Bir sendikanın “bertaraf” olma korkusu

Aziz Çelik - 26 Ağustos 2010 - Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1186602856&news_code=1282822429&day=26&month=08&year=2010

Başbakanın referandumda “evet” demeyen sendikalara, meslek örgütlerine ve işveren örgütlerine karşı söylediği “taraf olmayan bertaraf olur” sözünün vahameti üstüne ne kadar durulsa azdır.

Ahmet İnsel önceki gün Radikal’deki yazısında başbakanın bu sözü için “Bertaraf etme tehdidinde bulunan kişi, bu amacı gerçekten hayata geçirme olanağına sahip olduğu için, kurusıkı bir tehditten öteye gitme potansiyeli vardır. Bu ise demokrasi açısından bir tehdittir” saptamasında bulundu. Gerçekten de başbakanın bu sözünün somut sonuçları olan bir tehdide dönüştüğü görülüyor.

Referandum, bertaraf tehdidi, kamu olanaklarının (en başta TRT) “evet” için kullanımı ve açık-örtülü baskılarla giderek bir plebisite dönüşüyor. Bugün size bertaraf tehdidinin ve hayır korkusunun çarpıcı bir örneğini anlatacağım. Yer, kişi ve kurum adı ile ayrıntı veremeyeceğim. Kamu çalışanı sendikası mı işçi sendikası mı yazamayacağım. Olayın nerede geçtiğini de yazamayacağım. Zaten bu bilgileri verebilseydim bu yazıyı yazmaya gerek yoktu.

Konuşulanları, esasını koruyarak ama biraz değiştirerek aktaracağım. Bu sendikacının kim olduğunu biliyorum. Siyasal eğilimleri nedeniyle “hayır” diyeceğine adım gibi eminim ama ne adını ne sendikasını ne de konfederasyonunu yazacağım. Hakikaten durum ciddi ve sendikanın zarar görmesini istemem. Geçen yıl hükümetle sendikalar arasında yaşanan bir gerginlik sonrasında yasal olmamasına rağmen Maliye Bakanlığı vergi müfettişlerini sendikalara yollamış ve aylarca incelemede bulunmuştu. Şimdi durum daha da nazik!

Kısa bir süre öne yaşanan ve sözüne güvenilir bir tanığın aktardığı olay şöyle gerçekleşmiş: Referandumda “hayır” demesi beklenen bir sendika başkanının referandum sürecinde sessiz kalması üzerine bir sohbet sırasında kendisine soruluyor: “Başkan neden ‘hayır’ demiyorsunuz, niye ‘hayır’ dediğinizi açıklamıyorsunuz, herkes sizin ‘hayır’ demenizi bekliyor?” Sendika başkanı biraz tedirgin bir şekilde şunları söylüyor: “Benim düşüncem belli, sendikamın ne diyeceği belli, ‘hayır” oyu vereceğim ama bunu açıklayamam. Çünkü bu (başbakanı kast ederek) diğerlerine benzemiyor. Adama listeyi götürüyorlar. Üzerinizi çiziyor. Bir daha iflah olmuyorsunuz. Sendikam bu riski göze alamaz. Gönlüm sizinle ama ‘hayır’ diyeceğimi açıklayamam.”

Bilindiği gibi 1982 Anayasa ile sendikalara getirilen siyaset yasağı 1995 anayasa değişikliği ile kaldırıldı. Hükümete yakın iki konfederasyon bütün olanaklarını kullanarak “evet” kampanyası yürütüyor ama daha fazla imkânı olan bu sendika sessiz kalıyor. Bu sendikacı karşı karşıya olduğu tehlikeyi görüyor ve sendikasını korumak için referandumda hayır diyeceğini açıklayamıyor. Bu sendikacının tek olmadığı başka pek çok sendikacının da “bertaraf” olma korkusu nedeniyle sessiz kaldığı biliniyor.

Otoriter bir rejim her zaman açık baskı mekanizmaları ile inşa edilmez. İnsanların, kurumların içine korku-kaygı salınarak, toplumun hücre yapısı değiştirilerek de vesayet rejimi inşa edilir, toplumun iradesi çarpıtılır.

Bertaraf tehdidi bir milattır. Bir turnusoldür. Artık referandum bir plebisite dönüşmüştür. O yüzden “bertaraf” öncesi her şeyi bir kenara bırakıp yeniden düşünmenin zamanıdır. Karşı taraf olma ve bitaraf kalma hakkı şimdi başka bir anlam kazanmıştır.

Referandumda iktidar partisinden farklı saiklerle soldan “evet” diyenler ve demokratikleşme konusunda samimi kaygılara sahip olanlar “bertaraf” tehdidi karşısında vicdani bir sorumlulukla yüz yüzedir. “Bitaraf” ve “karşı taraf” olma hakkının savunulması artık bu referandumun temel sorun alanıdır. “Bitaraf” ve “karşı taraf” olma hakkının iktidar tarafından tehdit edildiği koşullarda demokratik direnç ve refleks her şeyin önündedir.

“Yetmez ama evet” ve “AKP zihniyetine hayır, referandumda evet” diyen arkadaşlar bertaraf resti karşısında, anayasa paketine taraf olmayı bir tarafa bırakıp “bitaraf” ve “karşı taraf” olma hakkını savunmak sorumluluğu ile yüz yüzedir. Şimdi bertaraf edilme tehdidine karşı vicdani bir reddin zamanı değil mi?

Birgün, 26 Ağustos 2010

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Anayasa Referandumu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.