Anayasa paketini emekçilerin lehine yorumlamaya çalışıyorum

Aziz Çelik - 13 Ağustos 2010 - Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

“Yukarılara çıkarken rastladığınız insanlara nazik olun, çünkü inerken onlarla karşılaşacaksınız”. Jimmy Durante

marksist.org adlı sitede yayınlanan imzasız “Aziz Çelik anayasa değişikliğini kimin lehine yorumluyor?” başlıklı yazı benim de üyesi olduğum OzgurlukcuSol grubuna bir yorum olarak iletildi. Aşağıda bu yoruma ilişkin yanıtım yer alıyor.

Yazıda “Bir süredir, BirGün gazetesi yazarlarından sendika uzmanı Aziz Çelik, adeta tek kişilik bir kampanya üzerinden Anayasa Değişiklik Paketi’nin kamu çalışanlarının grev hakkını kati suretle yasakladığını ısrarla tekrarlayan yazılar yazıyor” deniyor. Anayasa tartışmalarında hiçbir zaman sendika uzmanı ibaresini, uzman sıfatının ağırlığını kullanmadım. Ayrıca böyle bir sıfatım da uzun süredir yok. Adım dışında bir sıfata yer vermedim. Yazıya bolca serpiştirilen “sendika uzmanı” ifadelerine de anlam veremedim. Uzun yıllar boyunca onurla sendika uzmanlığı yaptım ama bir fikir söylerken ünvana gerek duymam. Bunu geçelim. Gelelim tek kişilik kampanya iddiasına. Külliyen bilgisizlik ve tartışmaları izlememekten kaynaklanan bir hata.

Bu saptamalar sadece bana ait değil. 53’teki değişikliğin grev yasağı getirdiğini KESK yöneticileri de söylüyor. Aşağıdaki haberde görüldüğü gibi bu görüşü bir kaç ay önce KESK Genel Başkanı da doğru bir biçimde dile getirdi: “Evren, değişiklik paketinde kamu çalışanlarına gerçek anlamda toplusözleşme hakki tanınmadığını, grev hakkinin tümüyle yasaklandığını belirterek söyle konuştu: “Grev hakki olmadan taleplerimizi kabul ettirmemiz, gerçek anlamda pazarlık yapabilmemiz mümkün değil. Dahası, grev hakkımız yasaklanıyor. Bugün Anayasa’nın 90. maddesinden hareketle grev yapabiliyoruz. Anayasa paketinin kamu çalışanlarına yönelik hükümleri antidemokratiktir. Bunlara “evet” dememiz mümkün değil” Radikal 18 Nisan 2010 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=18.04.2\
010&ArticleID=992140

Ardından DİSK ve Türk-İş üyesi çok sayıda sendika da ayni görüşü dile getirdi. Dahası bu görüşler aralarında Anayasa Hukukçusu İbrahim Kaboğlu’nun bulunduğu 10 Aralık Hareketi tarafından hazırlanan “Anayasa Değişikliği Paketi: “Evet mi? “Hayır mı? ” Neden? ” başlıklı
çalışmada benzer görüşler yer alıyordu. Yine kamu çalışanlarının örgütlenme mücadelesinin yakın destekçisi ve ülkemizin önde gelen uluslararası çalışma hukukçusu Profesör Mesut Gülmez de iki ayrı yazısında 53. madde değişikliğinin grev yasağı anlamına geldiğini yazdı:  “Grev yasaktır demenin başka yolu” (Radikal İki, 28.2.2010), “Grev ve toplu sözleşme rüyası” (Radikal İki, 1.8.2010). Benim yazdıklarıma garip bir ön yargıyla yaklaşanlara bu yazıları okumalarını salık veririm. Dolayısıyla 53. Maddeye ilişkin görüşler gerek sendikal kamuoyunda gerekse çalışma ilişkileri alanında epeyce destek bulan bir fikir. Benim tekelimde değil, sadece bana ait değil.

