Korkmayın, EVET’iniz Kürtlere de yeter!

Özcan Özen - 3 Eylül 2010 - Güncel Politika / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak Anayasa değişikliği referandumu için EVET cephesinin AKP dışındaki en önemli bileşenini sosyalistlerin bir kısmı oluşturuyor. “Yetmez ama Evet” kampanyasında liberaller ile ittifak kuran sosyalistler, varlık nedenleri gereği, hiç kuşku yok ki “EVET” söyleminden örgütsel hayır beklemektedirler. Tabanlarındaki mürit sayısı, “EVET”in asıl mimarı ve örgütleyicisi AKP’ye göre milyonlarca defa az olan sosyalistlerin bu kampanyadaki söylem ve duruşları sosyalist siyaset ve örgütlenme açısından fazlasıyla öğretici örnekler oluşturmaktadır.

“Utanıyorum ama EVET”

“EVET” cephesi sosyalistleri biraz utangaç “evetçilerdir.” “Yetmez ama Evet” sloganı da bunu kanıtlamaktadır. Maalesef halihazırda tercih/oy pusulasında “koşullu” evet seçeneği yoktur. “Yetmez ama Evet” sonuçta EVET demektir.[1]

HAYIR cephesi de pekala “Fena değil ama HAYIR” kampanyası yapabilirdi. Bunu yaptıklarında da EVET sosyalistlerinden farklı bir mantık ve yöntem benimsememiş olurlardı. Fakat maalesef siyaset ile “cinlik” ve/veya “reklamcılık” arasında ciddi bir fark var. “İyi fikir” ile siyaset aynı şey değil. Tabanı yani siyasal nesnel varlığı beher miktarda olanlar genellikle “cin fikirli kampanyalar” ile kitleselleşecekleri hayalleri kurmakta ve yıllarını tüketmektedirler. Yardım gemilerini geri almak için İsrail’e savaş gemileri gönderilmesini savunan Devrimci İşçi Partisi (DİP) Girişimi[2] bu cin fikirliliğinden umduğu kitleye kavuşamazken milliyetçilik (kötü “fikir”!) siyasetini benimseyen Türkiye Komünist Partisi (nispeten) kitleselleşebilmektedir. Doğru, güzel ya da cin fikirlerden çok örgütlenme becerisi ve yeteneğinin insanların kendi kaderlerini belirleme ihtiyacı ile buluşması kitleselliğin yolunu açıyor.

Kategorik olarak “Yetmez ama Evet” ile “Fena değil ama Hayır” aynı değil ama denk tutumlardır. Evet ya da Hayır savunucuları tercihlerine ve siyasetlerine gerekçe oluşturmakla meşgul olmamalıdırlar çünkü sonuçta atılan oy gerekçeden azade olarak atılmaktadır, ve bu yüzden de “gerekçe” aslında bahaneden başka bir anlam ifade etmemektedir. Tayyip Erdoğan da “Taraf olmayan bertaraf olur”[3] sloganını kullanırken, referandum kararında bahanelere yer olmadığını vurgulamayı amaçlamıştır.

Siyasi iradeyi korumak mümkün mü?

“Yetmez ama Evet” demenin siyasi anlamı “EVET”tir ve “ama” bağlacı da siyasi irade ve temsilinin “EVET”e teslim edildiğinin itirafı için girizgahından başka bir şey değildir. “Hiç yoktan iyidir bu yüzden EVET” kuşkusuz bir siyasi duruştur fakat sosyalistlerin siyasi hayattaki gücüne ve etkisine baktığımızda bu tür duruşların bünyelerine bir katkısının olmadığını, hatta bölünme ve gerilemelere neden olduğunu gözlemlemek mümkün.

Hem örgütsel yapı ve olanaklar hem de önder ve militan niteliği ve niceliği bakımından AKP ile herhangi bir sosyalist örgütü kıyaslamak mümkün değildir. Aylık birkaç yüz bile satmayan gazetelerle AKP’nin yanında EVET cephesinde siyaset yapılacağını ve benzer süreçlerde ve siyasi tutum alışlarda toplum içinde siyasi bir varlık gösterilemediğini hatırlamak gerekir.

