KESK Kongresine giderken, ÖSH-DSD deneyimi

Sol Defter- Haber - 31 Temmuz 2010 - 2011 KESK Kongresine Giderken

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Mart 2010’da kaleme alınan bu değerlendirme yazısı, bugün adını değiştirip Demokratik Emek Meclisi adını alan sendikal fraksiyonun değerlendirmesidir.

Bugün de geçerliliğini koruduğuna inandığımız değerlendirmeyi, “2011 KESK Kongresine Giderken” bağlamında, bir deneyim aktarımı olması nedeniyle yayınlıyoruz.

Sol Defter

Özgürlükçü Sol Hareket-Devrimci Sendikal Dayanışma’nın Yapısal Sorunları

DSD’nin pek çok toplantısında hem yapısal sorunlarımızı, hem de yapamadıklarımızı dile getirdik. Yenilenme iddiası olan bir grup bu eleştirileri dikkate alır; eksiklerini tamamlar, hatalarını da bir daha tekrar edilemeyecek şekilde hukuki düzenlemelerle aşabilirdi. Bu olmadı. Tam tersine eleştiriye konu olan hususlar önemsizleştirildi, eleştiriyi yapanların niyetleri sorgulandı, gruptan yalıtılmaya çalışıldı, gruptan atıldı. Alan siyaset ilişkisi eskiye göre daha merkezi bir yapı olarak kurgulandı. Şimdi DSD dünden daha fazla belli bir ekibin tahakkümü altında bulunuyor.

Eleştirdiğimiz noktaların, uzunca süreden beri tekrar eden sorunların temel nedenleri olarak ortaya çıkan hususlar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu nedenle eleştirilerimizin belli bir kişiye, gruba değil, siyasal yapının kendisine dönük olduğunu tarafsız bir gözle izleyen herkes teslim edecektir. Ancak mevcut yapıyı kendileriyle özdeşleştiren, mevcut yapıyı kendilerinin ‘malı’ olarak gören sorumluluk sahibi arkadaşlarımız cansiperane bir şekilde bu yapının korunması için gayret etti ve ediyorlar.

Yeni ve yenilenme iddiası taşıyan bir sayasal grubun pek çok toplantıda dile getirdiğimiz aşağıda sıralayacağımız bu hususları sorgulaması gerekmez mi? Bunu yapmayan bir grubun yeni olma iddiası inandırıcı olabilir mi?

Sendika Genel Kurulları hep kırılma ve ayrışma nedeni oldu:  DSD kendi tarihi içinde hiçbir genel kuruldan büyüyerek; siyasal ve örgütsel etkisini artırarak çıkmadı. Tam tersine her genel kurul örgütsel olarak kırılma, ayrışma sebebi oldu. Özellikle MYK adaylarını belirleme yöntemi bu ayrışmaların ve kırılmaların temel sebebi olarak ortaya çıktı. Buna rağmen DSD meclisleri sorunu ortadan kaldıracak bir aday belirleme hukuku geliştiremedi.

Yetki ve sorumluluklar hep belli kişilerin elinde toplandı: Belli bir siyasal yapılanmanın hem dikey hem de yatay örgütlenmesi varoluşsal bir özelliktir. Dikey yapılanma örgütün işleyişini sağlar, yatay yapılanma da kitle ile ilişkilerini düzenler. Özellikle dikey yapılanmada sorumluluk, hesap sorulabilirlik, geri çağırma, eleştiri, özeleştiri, bilgi aktarımı, bilgi paylaşımı gibi mekanizmalar örgütsel dinamizmi, refleksi yenileyen bir işlev görür. DSD’de böyle bir yapılanma hiçbir zaman olmadı. Yetki hep belli kişiler elinde toplandı. Sorumluluk, hesap sorabilirlik mekanizmaları oluşturulmadı. Örgütsel yapı, örgütsel ilişki ve politikalara dair bilgi birikimi hep aynı kişilerin tekelinde kaldı; paylaşılmadı. Yatay ilişkiler; örgütsel ilkeler ve politikalar ile değil, kişisel ilişkiler ve feodal bağlarla kuruldu. Böylece, zaman içinde, bu ilişkileri yönlendiren güçlü bir çekirdek ve o çekirdek etrafında kümelenmiş amorf bir yapı ortaya çıktı.

Meclis iradesi hiçbir zaman hâkim olmadı: İlişkiler kişisel ve feodal bağlarla kurulduğu için meclis iradesi de hiç bir zaman hâkim olmadı. Örgüt hukuku ve politikaları meclis iradesiyle oluşturulmadı. Meclis hiçbir zaman belli ortak ilkeler ve politikalar doğrultusunda çalıştırılmadı. Kapalı kapılar ardında dar bir grubun aldığı kararlar kişisel ve feodal kanallardan geçirilerek meclise kabul ettirildi. Bu yöntemle alınan her karar meclis iradesinin tecellisi gibi sunuldu. Bu durumu giderici hiçbir çalışma yapılamadı. Yapılmasını talep edenler de istenmeyen kişiler olarak ilan edildi.

