Sivil vesayet mi, paranoya mı?

Aziz Çelik - 24 Ağustos 2010 - İşçi Gündemi / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Radikal İki 22/08/2010

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1014957&Date=24.08.2010&CategoryID=42

Tıpkı “askeri vesayet yoktur” zihniyeti gibi “sivil vesayet yoktur” zihniyetinin de tedavisi kolay değil Referandum tartışmalarında vesayet başat tema olarak işlenirken 27 Mayıs ve Adnan Menderes dolayımı sıkça kullanılıyor. Retrospektif bir yaklaşım, Menderes-DP dolayımıyla bugüne, referandum ve vesayet tartışmalarına bakmak gerçekten de öğretici olacak. Ancak tartışmalarda bir demokrasi kahramanı olarak Menderes metaforu kullanılırken, otoriter-sivil vesayet rejiminin mimarı Menderes nedense hatırlanmıyor.

Oysa gerek Menderes-DP gerekse Senatör McCarthy deneyimi tamamen sivil ve yasal mekanizmalarla nasıl otoriter bir vesayet rejimi inşa edilebileceğinin unutulmaz örnekleridir.

DP’nin demokrasi, grev hakkı, milli irade vurgusuyla muhalif bir parti olarak yoğun destek aldığı biliniyor. Hatta DP’nin kuruluş döneminde bazı sosyalist aydınlarla temas ettiği de sır değil. CHP ustaca bir manevrayla bunu önlemiş ve DP “makul” çizgiye çekilmişti. Ancak bu destek ve beklentinin aksine 10 yıllık DP iktidarı otoriter bir vesayet rejimi inşasına dönüşmüştü.

Vesayet el değiştirmişti. CHP’nin tek parti döneminde sola uyguladığı terör DP döneminde aynen devam etmiş, 1951-52 tevkifatıyla sol uzun süre kendine gelemeyecek şekilde ezilmişti. Ancak hazin olan DP solu ezerken bazı solcuların DP’den demokrasi beklemeye devam etmesiydi.

CHP döneminde hayli zulüm gören bir sosyalist parti başkanı, Menderes’e yazdığı mektupta “ılımlı” sol partisinin kapatılmaması için yardım istiyordu. Ancak DP’nin ne ılımlı ne de radikal sol bir partiye tahammülü vardı. Ilımlı parti kapatılmış, başkanı da tutuklanmıştı.

Seçimle gelen kral DP’nin CHP’den devraldığı vesayetçi tarz antikomünizmle sınırlı değildi. DP ilerleyen yıllarda otoriter vesayet rejimini pekiştirdi. Antidemokratik seçim sisteminin yarattığı ve milli iradeyi yansıtmayan olağanüstü çoğunlukla Menderes, seçimle gelen bir krala dönüştü.

Muhalefete tahammülsüzlük giderek arttı, muhalif gazeteciler hapsedildi, muhalefet liderini linç girişimi organize edildi, Kıbrıs Türktür Cemiyeti kurdurularak 6-7 Eylül olayları tertiplendi. DP, muhalefette söz verdiği grev hakkını tanımak bir yana Sendikalar Kanunu’nu CHP’den daha otoriter yorumlayarak muhalif sendika birliklerini kapattı, sendikaların uluslararası kuruluşlara üyeliklerini engelledi. Devşiremediği sendikacıların seçilmelerini engelledi veya hapsetti. Öyle ki Türk-İş bu baskılara dayanamayıp DP’li bir başkan seçmek zorunda kaldı.

Ilımlı görüşleriyle bilinen bir iş hukuku profesörü sırf sendikalara seminer verdiği için Çalışma Bakanı tarafından gizli komünist ilan edildi ve kara listeye alındı. DP’nin son yılları ise daha yakından biliniyor. Sıkıyönetim, basına sansür ve Tahkikat Komisyonu ile tepe noktasına ulaşan sivil otoriter bir rejim, bir vesayet rejimi…

Menderes sivildi, seçimle gelmişti ve tamamen sivil ve yasal araçları kullanarak bir baskı rejimi inşa etmişti. Seçimle gelmek olmazsa olmazdı ama yetmiyordu. Otoriter bir rejimi engelleyecek demokratik denetim mekanizmaları, fren ve karşı ağırlıklar yoktu. Yasama da yürütme de yargı da DP vesayeti altındaydı. Dolayısıyla Menderes referandum tartışmalarında bir demokrasi kahramanı olarak değil, sivil vesayet rejimi mimarı olarak ele alınabilir.

Elbette Menderes-DP deneyiminin bu vesayetçi-otoriter özellikleri, ne 27 Mayıs’ı bir askeri darbe olarak meşrulaştırır ne de Menderes ve arkadaşlarının idamının bir siyasal cinayet olduğu gerçeğini ortadan kaldırır. Menderes yönetiminin siyaset tarzı dönemdaşı Senatör McCarthy ile büyük paralellik gösteriyor.

McCarthy de yasal ve sivil araçlar kullanarak 50’li yıllar boyunca antikomünist bir cadı avı ile ABD’de bir korku rejimi yaratmıştı. Hukukun siyasal ve ideolojik hedeflerle tahrifine, eğilip bükülmesine, karşıtların delilsiz veya düzmece delillerle soruşturulmasına ve sindirilmesine yönelik bu süreç siyaset literatürüne McCarthycilik deyimini kazandırdı. Tehlike mi, değil mi? Bu retrospektif girişten sonra bugüne gelelim.