Anayasa değişikliğine dair siyaseti yapan, örgütleyen ve çalışan AKP’dir ve tüm siyasal getirinin onun hanesine yazılması da kaçınılmazdır. EVET’in asıl ve doğrudan sahiplerinin yanında koşullu ve utangaç EVET siyasetin bir başarısı ve getirisi olamayacak, siyasi irade koca bir EVET cephesine teslim edilerek eritilecektir.

Son otuz yılın hasılatı ortadayken hâlâ dahiyane fikirlerle başkalarının örgütlülüğünden militan devşirileceğine ya da kitlelerin örgütleneceğine dair siyaset artık kör inanca, savunucuları da sahte bir dinin yaşlı ve düşkün peygamberlerine dönüşmüştür. Bu peygamberlerin yüzlerinde bir utanç izine rastlanmasa dahi, mamafih bir ömür boyu süren siyasi ve örgütsel beceriksizliğin eseri olan kasvetin eskiz darbelerinin kırışıklığında, bir mezar taşının soğukluğuna intikal edecek, “mutsuz son” yaftasının alın yazısı gibi taşındığı da görmek mümkün.

EVET, doğru seçenek midir?

Bu sorunun en kayda değer cevabını “Yetmez ama EVET” kampanyasının sözcüleri vermektedir: “‘Yetmez ama Evet’ ve ‘Boykot’”[4] yazısında Doğan Tarkan referanduma giden paketin en büyük eksiğinin Kürt Sorunu olduğunu ve bu konuda pakette tek satır olmadığını, açılımdan bahsedilen bir dönemde Kürtlerin yok sayıldığını belirterek Kürtlerin “madem siz bizi yok sayıyorsunuz, biz de sizi yok sayıyoruz,” diyerek boykot tavrını benimsediğini ve bunun Kürt bölgelerinde DOĞRU olduğunu söylemektedir. O halde yok sayılan Aleviler de boykot kararı alabilir, “toplu görüşmeleri” “toplu sözleşmeye” dönüşen ama grev hakkı olmayan memurlar da, grev hakkı her zaman için “iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde” olduğu gerekçesiyle engellenebilecek işçiler de.[5] Bu kadar çok yok sayılan varken neden EVET?

Kürt bölgelerinde “boykot” ama İstanbul’da “Evet” diyenler Ufuk Uras’ın Diyarbakır’dan değil İstanbul’dan seçildiğini unutmuş olmalılar. Ayrıca büyük şehirlerde en düşük ücretlere en ağır işlerde, güvenlik ve güvenceden yoksun bir şekilde çalışmak zorunda kalanların çok büyük bir kısmını Kürtlerin oluşturduğu da görmezden gelinmektedir. Ulusal ve sınıfsal sorunları iç içe geçmiş işçi sınıfının bu bölüğü sosyalistler tarafından yok sayılırken Anayasa değişikliğinde unutulmalarına sitem etmek, siyaset etmek sahte kalmaktadır.

DTP milletvekillerinin sine-i millet kararını desteklediği bir başka yazısında[6] Doğan Tarkan şöyle diyordu: “Türk sosyalistlerine düşen görev, Türk emekçilerinin en iyi dostu olan Kürt Hareketini koşulsuz desteklemektir. (…) Yani mücadele ederek Kürtlerin yanında tutum almaktır. Ne yapacaklarına Kürtler kendileri karar verir. Bu kadar yetkin olduklarını, 25 yıldır yenilmemiş olmalarından, Kürt Açılımı’nı Türkiye’nin gündemine sokabilmiş olmalarından ve son olarak DTP’nin aldığı oy desteğinden görmek mümkün. Türk solcularının başarısına gelince… Galiba söyleyecek söz yok. Yani Kürtlere akıl vermektense, onlara bakıp öğrenmek daha doğru olur.”

Sine-i millet konusunda Kürtleri koşulsuz destekleyen Doğan Tarkan “boykot” konusunda neden -sadece Kürt bölgeleri- koşul ileri sürmektedir? Neden Kürtlerden öğrenmeye çalışmaktan vazgeçmiştir?

Sadece unutuyor, Kürtleri, işçi sınıfını unuttuğu gibi kendi sözlerini de unutuyor.

