İnegöl ve Dörtyol: Türkiye Gerçeği

Seyfi Adalı - 27 Temmuz 2010 - Güncel Politika / Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Dört polisin öldürülmesinin ardından meydana gelen olaylar üzerine Hatay Valisi Mehmet Celalettin Lekesiz’in değerlendirmesi şöyledir: “Vatandaşlar arasında meydana gelen derin infial. 24-25 işyeri, birkaç kundaklama oldu. Vatandaşlarımızın zorunlu olmadıkça akşamları sokağa çıkmamalarını, akşamlarını evlerinde geçirmelerini istirham ediyorum”.

İnegöl kaymakamının açıklaması daha farklı değil.

“Vatansever bir grup vatandaş”, “terörist” saydığı diğer bir grup vatandaşa saldırıyor, işyerlerini tahrip edip, kundaklıyor; yetmiyor polis karakollarını kuşatıp, polis araçlarını deviriyor…

Ülkücü-faşistlerin oluşturduğu “vatansever”ler, 1978 Maraş katilamından 1993 Sivas katliamına kadar bir dizi ırkçı saldırı düzenleyebilmiştir; devletin rolünü üstlenmişlerdir. Ülkücülerin polisin ekleri haline dönüşmeleri kolay olmaktadır.

Yine de vali ve emniyet yetkilileri tarafından “vatandaşların derin infiali” sayılıyor.

Habertürk spikerinin konuyu tartıştığı sosyoloji profesörüne “bugüne kadar yaşadıklarımızın tam tersi bir durum değil mi?” diye sorarken, polis arabası devirenlerin “vatanseverler” olmasına şaşırdığını ifade ediyor.

Bugüne kadar kitleler seviyesinde bir çatışma yaşanmadı. Genellikle “vatansever vatandaşlar infial üzerine komşusuna saldırı düzenlemişti”. Batı illerindeki Kürtler sadece ulusal kimlikleri sebebiyle saldırıya uğradı.

Sorumlusu kim?

Kürt sorununu “terör” sorunu sayanlar;

“Demokratik açılım” adı altında Kürt yoksullarını aldatmaya kalkanlar;

Sorunun çözümünde “Et ve Balık Kurumu” eksikliğini keşfedenler;

Son dönemde yaşanan “iç savaş” görüntülerinin sorumlusu sayılmalıdır.

AKP’nin sahte demokratik “vaatleri” ile AKP’nin uyguladığı askeri politikalar arasındaki açı farkı, toplum içindeki saflaşmanın daha da artmasına yol açmaktadır.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay polis cenazeleri sırasında seslendiği ordu komutanlarına, emniyet müdürlerine “Amanosları temizleyin, ne yapiyorsanız yapın” çağrısı yaptı, AKP’nin gerçek zihniyetini de ortaya koydu.

“Vatansever” ülkücüler de bu çağrıdan kendilerine görev çıkarıyor, cesaret alıyor ve kundaklamalarını gerçekleştirip, serbest kalabiliyor.

Resmi ve sivil terörün Kürt yoksullarını, kendileri gibi düşünmeyenleri, solcu öğrencileri hedef almaları nereye kadar gidebilir?

Kürt yoksulları son 25 yılın aksine bu kez kendini savunmaya karar vermiştir. “Barikat” kurup, “öz savunma” durumuna geçmiştir.

Bundan sonraki sürecin nasıl gelişeceğini kimse bilemez. Ancak şu kesin ki, referandum sürecinin toplumu politikleştirmesi kadar, kamplaştırması da söz konusu olacak. Referanduma ilişkin tutumlar esas olarak Kürt sorunu üzerinden saflaşacaktır.

Irkçı, faşist güruhlara göz yumulmasıyla meydana gelen olayların sorumlusu, AKP hükümetidir. Çünkü AKP hükümeti ülkücülerin izlediği siyaseti hükümet olarak izlemekte, Kürt sorununun siyasi çözümü yerine askeri çözümde ısrar etmektedir.

Referandum sürecini sözde 12 Eylül ile hesaplaşmaya çevirmeye çalışan AKP, ne kadar demokrat ve özgürlükçü olduğunu İnegöl ve Dörtyol’da Kürt esnafa saldıranlar hakkında yapacağı samimi takibatta ortaya çıkacaktır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kürt sorunu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.