Hostesin adı yok!

Sol Defter- Haber - 9 Ağustos 2010 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

http://www.airkule.com/default.asp?page=yazar&id=482

Uçaklar yolcusunu indirip yeni sefere hazırlanırken temizlik, ikram, teknik gibi bütün personel işlerini tamamladıktan sonra kabin ekibinin yaptığı ve uçağın her türlü yabancı maddeden arınmış olduğunu garantileyen bir “Security check” vardır.  Atatürk Hava Limanında uçakta cüzdan içine saklanmış patlayıcının, onu bulan işçinin gözünü yitirmesine neden olduğu olay düşünüldüğünde bu kontrolün uçuş emniyetinin ilk koşulu olduğu daha iyi anlaşılır.
Uçuş emniyeti ya da güvenliği Türkçeye tek sözcükle çevrilse de “Flight safety” ve “Flight Security” şeklinde iki başlıklta ele alındığında, “Securty” kabin memurlarının sırtındadır. Yine yolcuların uçaktan çabuk tahliyesinin gerektiği acil durumlarda kabin personelinin yolcuların can güvenliği açısından sorumluluğunun büyük olduğu artık herkesçe bilinen bir gerçek. Son yıllarda giderek bu önemi göz ardı edilen ve bir  vitrin mankeni konumuna indirgenen kabin memuru arkadaşlarımızın, hosteslerin sorunları dağları aşıyor!
Sefer sonrası yolcular bavullarını beklerken aralarından geçen uçuş ekibine göz ucuyla da olsa bakarlar. Kız çocuklarının “hostes” ablalarına özendiklerini gözlerinden anlarsınız. Bu sırada üniformalarının içinde, makyajları tazelenmiş, yorgunluklarını gizlemeye çalışarak, hatta topuk seslerine bakarsanız hiç yorulmamış gibi enerjik, gülen yüzler görürsünüz. Oysa gerçek öyle değildir. Daha doğrusu artık öyle değil. Kabin memuru arkadaşlardan son bir ayda aldığım maillerin, mesajların ortak dili durumun çok ciddi olduğunu gösteriyor. Özel şirketlerde alınan ücret ise kız çocuklarının özenmelerini boşa çıkaracak kadar düşük. Şirket adları bende saklı kalmak koşuluyla vereceğim örneklerle konuyu açalım. Çünkü hepsinde durum üç aşağı beş yukarı aynıdır.
Temmuz ayı içinde sadece bir şirketin beş kabin amiri, görev sırasında aşırı yorgunluk, bitkinlik vb nedenlerle bayıldı. Kimi uçuşa geldiği sırada, diğeri uçuş sonu yolcuların arasından geçerken yere yığıldı. Başka birisi ara meydanda görev yapamayacak hale gelince yolcuların bir kısmı indirilerek sefer tamamlandı. Çünkü 50 yolcu başına bir kabin memuru gerekiyor. Mide kanaması geçirenler, yaşadığı stres ve yorgunlukla kriz halinde hıçkırıklara boğulanlar, sadece bizim duyduklarımızdır. Basına yansıyan intihar örnekleri de var. Özetle kabin hizmetleri aynı havacılığımızdaki yer kazaları gibi alarm veriyor.
İnsan odaklı bir işin, insanı ıskalayan ve sadece olabildiğince fazla kâr etmeyi hedefleyen bir anlayışla yönetilmesinin doğal sonucudur bu. Kabin memurlarının sağlıklarını yitirdiği, görev sırasında düşüp bayıldıkları bir yoğunluk ne demektir? Yasal boş günlerinin verilmediği, çeşitli bahanelerle sabaha kadar uçan bir hostesin uykudan uyandırılıp uçuşa gönderildiği bir ortamda, işin bir de sosyal boyutu var. Bu insanların yuva kurmaları, evliliklerini sürdürmeleri, çocuklarıyla ilgilenecek zamanı bulmaları nasıl mümkün olacak? Bunu da geçelim acil bir durumda yolculara bu arkadaşlar nasıl yardımcı olabilecekler?
Artık ülkedeki otorite, SHGM ve Çalışma Bakanlığı gibi kurumlardan medet ummak hayaldir. Konuyu en yakından bilmesi gereken her şirketin Kabin Hizmetleri Başkanları ise oturdukları koltuklarda geçmişi unutmuş görülüyorlar. Daha az ekiple, daha az personel gideriyle şirketlerini hep daha fazla kâr ettirme ve kendi koltuklarını garantileme peşinde meslektaşlarının gözünde nasıl bir konuma düştüklerini fark etmiyorlar.