Daha kötüsü ilkeleri yok, siyasi iradesi yok, siyasi gücü yok.

Hayırlı Evet

Evet cephesinin tümü gibi “Yetmez ama Evet” diyen bölüğünün de bulup bulabildiği tek gerekçe tüm değişiklik önerilerinin mevcut maddelerin içeriğinden daha “olumlu” ya da “ileri” olduğu iddiasıdır. Bu sözcükler kavram olarak son derece tartışmalı içeriklere sahiptir ve aslında çoğu zaman demagojinin ana malzemelerinden olmuşlardır.[7] Tayyip Erdoğan da bu kavramları kullanarak “Yetmez ama Evet” demektedir. Yoksa Tayyip Erdoğan’a kalsa örneğin Yüksek Askerî Şûra kararlarının yargıya götürülmesi konusundaki değişikliğe “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz,” şerhini koymazdı.

Koymak zorunda kalmıştır çünkü bu anayasa değişikliği bir çatışmanın değil uzlaşmanın ürünüdür. Siyasetçi, burjuvazi, askeri ve sivil bürokrasi arasında süren cebelleşmenin neticesinde tarafların tümünce kötünün iyisi olarak neticelenmiştir. Ayrıca söz konusu değişikliklerin tümü Avrupa Birliği müzakere sürecinde sorun yaratacak anayasa maddeleri üzerinde olmuştur. Üzerinde fırtınalar estirilen Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçiminde ne bürokrasinin meslek örgütleri ve kurumları bertaraf edilmiştir ne de Meclis’in seçimleri belirlemesi gündeme getirilmiştir. Bu iki bürokratik mevkide ancak üye sayısı arttırılarak Meclis’in de bu kurum üyelerinin seçiminde -az da olsa- söz hakkının olması sağlanmıştır:

Anayasa Mahkemesi üye sayısı 11 asıl 3 yedekten 17 asıla çıkarılmış ve Cumhurbaşkanın seçim hakkı yine 14’te tutulmuş ve Meclis ancak 3 üye seçebilecek şekilde düzenleme getirilmiştir. HSYK için ise meslek sahiplerinin seçime dayalı denetimi arttırılmıştır, Cumhurbaşkanın seçimi sınırlandırılmıştır. Eskiden Cumhurbaşkanı Yargıtay ve Danıştay üyelerinin gösterdiği üçer aday arasından 5 kişi seçerdi ve kurul 7 kişi (ayrıca 5 yedek) idi, şimdi ise kurul 22 kişi (ayrıca 12 yedek) ve Cumhurbaşkanı 4 kişiyi seçebilir, üstelik bunları yargı bürokrasisi içinden değil yüksek öğretim kurumları içinden seçebilir, artık yargı bürokrasisi Cumhurbaşkanı tercihine takılmadan kendi temsilcilerini gönderebilecektir.

Evet, anayasa değişiklikleri bürokrasi açısından olumlu olmuştur, ileri olmuştur. Anayasa Mahkemesi, değişiklikler yargı için ölümcül olsaydı acaba CHP’nin itirazı doğrultusunda ilgili değişiklikleri iptal etmez miydi? EVET cephesinin yarattığı coşku sahtedir ve beyhudedir, HAYIR cephesi ise timsah gözyaşları dökmektedir. Sonuç ne olursa olsun, ortada, tarafların her ikisi açısından kötünün iyisi bir uzlaşma vardır ve bütün cebelleşme yine de kimin fazla oy alacağına (üstün geleceğine) dairdir. Referandum bu anlamıyla burjuvazi ve bürokrasinin, AKP ve Anayasa üzerinden halk nezdinde yaptıkları bir güven oylamasına dönüşmüştür, fakat bu yurttaşlardan çok taraftarların katılacağı bir oylama olacaktır.

