Nabi Yağcı’nın “Evet”inde AKP Yok mu?

Zafer Aydın - 22 Ağustos 2010 - Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

http://www.birgun.net/politics_index.php?news_code=1282389064&year=2010&month=08&day=21

21 Ağustos 2010 Birgün

12 Eylül’de yapılacak referandumu en hararetli tartışan kesimlerin başında solcular geliyor. Referandumda kullanılacak oyun rengine bakılarak solda “derin yarıkların açıldığı”, statükocular ve değişim yanlıları gibi “yeni” ayrımların ortaya çıktığı iddia ediliyor. “Hayır” demenin bir siyasal ezber, politik bir körlük içerdiği, “Evet” demenin ise değişimi ve gelişmeleri kavramak, yenilenmekten yana olmak anlamına geldiği ileri sürülüyor. “Hayır” tutumunun esas olarak solun AKP takıntısından kaynaklandığı, Anayasa değişiklik paketinde yer alan maddelerin eleştirilmesinin de AKP’yi hedef tahtasına oturtmanın bahanesi olduğu yönünde saptamalar yapılıyor. Solun, “Hayır”ında AKP var diye eleştiriliyor…

Öncelikle şunu vurgulamak gerekiyor ki, Anayasa paketinde yer alan maddeleri eleştirirken AKP’yi konunun dışında tutmak gerektiği önerisi bir tür ironi değilse üstün bir soyutlama becerisi gerektirir. Soyutlama felsefede etkili bir yöntem olsa bile siyasette genellikle karşılığını bulmaz, bulamaz. Çünkü siz önünüze konulmuş her hangi bir eylem ya da önermeye bakarken onu ortaya atanların karakterinden, kimliğinden, daha önce attığı adımlardan, yaptığı işlerden bağımsızlaştırarak bakamazsınız. Dolayısıyla önümüze sürülen Anayasa değişikliği paketini değerlendirirken de AKP’yi, AKP’nin iktidar pratiğini, demokratik hak ve özgürlükler konusunda sergilediği yaklaşımları mercek altına almadan söz kurulamaz. Örneğin sosyal ve sendikal alanda yapılan değişikliklerin kamu çalışanlarına grev yasağı getirip getirmediği konusunda kanaat ileri sürerken AKP iktidarının grev hakkı konusundaki sicilini hatırlamak gerekir: 2003 yılında Kristal-İş Sendikası ile Cam İşverenleri Sendikası arasında sürdürülen toplu iş sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine Kristal-İş Sendikası grev kararı almıştı. AKP Hükümeti, 12 Eylül’ün ürünü olan 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda idareye tanınan grev erteleme (yasaklama) imkânını kullanarak, 9 Aralık 2003 günü başlayacak grevi daha başlamadan “milli güvenlik” gerekçesiyle 60 gün süreyle erteledi. Çalışanların uluslararası sözleşmelerden ve yasalardan doğan hakkını keyfi biçimde ortadan kaldırdı. Danıştay, sendikanın başvurusu üzerine 12 Ocak 2004 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verdi. Hükümet ise keyfi tutumunda ısrar ederek Danıştay’ın kararına itiraz etti.  İtirazın Danıştay tarafından red   edilmesi üzerine bu kez önceki “milli güvenlik” gerekçesinin yanına “genel sağlık” ibaresi de ekleyerek ikinci kez erteledi. AKP aynı şekilde lastik işçilerinin grevini de engelledi. Şimdi AKP’nin grev engellemeleri konusunda bu ısrarını dikkate almadan, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın grev hakkını düzenleyen maddesine koyduğu çekinceyi göz önünde tutmadan, AKP’lilerin “İş güvencesinden vazgeçmeden, memurlara grev ve toplu iş sözleşmesi olmaz” sözünü hatırlamadan AKP’nin Anayasa değişikliği paketi değerlendirilebilir mi? Anayasa değişiklikleri paketinin AKP’nin durduğu yerden, ideolojik yöneliminden, temsil ettiği zihniyetten ayrı tutularak değerlendirilmesi önerisi, tuttuğu pozisyonun haklılığını kanıtlamak için üretilmiş zorlama, aynı zamanda geleneksel siyaset tarzı açısından demode bir argümandır.