Her şirket, yaz sezonundan önce, artacak seferleri karşılayacak personel durumunu masaya yatırır. Uçak başına 5 ekip gerekirken 3-4 ekiple bu yükü kaldırmayı marifet sananlar yanıldıklarını çok geç anlayıp yaz ortasında eleman alıp hostes yetiştirmeye çalışıyorlar. Tek başına bu örnek bile, önceden ihtiyaçların görülemediğini ve en yoğun zamanda uçuştan eğitime personel çekildiğini, yeni ve acemi elemanlarla kabin amirlerinin yükünün arttırıldığını ve şirkete de zarar verildiğini ispatlıyor. Bu öngörü eksikliğinin ve kâr hırsının bedelini de kabin memurları sağlıklarını yitirerek ödüyor. Bu nasıl bir vahşi kapitalist mantıktır ki kendi içinde bile tutarlı değildir. Yolcu memnuniyetinin, müşteri kazanmanın yolunun kabin ekibinin gülen yüzünden geçtiğini bile kavramamış bir şirketin geleceği olur mu? Bu anlayışla kurumsallaşmak, büyümek mümkün müdür?
Havacılığımızın en eski en büyük şirketi THY’deki anlayış aslında diğerlerindeki daha vahim durumu da yansıtıyor. Radikal gazetesindeki (5 Ağustos, 2010) haberin başlığı şöyle: “THY havacılıkta iki ekolün arasında!” Sayın Kotil “Havacılıkta iki farklı ekol” olduğunu söylüyor.”Batı ucuz, doğu kaliteli, ama biz hem kaliteyi hem ucuzluğu sağlamak istiyoruz!”
İş başına geldiklerinde “THY’yi ucuzcu bir şirket yapacağız!” söyleminden sonra bu hedef, “büyük” bir ilerleme aslında! Havacılıkta “kalite” dendiğinde sizin aklınıza ne gelir bilmem ama sadece THY’nin değil genel olarak sivil havacılığımıza yön veren anlayışın söyleminden, önceliğin “konfor” ve “ikram” olduğu anlaşılıyor. Böyle olunca da haberde uçuş güvenliğine ve insana dair tek satır göremiyorsunuz!
THY geçen hafta bu anlayışının doğal sonucu olan bir uygulamayla yine manşet oldu. Kilo fazlalığı olan kabin memurlarını “Ya 6 ay ücretsiz izin ya da iş akdi feshi!” seçeneklerinden birini seçmeye zorladılar. Önceki hafta TASSA genel sekreteri Semra Dereli’yi aynı konumda 125 kabin memurunun olduğu bilinmesine rağmen işten çıkarmıştı. Şimdi TASSA genel Başkanı da listeye dahil edilmiş! Suya sabuna pek dokunmayan, meslektaşlarının hakları ve hukuklarının korunması yönünde sessiz sessiz birşeyler yapmaya çalışan en küçük bir örgütlülüğü bile yok etmeye çalışıyorlar. Semra Dereli’nin diğer örneklerde görüldüğü gibi hukuk savaşını kazanacağına ve bu haksızlığı afişe edeceğine yürekten inanıyorum. İşte bu nedenle yargı yolunu tıkamak için sendika yönetimiyle işbirliği halinde 8. maddeyi Toplu Sözleşmeye eklemişlerdir.
Boy kilo oranında tam bir çifte standart uygulanıyor. Boy ölçüsünün çok altında onlarca torpilli memuru işe aldıkları, Kabin Hizmetleri Başkanlığında benzer durumda müdürlerin olduğu gerçeği bir yana, hiçbirinin Hamdi Topçu’yla yarışacak göbeği ve ensesi olmadığı kesin! Esas niyeti anlamak için TASSA başkanının bizim sitedeki fotoğraflarına bakınız.
Bunu bir de “dünyada da böyle yapılıyor!” diyerek savunuyorlar! Habere gelen yorumlarda ise meslek gruplarını ayrıştırıp birbirine düşürme ve baskıyla sindirme  hedeflerinde başarı sağladıkları görülüyor. Oysa dünyanın hiçbir yerinde uçuştan yeni gelen ve ertesi gün planlı başka bir uçuşu olan 17-18 yıllık bir kabin memuru çağrılıp “iş akdin fesh edilecek” denmez. Yıllardır özveriyle şirketlerine gece gündüz hizmet etmiş, çoluk çocuk sahibi analar, babalar hiçbir uyarı yapılmadan maaşları kesilip kapı önüne konulmaz. Böyle bir vefasızlık ve işçi düşmanlığı örneğini sivil havacılığımız da bu ekiple görmektedir…
THY’nin olanakları sınırsızdır. Kolaylıkla, eğitim başkanlığında bir merkez kurulup bu arkadaşların doktor kontrolunda uçuş yerine belli bir süre bu merkeze gelmeleri, diyet ve sporla sağlıklı kilo verme yollarının öğretildiği bir program uygulanamaz mıydı? Bu süre içinde sadece kredili uçuş paraları kesilir bu da bir özendirme olurdu. Birden bire gelirleri elinden alınan ve borç içinde çoluk çocukları için hızla kilo vermek zorunda olan, bunun için her şeyi göze alan insanların karşılaşacağı sağlık sorunlarından kim sorumlu olacaktır?

Çağdaş uygulamalarıörnekleri çok, ama yukarıdaki “iki ekolün arasındaki” anlayışın kılığı bellidir: Üstte kravat ceket, altta siyah çorap ve şıpıdık terlikten, bundan başka bir şey beklemek ne yazık ki hayal…
Emniyetli uçuşlar.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: hostes hakları / uçuş güvenliği /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.