Sivil vesayet ve otoriter rejim tartışmaları paranoya mı yoksa artan bir tehlike mi? İşte birkaç örnek: Referandum sürecinde medyanın kayda değer bir bölümü, tek parti döneminin Ulus veya DP’nin Zafer gazeteleri gibi tek yanlı ve medya etiğinin en temel ilkelerini hiçe sayarak iktidara çalışıyor. Bu gazete ve televizyonlara baktığınızda ülkede muhalefet yok zannedersiniz.

Dahası tıpkı 12 Eylül dönemi TRT’sinin yaptığı gibi, referandumda “hayır” diyen demokratik örgütler suç örgütleri olarak sunuluyor. Medyanın el değiştirme sürecine iktidarın müdahalesi, kredi kolaylıkları ve vergi cezası tehditleri ise medya vesayetine ilişkin diğer soru işaretleri…

İktidar partisi kamu olanaklarını ve kamu görevlilerini de kullanarak “evet” kampanyası yürütürken, İstanbul’un dört bir yanına propaganda karavanları kurarken, Valilik “hayır” diyen sol bir partiye absürd gerekçelerle yasak koyuyor. Usul hukuku dolanılarak, ihlal edilerek yapılan işlemler, soruşturmaların gizliliğinin hiçe sayılması, zanlıların görmediği belgelerin basına servis edilmesi, bazı zanlılara karşı zihniyet polisliği, hüküm giymeyenlerin yargısız infazı gibi örnekler iç güvenlik ve adliye teşkilatı içinde de hatırı sayılır bir vesayet oluştuğunun göstergeleri değil mi?

Darbecilerin, suç işleyenlerin ve çetelerin cezalandırılması hedefinden giderek sapan Ergenekon süreci ile Türkiye darbecilerle ve derin devletle gerçek bir hesaplaşma şansını da yitirmiyor mu? Örneğin bu davaların iddianamelerinden birinde TİP’in terör örgütü olarak gösterilmesi size McCarthy’yi hatırlatmıyor mu?

Milli irade söylemini dillerden düşürmeyenler en çok oyu alan hiçbir rektör adayını atamadı. Bu vesayetin el değiştirmesi değilse ne? 12 Eylül’ün en güzide ürünü olan YÖK’ün kaldırılması bu anayasa paketinde unutuldu! Vesayetin en tipik örneği olarak Adalet Bakanı HSYK Başkanı olarak unutuldu. Ve Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyesinin 14’ünün Meclis’te nitelikli çoğunlukla değil de Cumhurbaşkanınca seçilmesi öngörüldü. Milli irade unutuldu!

Ve son günlerden birkaç uygulama örneği: Lüleburgaz’da AKP’yi protesto için basın açıklaması yapan iki sendikacı ve bir siyasi parti il başkanı 1.5 yıl hapis cezası aldı. AKP Rize milletvekili hakkında kaçak çay dosyası hazırlayan Rizeli gazeteci, sendikacı ve İHD yöneticisi Gençağa Karafazlı, Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma sonucu tutuklandı, tam 14 ay hâkim karşısına çıkamadı ve çıktığı ilk duruşmada tahliye oldu.

Örgütlenme özgürlüğü, sendika özgürlüğü getireceği iddia edilen referandum öncesinde işten atıldığı Paşabahçe Devlet Hastanesi önünde tek başına bekleme eylemi yapan taşeron işçisi Türkan Albayrak’ın eylemine bir zabıta ve polis ordusu müdahale etti ve çadırı yıkıldı. Ve finali Başbakan yaptı: “Yargının içinde dernek kurulur mu? YARSAV, bir boşluktan yararlanarak, bunu kurdu. Ki bunu da bizim ilk fırsatta halletmemiz lazım.”

Başbakan bununla da yetinmedi, memur sendikalarından işveren örgütlerine kadar “hayır” diyen veya referandumda açıkça “evet” demeyen herkesi örtülü olarak tehdit etti. Bunları alt alta koyduğumuzda ılımlı bir McCarthycilik ve sivil vesayet kokusu almak hâlâ paranoya mı? Özgürlükçü sol bir tutumun ayırt edici yanı gitmekte olan vesayeti de gelmekte olan vesayeti de görmek değil mi? Tıpkı “askeri vesayet yoktur” zihniyeti gibi “sivil vesayet yoktur” zihniyetinin de tedavisi kolay değil.

Lüleburgazlı sendikacıların, Rizeli gazetecinin, Paşabahçeli işçinin başına gelenler beni korkutuyor doğrusu. 12 Eylül’de ılımlı McCarthyciliğin ve yeni vesayetçiliğin geriletilmesi demokratikleşme açısından yaşamsal görünüyor. Çünkü böylece yurttaşlar demokratik yollarla yeni vesayet girişimini dizginleyerek eski vesayetin en önemli bahanesini ortadan kaldıracaklar, antidemokratik yöntemlerden medet umanlar zayıflayacak.

“Hayır” eski vesayetin de yeni vesayetin de geriletilmesi, demokratik iradenin öne çıkması anlamına gelecek ve demokratikleşme sürecine esaslı bir katkı yapacaktır. 12 Eylül’de ılımlı McCarthyciliğin ve yeni vesayetçiliğin geriletilmesi demokratikleşme açısından yaşamsal görünüyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Askeri Vesayet / Sivil Vesayet /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.