“Evet”çi KESK-Memur Sen ittifakına; AKP hükümetine geçit vermeyelim!

Yunus Öztürk - 15 Ağustos 2010 - 2011 KESK Kongresine Giderken

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Basına yansıdığı kadarıyla kamu emekçilerinin toplu görüşme sürecine tarafların referandum politikaları damgasını vurdu. “Evet”çi KESK, Memur Sen ve hükümet arasında işbirliği gözlendi.

Kamu emekçilerinin üyesi bulunduğu 3 konfederasyon (Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK) ile hükümet arasında bu yıl 9’uncusu yapılacak olan toplu görüşme, Anayasa Referandumundaki siyasi tutumlara takılacak. Sonuçları da bu tutumlara göre olacak.

Son üç yıldır “toplugörüşme süreci orta oyunudur, biz toplusözleşme istiyoruz” diyerek masadan çekilen KESK, Memur-Sen ile birlikte “referandumdan sonra toplu sözleşme yapmaya hazırız” diyerek sahte bir “siyasi” bir hamle yaptı. Bu hamlenin kamu emekçilerinin çıkarlarıyla ilgili bir yanı bulunmuyor.

Önceki yıllarda Memur-Sen’e karşı Kamu-Sen ile birlikte hareket etmeyi seçen KESK (sosyal güvenlik kurulunda karşılıklı yer aldılar ve 25 Kasım grevini birlikte örgütlediler) bu kez Memur-Sen ile yakın duruyor. Nitekim, hükümetin KESK’in “toplusözleşme” talebini 18 Ağustos Çarşamba gününe kadar incelemeyi kabul etmesi, bu yakınlaşmayı hızlandırmıştır.

KESK’in “toplusözleşme” talebi, AKP’nin Anayasa değişiklik paketinde yer alan sahte biçimiyle yani grevsiz bir toplusözleşme biçimine dönüştürülmüştür. KESK yönetimi iyi düşünülmeden önerilen (ya da iyi düşünülerek önerilmiş olan) “toplusözleşme hemen şimdi” siyasetinin, AKP’nin ve Memur Sen’in çizgisiyle ortaklaşmasına yol açmıştır. Bu ortaklaşmanın daha gerisinde ise, referandumda bu üçlünün “evet” demiş olması yatmaktadır.

KESK Genel Başkanı Sami Evren’in anayasa referandumunda “evet” diyen EDP çizgisinde oluşu, KESK’in referandumda tam bir politikasız içine düürülmesi sebebiyle, KESK bu yıl hükümet karşıtı alan eylemlerini, mitingleri de yapmıyor.

Kuşkusuz, toplugörüşme sürecine referandumdaki “evet”çi çizginin damgasını vurması, “evet”in kamu emekçilerine nasıl bir ihanet demek olduğunu anlamamızı sağlayacak; ancak kamu emekçi hareketine bedeli de ağır olacaktır. KESK geleneğinin tamamıyla reddi anlamına gelecek olan bu tutum, bertaraf edilemezse, KESK’i dağıtıcı bir sonuca hizmet etmesi de kaçınılmaz olacaktır.

KESK heyetinin hükümete süre tanıyıp, referandumda değişiklik yapılan toplusözleşme hukukunu referandumdan önce ya da referandumdan sonra uygulamayı kabul etmesinin kamuoyuna mesajı, referandumda “evet” demekten başka nedir? KESK tabanının bu siyaseti kabul etmesi, içine sindirmesi mümkün değildir.

Sami Evren, “Çarşamba gününe kadar Hükümet toplu sözleşme yapmak için karar alırsa toplu görüşme sürecine son nokta konmuş olacak. Yıllardır bizim temennimiz toplu sözleşme yapmak idi. Bunun kuralları, nasıl olabileceği ile ilgili tartışmaları sürdüreceğiz. Referandum sonucuna bağlı kalmaksızın Çarşamba günü buradan toplu sözleşme kararı alınırsa tüm kamu çalışanları açısından çok veremli bir adım atılacağına inanıyoruz. Referandumla ilgili bir bağlantı kurularak değerlendirilmesi doğru değildir. Çalışanların hak ve çıkarları adına bu değerlendirilmelidir. Çarşamba günü sadece toplu görüşme meselesi değerlendirilecektir” diyerek AKP’nin referandumdaki elini rahatlatmakla kalmıyor, toplusözleşmeyi sanki KESK kazanmış gibi gösterme çabasına girişiyor.