Uzun lafın kısası, Anayasa değişikliği paketi AKP’den soyut ele alınamayacağı için solun  “Hayır”da AKP var. (Elbette bu cümlenin AKP ne yapıyorsa içinde mutlaka bir hainlik vardır genellemesiyle ve o genellemeye teslim olmuş kimi “sol” yaklaşımlarla bir alakası yok.) “Hayır”da AKP olmasında, AKP’nin demokrasi söylemine tatlı tatlı kulak kabartmak yerine, söylediklerini uygulamada gösterdiği performansla kıyaslayarak eleştirel bir yaklaşım sergilenmesinde, değişiklik paketini sorgulamasında da bir yanlışlık yok. Yanlışlık AKP karşında eleştirel tutum almayı, “AKP hedef tahtası yapılıyor”, “AKP’ye objektif bakılmıyor”, “önyargılı davranılıyor” gibi argümanlarla “AKP’yi eleştiriden muaf tutma çabasında.

Öte yandan “Hayır”da olduğu gibi “Evet”de de AKP var. AKP’nin “devrimsel değişimini görmediği için solu şaşı olmakla” suçlayan, AKP Siyaset Akademisi’nin  hocalarından Nabi Yağcı’nın “Evet”inde AKP ile kurduğu “organik” ilişkinin payının olmadığını kim söyleyebilir? İşverenlerin sendikasızlaştırma operasyonlarında işveren vekili sıfatıyla ortak olmuş iş hukukçularının Anayasa paketindeki biçimsel düzenlemeleri demokratik adım olarak sunmasında, “sendikasızlaştırma operatörü” olan AKP ile paralel adımlar atmasının etkisi yok mu? 2008 1 Mayıs’ında işçilere uygulanan şiddet karşısında çıktığı televizyon programlarında AKP Hükümeti’ne en küçük bir serzenişte bile bulunamayan -buna karşın “Evet” demeyen sendikacıları  yerden yere vuran- sendikacının “Evet”inde AKP yok mu? Ya da “AKP’nin yaptıklarının ülkede yapılması gerekenler olduğunu görmek gerekir” diyen Erol Katırcıoğlu’nun “Evet”inde AKP yok mu?

“Hayır”da olduğu gibi “Evet”te de AKP var. Her iki yaklaşımda toplumsal ve siyasal süreçleri faklı okumanın bir sonucu. Ancak bazıları için bu farklılaşmanın bugün ortaya çıktığı söylenemez. Reel sosyalizmin çözülmesinin ardından, solun ve sosyalizmin bir daha geri gelmemek üzere tarih sahnesinden çekildiğine iyice kanaat getirenler kapitalizmin mevcudiyetini ve meşruiyetini tanıyarak “piyasacılığı” keşfettiler. Bu noktadan sonra da gerek kişisel gerek örgütlü tutum alışlarında dikkatler piyasacı partiler üzerinde toplandı. Bugün AKP’ye “Hayır” diyen solun solculuğunu sorgulayan kesimlerin dün ANAP’a ve Özal’a methiyeler düzdüğü, Demirel’in ödünç oy çağrısına uyarak DYP’ye oy verdiği, YDH’nin kuruluşunda aktif rol üstlendiği hatırlandığında soldan istenenin ne olduğu daha belirgin hale gelmekte.

Ömürlerinin son 20 yılında sola emek harcamak yerine siyasette desteklenecek figür arayışı içinde olanlar, soldan AKP’nin Anayasa paketine “Evet” diyerek kendi alışkanlıklarına ayak uydurulmasını bekliyorlar. “Hayır demek solu inkâr etmektir” diye cümle kuran arkadaşlarımız da onların meşruiyet kazanmasına ve kendilerini “iyi hissetmelerine” hizmet ediyor. 12 Eylül Referandumu’nda Hayır diyen sol, kendini toplumsal özne olarak inşa etmek yerine siyasette desteklenecek figür arayışı içinde olanların, solda yeni bir likidasyon için yeniden sahne alanların “bize ayak uydurun”, “bize benzeyin” çağrılarına da “Hayır” demiş olacak.

NOT: Nabi Yağcı, eski TKP Genel Sekreteri Haydar Kutlu (sol defter muhabiri)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Anayasa Referandumu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.