Boykot taktiği, BDP ve sosyalistler

Seyfi Adalı - 19 Ağustos 2010 - Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

12 Eylül’de yapılacak olan Anayasa Referandumunda alınması gereken tutum konusunda yürütülen sol içi tartışmalarda kimi eğilimler “boykot” kararı almış bulunuyor. Bu eğilimler kendi arasında homojen değil. Yine de iki ana grupta toplamamız yanlış bir genelleme sayılmaz.

Birinci eğilim, genellikle her türlü seçimi ve oy vermeyi boykot etmektedir. İkinci eğilim ise, BDP’ye destek vermek üzere boykot çağrısı yapmaktadır.

Dolayısıyla boykotun kilit mevzu da Kürt sorunudur.

“Burjuvazinin oyunlarına alet olmama”, “bağımsız sınıf çizgisini koruma” kaygısı ileri süren boykotçu eğilimler olduğu gibi, “AKP ile CHP arasında tercih yapmayacağız” diyerek boykot çağrısı yapan eğilimler de var. Genellikle de Kürt sorunundan ikincil bir sorun olarak söz ediyorlar.

Boykot tutumunun kendi içinde farklılıklara sahip olması bir yana, BDP’nin boykot kararını diğer eğilimlerden ayırmak zorunlu.

Bu ayrımı yaptıktan sonra, BDP’nin boykot politikasıyla dayanışma içinde olan sosyalist siyasal grup, çevre ve partilerin tutumu üzerinde durmak istiyorum.

Her şeyden önce “boykot” tek başına ideolojik bir tutumu ifade etmekle sınırlı ele alınabilecek bir taktik değil. Tarihsel açıdan Rus Devrimine başvurarak söyleyecek olursak, boykot sınıf hareketinin yükselişine denk düşüyorsa anlamlı; çünkü öteki iktidarı ifade ediyor. Bu açıdan BDP’nin boykot taktiği gerçeğe en yakın olan duruma karşılık geliyor. “Demokratik Özerklik” siyasetiyle birlikte BDP “boykot” demektedir ki, devlete ve rejime güvensizlik beyan etmektedir.

Son günlerde BDP’nin boykottan “evet” seçeneğine dönebileceğine dair iddialar ileri sürülüyor ve BDP eleştirisi yapılıyor. Doğru bir eleştiri değil kuşkusuz. Ancak BDP de homojen değil bu konuda.

Çeşitli defalar ifade edildiği gibi BDP bugüne kadar pazarlık yoluyla kimi haklar elde eden bir siyaset izledi; demokratik özerklik ise, pazarlık eşiğinin geçilmesi anlamına geliyor.

Demokratik özerklik siyasetinin yükünü BDP tek başına kaldırabilecek mi? Yoksa zamana ihtiyacı var mı?

BDP gerçekten demokratik özerkliğe yakınsa, boykot taktiğinde ısrara devam edecektir; eğer bir adım ileri atabilmek için iki adım geri atmaya ihtiyaç duyarsa, hükümetle pazarlık yapmayı tercih edebilir; bu da BDP’nin hakkıdır.
BDP açısından hem boykot kararını hem de pazarlık tutumunu anlamak mümkün.

Bir adım daha ileriye geçip, BDP’ye destek veren sol-sosyalist eğilimlerin gerçekten bir destek verip vermediğine bakmamız gerekli; özellikle de “boykot” kararını alanlar için.

BDP ile birlikte tutum alıp boykot önerenler açısından, bu tutumun birkaç açıdan gözden geçirilmesinde yarar var.

Birincisi, sınıf hareketinde bir yükseliş olmadığı gibi, özerklik iddiasında bulunan sosyalist sol da yok. BDP bile boykot siyasetini tabanının olduğu Kürt illeri için ileri sürüyor. BDP açısından da Türkiye sosyalist hareketi açısından da tüm Türkiye’de boykot siyasetini uygulamanın bir karşılığı bulunmuyor. BDP bunu görüyorken, Türkiye sosyalist hareketi göremiyor mu?

İkincisi, BDP’ye destek vermenin anlamı onun söylediklerini, taktiklerini tekrar etmek değil, bu siyasetin Türkçeye çevrilmesini sağlamaktır. Bu referandum için Kürt illerindeki boykotun Türkiye’deki karşılığı AKP’ye de anayasasına da “hayır” olabilir. BDP’ye bakıp “boykot” demek birşey ifade etmiyor.

Üçüncüsü ve belki de grup siyaseti açısından en önemlisi, yukarıda BDP için ifade edilen taktik tutum (pazarlık yapma ihtimali), belirli bir politik kıvraklığı, esnemeyi gerektiriyor. Türkiye sosyalist hareketi ise, küçük gruplardan oluşması sebebiyle bu esnemeyi gösteremez. Bu da BDP’den ayrı düşmeye yol açabilir. Maksat hasıl olmamış olur.

Siyasetin temel kanunu bu: Güç. Siyaset güçle yapılabiliyor, ideolojik tutum önemli ama yetmiyor.

Türkiye sosyalist hareketi açısından “boykot” taktiği (Kürt ileri dışında) hem sınıf mücadelesinin seviyesine uygun taktik değil hem de Kürt yoksullarıyla dayanışmanın pratik karşılığı değil. Bu nedenle “mış” gibi yapmak yerine, hem AKP’nin kapitalist politikalarına hem de Kürt yoksullarına uygulanan askeri politikalara karşı çıkışımızı ifade edecek biçimde “hayır” demeyi başarmak bugün için doğru taktik olacaktır.

Bütün bu tartışmalara rağmen, referandumda alınacak tutumun bir taktik olduğunu unutmadan, hem 12 Eylül gününe kadar yaptıklarımızı hem de 13 Eylül’den sonra yapacaklarımızı aksatacak, siyasi ilişkileri hırpalayacak bir dille tartışmamaya özen göstermemiz; bu özeni herkesten istememiz gerekli sanırım.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Anayasa Referandumu / Boykot /

Comments

  1. Media diyor ki:

    Bu referandum belki de sosyalistlerin en fazla kafa karışıklığı yaşadığı oylamalardan biri oldu sanırım. Özellikle hayır ve boykot arasında çok az farklarla birinin tercih edildiği siyasetler var.
    Ancak bu referandumun somut bir faydasının “yetmez ama evet”çilerin ayrışması oldu. Ben yukarıdaki son paragrafta dile getirdiğiniz temenniye katılıyorum. Özellikle Hayır ve Boykot kampanyalarını yürütecek grupların 13 eylülü düşünerek sağduyulu hareket etmeleri şart.

Media için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.