Doğrudur; KESK’in mücadelesi sayesinde bir toplusözleşme hakkı kazanılabilir. KESK iki milyon kamu emekçisinin vicdanıdır. KESK, her hükümet karşısında bağımsızlığını savunan bir konfederasyondur. Ya da öyleydi!

AKP hükümeti karşısında en sert muhalefeti yürüten KESK’in AKP-Memur Sen sürecine dahil edilip ikna edilmesi hükümetin de isteğidir. Bu noktada KESK heyetinin “toplusözleşme olmazsa olmaz” diyerek ileri çıkmasının “yiğit” bir tarafı da bulunmuyor. “Masaları dağıtma” zamanlara göre; en azından!

KESK’in inisiyatifi elinde tutuyormuş gibi görünmesi de “ort oyununun” bir icabı. 2011 Toplugörüşmesinin tam bir ortaoyunu olacağını söylemek için erken değil!

Bu oyundan, sahte toplusözleşmeden ne hükümet ne de Memur-Sen rahatsızlık duyar. Hükümet için sonuç önemli. Hükümetin sahte toplusözleşmeyi, referandumdan önce sendikalara kabul ettirmesi, bunu KESK üzerinden yedirmesi  demek, AKP’nin KESK geleneğini dağıtması yönünde adım atması anlamına geliyor. KESK yönetimi grev hakkından söz etmeden “toplusözleşme hemen şimdi” diyerek 25 Kasım grev kararının da arkasında duramamıştır. Ünlü 26 Mayıs grev kararı ise, zaten hükümetin işine yarayan bir karardı. TEKEL işçilerinin mücadelesinin bitirilmesine yol açan bu kararın altında da KESK’in imzasının olduğu hatırlanırsa, KESK’in izlediği politikalardaki kaymanın öncesini de görmemiz kolaylaşır.

KESK’in politikasının somut sonucu, kuralları ve işleyişi belli olmayan, “sade suya toplu sözleşme”ye razı olmak; referandumda evet demek olacak.

KESK’in talebiyle sahte toplusözleşmenin 13 Eylül’den önce yapılmış olması, kamu emekçilerini AKP çizgisine bağlamaya, hükümete destek vermeye yarar. Üç yıldır masayı terk eden KESK heyeti, bu defa geri dönmüş ve hükümetin zaten verdiği toplusözleşmeye razı olarak toplantıdan çıkmıştır. KESK yönetimi ve taraftarları dışında hiçbir kamu emekçisi bize bunun bir kazanım olduğunu söylemeyecektir.

Memur-Sen’in KESK’in “toplusözleşme hemen şimdi” siyasetine bir itirazı yok. Hem yetkili sendika kendisi hem de referandumda evet diyerek zaten sahte toplusözleşmeyi kabul ediyor. Toplu sözleşme olunca nasılsa KESK değil, Memur-Sen masaya oturacak. Niye itiraz etsin ki?

KESK’in sözde taktiği sebebiyle hem referandumunda emekçiler için yararlı bir madde varmış gibi bir intiba doğacak hem de “evetçi” oylar az da olsa artacak (bu noktada AKP, Memur-Sen ve KESK Genel Başkanı arasında “evet”çi bir ortaklık söz konusu). Memur-Sen toplusözleşme yetkisini alarak, ikinci kez kamu emekçilerine ihanetin kapısı aralanacak.

Nitekim Memur-Sen “12 Eylül sonrasında toplu görüşme yapmak üzere KESK’in destek vermesiyle iki konfederasyonun önerisi ortaklaştı. 29 Ağustos toplu görüşmenin son günü 12 Eylül’de referandum var. Referandum paketinde toplu sözleşme hakkı var. 13 gün gibi kısa bir süre sebebiyle toplu sözleşmeden mahrum olacağız” diyerek gerçekleri ifade etmiştir.

Şu işe bakın ki, masada istenmeyen sendika KESK’e karşı devlet tarafından kurdurulmuş bulunan Kamu-Sen olmuştur. Devlet Bakanı Hayati Yazıcı Kamu Sen’i azarlayan bir dil kullandığı da basına yansıdı.

Referandum siyasetinin emekçiler için anlamını açığa vuran bu ilk günkü görüşme sonrasında, KESK içi dinamiklerin izlenen bu politikaya “evet” demesi mümkün değil. Öyleyse, referandumdaki “hayır” diyen her kamu emekçisinin, mevcut KESK yönetimine de “hayır” demeyi açıkça ifade etmesi acil bir görev sayılır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: KESK / Memur Sen / Toplu sözleşme /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.