Meclis, yürütme, MYK İlişkileri Sorunlu: Meclis-yürütme, yürütme -MYK, MYK-meclis ilişkileri hiçbir zaman olması gerektiği şekliyle işlemedi. MYK üyeleri fiilen yürütmelerin ve meclisin üzerinde bir güç oluşturdular. Bu durum bir taraftan grubun siyasal kararlarının alana etkisini daralttı, diğer yandan da alanda görev alan arkadaşlarımızın meclise karşı sorumluluğunu ortadan kaldırdı. DSD tarihi, grup ya da meclis kararı bir yana, grubun ya da meclisin haberi bile olmayan eylem kararlarıyla doludur.

Bilgi ve politika üretimi yok: 2008 kongrelerinden sonra grubumuz yoğun, irrasyonel bir muhalefetle karşılaştı. Grupların gazeteleri ve dergileri grubumuza yaptıkları eleştirilerle doludur. Bizler DSD grubu olarak yapılan hiçbir eleştiriye cevap veremedik. Gerek sendikal mücadeleyi gerekse siyasal mücadeleyi takip edip grubumuzda tartışıp yeni politikalar oluşturamadık. Bu sorunları aşmak için önerdiğimiz çalışma grupları oluşturma fikri hiçbir zaman kabul görmedi. Grup bilgi ve politika üretmede hiçbir varlık gösteremedi.

Eski aidiyetler belirleyici oluyor: Sol grupların, partilerin marjinal sınırlara hapsolmasının temel nedenlerinden biri de 70’li yıllardaki siyasal aidiyetlerini bu günkü politik ilişkilerinde belirleyici bir şekilde sürdürmek istemeleridir. 70’li yıllardaki siyasal ilişkiler, sorumluluklar, örgütsel hiyerarşi, hasımlık, hısımlık bu günkü ilişkileri, davranışları ve gruplaşmaları belirliyor. Bugün aynı partide bulunmak dünkü farklı siyasal çevrede bulunmanı unutturmuyor. Partide alacağın görevler, sorumluluklar eski aidiyetlerin dikkate alınmadan belirlenmiyor. Bu durum grubun dikey işleyişinde çeşitli zaaflara ve kısır çekişmelere neden olduğu gibi, yatay büyümesini de engelliyor. Bu nedenle gruba hiçbir zaman çoğulcu bir yapı hâkim olamıyor. Fikri ve entelektüel üretim yok denecek sınırlarda kalıyor. Fikri düzeyde yeni bir şeyler öğrenemeyen, belli bir siyasal perspektif geliştiremeyen; ama telefon edildiğinde gelmek ya da gitmek zorunda olduğunu hisseden; meclislerde sözü dinlenmeyen ama yandaş arandığında hatırlanan üyeler grupla ilişkisini zaman içinde asgariye indiriyor. Örgüt bağının zayıflaması aidiyet bilincinin ve tutumunun da zayıflamasına yol açıyor.

Bizce DSD’nin yapısal sorunları bu noktalarda özetlenebilir. Aslında geniş bir perspektifle baktığınızda aşılmayacak meseleler de değil. Ama bu hususları istisnasız her toplantıda dile getirmemize rağmen bunlar duyulmadı, dikkate alınmadı. En son bardağın taştığı noktada siyasi yürütme DSD yürütmesini bu meseleleri görüşmek üzere toplantıya çağırdı. Umutlandık. Her halde dedik; Türkiye’de yeni solu inşa etmek gibi bir misyonla hareket eden bu insanlar bu meselelere daha farklı ve geniş bir açıdan bakabilecekler ve bu tıkanma noktalarının aşılamasına dair olumlu açılımlar yapacak. Tam tersine bizim için asıl hayal kırıklığı bu toplantıda açığa çıktı. Gördük ki bu arkadaşlarımızın meselelere yaklaşımı, bizim yıllardan beri tutumlarının değişmesini istediğimiz, eleştirdiğimiz arkadaşlardan farklı değil. Hatta onların bile gerisinde durdukları söylenebilirdi. Bir şey söylemek için adeta onların gözlerinin içine bakıyorlardı. Sonuçta bu eleştirileri bizim psikolojimize vurarak ve arkadaşların tutumunu destekleyen açık tavırlarıyla toplantıyı bitirdiler.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: DSD / KESK / sendika bürokrasisi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.