4688 Sayılı Yasa ve KESK

Sol Defter- Haber - 26 Temmuz 2010 - 2011 KESK Kongresine Giderken / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

4688 sayılı yasa 12 Eylül’den sonraki en kitlesel ve etkili emek muhalefetini sistem içine çekerek etkisizleştirmekle kalmadı, aynı zamanda örgüt dinamizmini yok ederek hantal, statükocu bir bürokratik yapıya dönüştürdü.

Kısa sürede bu sonucun ortaya çıkacağı yasanın henüz mecliste görüşülmesi sırasında öngörülebilirdi. Bu yasanın bir sendika yasası olmadığı sendika yerine bir dernek kurduğu görülebilirdi. Nitekim ilk başlarda bu yönde cılız da olsa eleştireler yapıldı ‘Bu çerçeveye sığmayacağız’ dendi; ancak hızla bu çerçevenin içine yerleşti. Yasanın bu haliyle de bir kazanım olduğu daha baskın bir şekilde dillendirildi ve yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu çalışanlarının kaderinin de değişeceği şeklinde bir beklenti oluşturuldu.

Böylece emek muhalefeti “fiili meşru” mücadele hattından çıkarak 4688’in öngördüğü sınırlar içine girdi. Yasal mitingiler, etkisiz basın açıklamaları, mevzuatın öngördüğü örgütlenme biçimleri, yazışmalar, basın yayın faaliyetleri ile emek muhalefetinin, siyasal statükoya, iktidara ve neoliberal politikalara karşı eli kolu bağlanmış oldu.

Böyle bir sonucun; sisteme dâhil edilmeye çalışılan tarafta karşılığı yaratılmadıkça tek başına bir yasal düzenlemeyle kolay kolay elde edilemeyeceği de çok açık. Bu karşılık, muhalefeti sisteme bağlayacak kurumlar; iktidar olma biçimi, gücü ve bunlara dünden hazır kadrolardır. Bu kadrolar bugünkü sendikal bürokrasiyi oluştururken, kurumlaşma, kurumsal işleyiş, iktidar olma biçim ve yöntemleri de kurulu düzenle koordinasyonu sağlıyor.

Kurulu düzenle koordineli bir yapının kendisini ve bağlı olduğu yapıyı dönüştürmesi bir yana, bu yapıdan muzdarip kesimler lehine haklar elde edeceğini ummak bir yanılsamadır. Ancak bu yanılsama bizzat iktidar sahipleri ve bürokrasisi eliyle üsten aşağı her türlü araçla yaratılmakta ve iktidar ilişkileri sürdürülebilmektedir.

KESK’in işleyişi ve politikaları

Bugünkü KESK’e ve bağlı sendikaların iç işleyişlerine, politikalarına baktığımızda,  4688 sayılı yasanın ortaya çıkardığı bütün sonuçları yapısına taşıdığını söyleyebiliriz. Ancak ve doğal olarak sendika bürokrasisi açısından bunlar sorun teşkil etmiyor.

Bu nedenledir ki, eylem kararları ifade edilen sorundan ve asıl muhataplarından daha çok sendika içi siyasal dengeler gözetilerek alınmakta, eylemin başarısı da bu dengelere göre hesaplanmaktadır.

Böylece eylemler uzunca süreden beri, amacından; elde ettiği veya yol açtığı sonuçtan bağımsız olarak değerlendirilmektedir:

  • Toplumsal ve tarihsel bağlam görmezden geliniyor. Her eylem tek başına ele alınıyor.
  • Eyleme katılanların sayısı, alanın kalabalığı gibi birtakım nicel verilerden hareket edilerek eylemin başarılı oluşuna hükmediliyor.
  • Bu hüküm sendikanın yetkili kurullarında örgüt içine dönük bir propaganda ve ajitasyona dönüşüyor.
  • Ortadaki ‘başarıda’ o kuruldaki herkesin katkısı olduğu için bu propaganda ve ajitasyon ‘başardığımıza’ dair ortak bir inancın yerleşmesine neden oluyor.

Kafamızdaki kof inanç, hamaset bu gerçekliği kendimizden gizlememize yarıyor ama doğal olarak emekçilere anlatmada yetersiz kalıyor. Bu sefer siyasi meşrebimize göre onların duyarsızlığından, anlayışsızlığından, bilgisizliğinden ve politik olmamasından yakınmaya başlıyoruz.

İtibar ve üye kaybı devam ediyor

Yukarıda saydığımız nedenlerle sendikaların çalışanlara yabancılaşmasına neden oluyor. Emekçiler sendikalara sırtını dönüyor. Sendikalardan üyeler istifa ediyor. Sendikaların örgütlenme oranları her yıl geriliyor. Sendikalar iş kollarında büyüyüp genişlemedikçe içe kapanıyor, küçülüyor ve etkisizleşiyor. Eylemler sınıflar arası iktidar kavgasının bir parçası olmaktan uzaklaşıp örgüt içi iktidar kavgalarının güçlü silahlarına dönüşüyor. Bu silah sendikal bürokrasinin sürgit iktidarda kalmasına yol açıyor. Kısırdöngü şu şekilde işledikçe sendikaların kurulu düzenle bağları kuvvetlenirken çalışanlar arasında inandırıcılığı ve itibarı yok oluyor. İnandırıcılık ve itibar sorunu genel kurul süreçlerinde kısmen telafi edilmeye çalışılıyor.

Genel kurula bir sene kala..

Genel kurula bir sene kala sendikal bürokrasi tabandan gelen talepleri dikkate alıyormuş gibi yapar; çalıştaylar düzenler; yenilenme, yeni politikalar, yeni örgütlenme biçimleri, yeni sendikal yapı, yeni siyaset, yeni tüzük vb. kavramlarını sık sık kullanarak üyeleri yeniden motive etmeye başlar ve kurumsal düzeyde ittifak ilişkileri oluşturarak siyasal hasımları üzerinde baskı kurmaya başlar. Kurulu siyasal düzenin has kurumları olan siyasal partilerdeki bütün politik manevralar (ayak oyunları diye de okuyabilirsiniz) eksiksiz buralarda da icra edilir. Delege hesapları, pazarlıkları derken saflar sıklaştırılır. Böylece hem inandırıcılık ve itibar sorunu aşılmış gibi yapılır, hem de, sendika bürokratlarının olmazsa olmaz iktidarları garanti altına alınmış olur.

15 Ağustos yaklaşıyor

4688 sayılı yasa çerçevesinde toplu görüşmelerin başladığı tarih. Bu zamana kadar yapılan görüşmelerden çalışanlar lehine elle tutulur haklar elde edilemediği için ve çalışanların da bunu çok iyi bildiği için KESK bu görüşmeleri ortaoyununa benzetmişti. Benzetmişti ama görüşmelere alternatif olabilecek politikaları, eylem biçimlerini de üretememişti. Yani ortaoyunun bir parçası olmaya devam etmişti. Bu yılki görüşmelerde de benzer çizgisini sürdüreceğini yani ortaoyununun bir parçası olmaya devam edeceğini öngörmek yanlış olmayacaktır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 4866 / KESK / sendika bürokrasisi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.