Direnişteki İşçiler Platformu: Kenan Budak Olmalıyız!

Sol Defter- Haber - 26 Temmuz 2010 - Güncel Politika / İşçi Gündemi / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İleci Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Kenan Budak‘ın katledilişinin 29’uncu yılında 25 Temmuz Pazar günü Okmeydanı Sibel Yalçın Parkında düzenlenen etkinliğe bine yakın katılım oldu.

Direnişteki İşçiler Platformu adına etkinliğe katılan TEKEL, İtfaiye, İSKİ işçileri aşağıdaki metni okudular:

***

Kenan Budak’ın değerli yoldaşları,

Mücadele arkadaşları,

Hepinizi Direnişteki İşçiler Platformu adına selamlıyorum

Kenan Budak’ı tanıma şansımız olmadı. Ancak bize anlatılanlardan, tarihten biliyoruz, öğreniyoruz ki, Kenan Budak başta deri işçileri olmak üzere, tüm işçiler arasında sosyalist kimliğiyle, sendikacı kimliğiyle yer almış.

12 Eylül koşullarında yurtdışına gitmek yerine işçilerin arasında yaşamayı seçmiş. Hatta bölgesini bile değiştirmeyip, Zeytinburnu, Kazlıçeşme, Yedikule’den ayrılmamış.

Sadece işçi ve sendika davasıyla değil, sosyalist kimliğiyle, parti kimliğiyle birlikte bir Kenan Budak’tan söz ediyoruz.

Bugünkü sendikacıların pek azı dışında, mevcutlardan tamamen farklı yönde bir kişilik, bir işçi ve sosyalist militan olduğunu anlıyoruz. Bir kez daha saygıyla anıyor, katledenleri lanetliyoruz.

Değerli arkadaşlar,

Kenan Budak’ı bugünkü sendikacılarla karşılaştırmamı ona ve mücadelesine saygısızlık saymayın.

Bu karşılaştırmayı sendikal ve sosyalist hareketin bugünkü düzeyini anlamayı kolaylaştıracağı için yapmak istiyorum. İçinde bulunduğumuz rehavetten bizi uyandıracağına inanıyorum.

Ben, TEKEL işçisiyim. TEKEL işçilerinin özlük hakları için yürüttükleri mücadele sırasında devrimci sendikacıların önemini gördüm. Aynı zamanda sarı sendikacıların mücadelemize nasıl engel çıkartabildiklerine tanık oldum.

Bu anmaya gelirken şöyle düşündüm: Eğer TEKEL işçilerinin başında Kenan Budak olsaydı, işçilerin mücadelesi nasıl olurdu? Bütün kalbimle söyleyebilirim ki, TEKEL işçisi özlük haklarını almadan Ankara’dan dönmezdi.

Değerli arkadaşlar,

Bugünkü sendikal hareket, maalesef DİSK ve KESK de dâhil olmak üzere, işçi sınıfından ve emekçilerden kopmuştur. Hak-İş, Memur Sen, Kamu Sen’i hiç saymıyorum. Onlar iyice sararmış durumda. Türk-İş ise, en çok üyeye sahip işçi konfederasyonu ama işçi sınıfının çıkarlarını temsil etmediği ayan beyan ortada.

İster 2 Mart’ta Ankara’da çadırların sökülmesinden sonraki TEKEL mücadelesine bakalım, isterseniz 1 Mayıs 2010’dan buyana yaşadıklarımızı ele alalım, sonuç değişmeyecektir. Her aşaması işçiden ve tabandan kopuk, korkak, işçiyi mücadeleye değil, engellemeye çalışan bir sendikacılıkla karşı karşıyayız.

Birkaç örnekle açıklayayım: Bakın, 100 civarında TEKEL işçisi ile İtfaiye, İSKİ, Sinter, ATV işçilerinin de katıldığı Direnişteki İşçiler Platformu olarak, bir dizi demokratik tepki eylemleri gerçekleştirdik. Sonuç: Demokratik tepkilerimizi ifade ettiğimiz için sendikalarımız kendi üyelerini kınadı, teşhir ve tecrit edeceğini açıkladı.

1 Mayıs 2010’da Taksim kürsüsüne sahip çıktık, kürsüden seslenmek istedik. 200 bin işçinin yuhaladığı Mustafa Kumlu’ya işçi davasına sahip çıkmadığı için tepki gösterdik. 6 konfederasyon bizleri “teşhir ve tecrit” edeceklerini açıkladılar.

26 Mayıs Genel Grevine sahip çıktık. Sendikaların kendi kararlarıydı. 24-25 Mayıs’ta Türk-İş Bölge Temsilciliklerinde demokratik eylemler yaptık. 28 Mayıs’ta Türk-İş Genel Merkezi yine bizi kınadı. Bildiri yayınladı. DİSK’i ve KESK’in adını kullandı. DİSK’ten ve KESK’ten yalanlama gelmedi.

2 Temmuz’da Türk-İş Genel Merkezine giderek TEKEL mücadelesine sahip çıkmalarını hatırlatmak istedik. Konfederasyon merkezi polis karakolu haline getirilmişti. Bizi sendikacılar yerine kahvaltı yapan çevik kuvvet ekipleri karşıladı. Sendikamızdan, işçinin öz evinden kovulduk. Türk-İş yönetimi tarihinde belki de ilk kez işçi ismi vererek bir bildiri yayınladı. DİSK ve KESK’inde adını kullandı. Bu bildiriye de DİSK’ten ve KESK’ten yalanlama gelmedi.

Uzatmayalım… Bizim yaşadıklarımız bunlar.

DİSK’in ve KESK’in içinde kendi üyelerini görevden alan, disipline veren, ihraç eden birçok örnek daha anlatabilirim. Kısacası sendikalar gerçek sahiplerinin elinde değildir.

Bu noktada sosyalist harekete görev düşüyor. Cevabı yine Kenan Budak’ta var: Kenan Budak sendikacı ve işçi olduğu için değil, sosyalist olduğu için, partili olduğu için Kenan Budak olabilmiştir.

Siyasallaşmayan bir işçi sınıfı yeni Kenan Budaklar da yaratamaz. Bu nedenle size ve bize düşen öncelikli görev işçi sınıfının siyasal örgütlenmesini gerçekleştirmektir. İşçi sınıfını aydınlatmak, bilinçlendirmek ve sendikaların başında bulunan ihanet şebekelerini,  sendika bürokratlarını kovup atmak için işçi sınıfının siyasal örgütlenmesi belirleyici önemdedir.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinize mücadelenizde başarılar diliyorum. Kenan Budak’ı saygıyla anıyorum.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Direnişteki İşçiler Platformu / Kenan Budak /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.