Gelelim zorunlu tahkimin ne olduğuna. marksist.org yazarı genel hukuk yazmış. İş hukukunda tahkim özgün bir mekanizmadır. İş hukukunda uyuşmazlık çözüm yolları ikiye ayrılır. “Barışçıl yollar” ve “iş mücadelesi yolları”. Barışçıl yollar uzlaştırma ve tahkim olmak üzere ikiye ayrılır. İş mücadelesi yolları ise grev dâhil toplu eylem hakkını içerir. Uzlaştırma adı üzerinde uyuşmazlığın üçüncü bir kişi veya kurul aracılığıyla çözülmeye çalışılmasıdır. Uzlaştırma sürecinin sonuçları kesin değildir. Taraflar uzlaştırma sürecinde ortaya çıkan sonuçlara uyup uymamakta serbesttir. Gerek 2822 sayılı yasadaki arabuluculuk mekanizması gerekse 4688’deki Uzlaştırma Kurulu uzlaştırma mekanizmalarıdır. Diğer yol ise iş hukuku öğretisinde “grev ve lokavt yasağı ve zorunlu tahkim” olarak adlandırılır. Bu sistemde uyuşmazlık halinde taraflar sadece kanunla gösterilen zorunlu hakem yoluna gidebilirler, hakem kurulu kararları kesindir. Bu kararlara karşı greve gidilemez. Anayasa 54. madde ve 2822 sayılı yasada yer alan Yüksek Hakem Kurulu işçiler için kısmi bir zorunlu tahkim mekanizmasıdır. Grev yasağı ve erteleme hallerinde nihai kararı bu kurul verir. Anayasa 53’te yapılan değişiklikle tüm kamu çalışanları için getirilen Kamu Görevleri Hakem Kurulu da bir zorunlu tahkim mekanizmasıdır.

marksist.org yazarı diyor ki “Çelik yazarken uzman sıfatının ağırlığıyla kesin hükümlerle konuşuyor, mevzuat ve doktrin bilgisine bol bol atıf yapıyor. Bu isi o kadar iyi yapıyor ki, neredeyse biz bile gerek grev denen olgunun, gerekse anayasal mücadelenin siyasal bir mesele olduğunu ve en nihayetinde sokakta çözüleceğini unutacağız”.

Bunları biliyoruz, en az marksist.org yazarı kadar. Ben 53. Maddenin hukuk tekniği bağlamında ne anlama geldiğini yazıyorum. Yoksa meselenin nerede çözüleceğini bilecek kadar deneyimin ve bilgim var. marksist.org yazarı merak etmesin hep sokakta olduk. Burada ise 53. maddenin hukuksal bağlamını konuşuyoruz. Sapla samanı karıştırmanın anlamı yok.

Gelelim “Keyfi yorum ve hayali zorunluluk” iddiasına “Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir” diyormuş Yani dilerse “başvurabilir” diyor, “mutlaka başvurmak zorunda” demiyor. Eğer madde içinde bir kelime atlamadıysak;  ki atlamadık, durum bu. Böyle diyor yazar. EVET, KESİNLİKLE DOĞRU “BAŞVURABİLİR” DİYOR.

Sevgili marksist.org yazarı (isminizi bilmediğim için size böyle anonim hitaba etmek zorunda kalıyorum) bunu bir iş hukukçusuna sor lütfen. Püf noktası da burada. Başvurmazsa ne olur? 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanun’dan hareketle söyleyeyim. Yetkisi düşer. Toplu iş sözleşmesi bağıtlama yetkisi düşer. 53 isterse başvurur isterse greve gider demiyor zorunlu tahkimi öngörüyor ama taraflar isterlerse uyuşmazlığı kendi aralarında çözerler, isterse hakem kuruluna başvururlar. Siz yoksa bu maddeden isterlerse greve giderler isterlerse hakem kuruluna başvururlar mı anladınız? Eğer öyle anladıysanız şapka çıkarıp özür dileyeceğim. 53 zorunlu tahkimdir, zorunlu tahkim grev yasağıdır.

marksist.org yazarı “Cunta anayasası, anlaşmazlık durumunda emek ve işveren örgütlerinin hazırlayacağı bir metnin Bakanlar Kurulu’na sunulacağı yönünde daha kesin bir ifade içeriyorken (\”sunulur\”)” diye bir cümle kullanıyor” diyor. O değişiklik cunta anayasasında yoktu. Emekçilerin mücadelesi sonucunda anayasaya 1995 değişikliği ile girdi. Dersimizi iyi çalışalım.

