelenin bütün biçim ve yöntemlerini her an kullanmaya hazır bir güç olunca, değiştirici, dönüştürücü, devrimcileştirici bir etken demektir.

İşte o zaman ‘değişimi’ ondan bundan beklemek yerine, Kürt halkı, Türkiye solu, Türkiyenin bütün demokratik insanları, değişimin onurlu, eşit haklı, belirleyici öznesi haline gelir.

Değişimi ondan bundan beklemek, ya da bu işi kendi ‘ihtilaline’ ertelemek, ama solun parlamentoya ‘taşınması’nı da Kürdün sırtından gerçekleştirmek, seçim kapıya dayandığında ‘ittifak’ adı altında pazarlık meydanlarında boy göstermek bir aydına yakışmaz. Aydına yakışan, Gürsoy ve Alpay’ın yaptığı gibi, en kritik anda, en doğru tutumu almaktır.

Bu iki insan, yeri geldiğinde beni, ben ne kelime, BDP’yi ve PKK’yi en sert şekilde eleştiren iki aydınımızdır. Onların eleştirileri neden psikolojik savaş kategorisine girmiyor diye sorarsanız, yukardaki yazıyı bir kere daha okuyunuz derim. Ve eğer ‘biz de psikolojik savaşçıların oyununa gelmemek için ne yapmalıyız’ diye sorarsanız, şöyle yanıt veririm: Gençay Gürsoy ve Necmiye Alpay gibi yapın…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Anayasa Referandumu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.