Arabayı atların önüne koymaya gerek yok. Ben 90. maddenin her zaman Anayasa’dan üstün olduğunu savundum ve emekçilerin bu maddeye dalarak her düzeyde sendika ve grev hakkı olduğunu yıllardır yazdım. Sorun şu 53’teki değişiklik hukuksal açıdan işimizi zorlaştırıyor mu? Evet zorlaştırıyor. Çünkü öğreti ve yargı uygulamasında ezici görüş aksi yönde. Egemen görüş diyor ki, uluslararası sözleşmeler yasanın üstünde anayasanın altındadır. Zaten Anayasa 90/son fıkrada kanun ifadesi var anayasa ifadesi yok. Yazarın belirttiği “uluslararası sözleşmelerin anayasa hükmünde olduğunu belirten” bir ifade anayasada yok.

Gelelim sosyalistlerin hukuka bakışı meselesine. Bu konuda yazardan ders almaya ihtiyacım olduğunu hiç düşünmüyorum. Bir sosyalist olarak hukukun sınıf mücadelesindeki yerini, sosyal mücadelenin hukuktan önce geldiğini kendisi kadar biliyorum. Konumuz bu değil. Konumuz AKP’nin 53’te yaptığı değişiklik hukuksal açıdan daha iyi mi değil mi? Öte yandan hukuk da sınıf mücadelesinin çok önemli bir alanıdır bazen bir virgül işareti bazen bir ve/veya tartışması sınıf mücadelesi açısından çok şey ifade eder. Yazar belki farkında değildir. İş Yasasının 2. Maddesinde yer alan “ile” sözcüğünün ne anlama geldiği üstüne yıllardır sendikalarla, hükümet ve işveren örgütleri arasında büyük bir kavga yürüyor. Aslolan sosyal mücadeledir ama hukuk da önemli bir muharebe alanıdır.
Son olarak yazının başlığına geleyim. “Aziz Çelik Anayasa değişikliklerini kimin lehine yorumluyormuş”. Merak ettiniz söyleyeyim. Müktesebatımız ve bugünümüz ortada. Yazı arşivleri ortada. Şimdiye kadar yazdığım yüzlerce yazıda yaptığım gibi bu değişiklikler emekçilere ne getiriyor ona bakıyorum Hatta “işçici” falan da diyebilirsiniz. Kimlerin işine geliyor, kimlere zarar geliyor ona bakıyorum. Bu değişiklikler hangi tarafa yarıyor? 53’deki değişiklik emekçilere yaramıyor diyorum ve bunu teşhir etmeye çalışıyorum.

Evet, mi hayır mı dersiniz bu politik tercihiniz ama emekçilere olmayan şeyleri söylemeyin. 53. Madde değişikliğinde emek lehine şeyler var demeyin. Ben sizin Anayasayı kimin lehine yorumladığınız sorusunu sormayacağım. Bir sosyaliste böyle bir soru sormak züldür.
Bu anayasa tartışmaları geçer, egemenler kendi yollarında yürür, sosyalistler yine birbirlerine kalır. Size tavsiyem “Tayyip Beyin anayasasına laf ettirmem arkadaş” moduna girmeyin. Demokrasi ve özgürlük mücadelesini dün 12 Eylül’e selam çakanlarla sürdüreceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onlar 12 Eylül’e kadar sizinle, sonra biz yine başbaşa kalacağız.

Jimmy Durante’nin hoş bir sözü ile bitireyim. “Yukarılara çıkarken rastladığınız insanlara nazik olun, çünkü inerken onlarla karşılaşacaksınız”. AKP Anayasasına hayır diyen sosyalistlere bu kadar nobran davranmayın, onlar dönüş yolunda burada olacak.

Aziz Çelik

Marksist.org:
Aziz Çelik anayasa değişikliğini kimin lehine yorumluyor?
http://www.marksist.org/haberler/1617-aziz-celik-anayasa-degisikligini-kimin-leh\\ ine-yorumluyor-

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Anayasa Referandumu / sendikal haklar /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.