Kürt Sorunu üzerinden “Bütün iktidar burjuvaziye”

Kısacası AKP askeri ve sivil bürokrasiye karşı zafer kazanmış değildir. Aksine kazanamayacağını anlayınca bu kurumların üye sayılarını arttırarak tutunmaya çalışmış fakat bu yöntem söz konusu kurumların etkinliğinin güçlendirmiş ve eleştirilemez kılmıştır. TÜSİAD da bu yüzden EVET cephesinde yer alacağını açıkça beyan etmeyerek, anayasa değişiklikleri konusunda yeteri kadar etkin davranmayan ve bürokrasiyle mücadeleyi yükseltmek yerine çabucak uzlaşmayı tercih eden AKP’yi bu vesileyle uyarmıştır. Artık bu maddelerin tekrar değişmesi kolay kolay gündeme de gelmeyeceğinden burjuvazinin, askeri ve sivil bürokrasiye karşı iktidar mücadelesinde önemli bir muharebeyi kazanma fırsatı AKP tarafından heba edilmiştir.

Burjuvazi özellikle 1994, 2001 ve 2008 krizlerini sınıf düşmanına karşı mücadelede zaferlere dönüştürmeyi becerebilmiş, 1980 darbesinden sonra büyük kayıplara uğrayan işçi sınıfı örgütselliğini iyice dağıttığı gibi, en küçük sınıfsal direniş odaklarını dahi tarumar etmiştir. Sonuç işçi sınıfına karşı kesin ve pürüzsüz bir zaferdir. Bu noktadan itibaren siyaset alanını ve iktidarın eskisi gibi paylaşılmasına razı olmamış ve askeri ve sivil bürokrasiyi iktidardan daha küçük bir payla yetinmeye zorlamak için mücadeleye girişmiş ve bu konuda her fırsatı kullanmıştır.

2007 seçimlerinde AKP’nin aldığı yüzde 47 oy her şeyden önce burjuva sınıfının yekpareliğini göstermektedir.[8] Bu tarihten sonra burjuvaziyle bürokrasi arasında kızışan iktidar mücadelesi burjuvazinin gücünün ve kendine güveninin neticesi ve aynı zamanda ifadesidir. Bu mücadelenin taraflarının üzerinde uzlaşabildikleri tek nokta Kürt Sorunudur. AKP ve devletin Kürt seçmene karşı 2007’de gösterdiği maddi cömertlik, devlet politikası olmanın ötesinde sınıf politikasıydı. Bir bütün olarak davranan burjuvaziye eklemlenen bürokrasi ve diğer partilerin Kürt sorunu karşısında sergiledikleri ortak tavrın oy oranına yansımaması düşünülemezdi. Fakat Kürt Sorunu aynı zamanda burjuvazi ve bürokrasinin birbirlerine karşı üstünlük elde etmek için kullandıkları bir sorundur. Sınır ötesi askeri operasyon ya da Kürt hareketi üzerinde AKP’nin kurabildiği baskı (örneğin KCK operasyonu ya da referandumda desteğe zorlama) bu üstünlük mücadelesinin araçları olabilmektedir.

Dolayısıyla Kürt Sorunu bu mücadeledeki kilit önemini devam ettirecektir. AKP “güler yüzlü İslamiyet” ve kardeşlik, bürokrasi ise ulusallık (ki anayasal vatandaşlığı içerir) söylemiyle sorunu çözmeye çalışmakta, burjuvazi ise uzlaşma, ortaklaştırma yaklaşımıyla her iki girişimden en yüksek faydayı elde etmeyi hedeflemektedir. Fakat Kürt Sorunu’nun nihayetinde bir Kürdistan sorunu olduğunu artık tüm televizyon yorumcuları ve gazeteciler dikkat çekmektedir. Sınırın öte yanında Irak Anayasası’nda (orada da Anayasa önemli!) tanımlandığı haliyle Kürdistan Bölgesel Yönetimi mevcuttur, burada anadil Kürtçedir, televizyon dili de Kürtçedir. Danimarka ya da Patagonya’da değil de sınırın hemen öte yanında yüzlerce “Roj TV” olabilir. Bu durumda aynı anadilden insanlar TRT6’dan sıkıldıkça tercih edebilecekleri pek çok alternatife sahip olacaklardır. Anadilin özgürce konuşulduğu, okulların ana dilde olduğu coğrafya anavatana dönüşmez mi?

Burjuvazi ve bürokrasi bu sorunu “Kürdistan’ı tercih etmeyecek Kürtler” yaratma sorunu haline getirip çözmek istemektedir. Anayasa değişliklerinin referanduma sunulması çok taraflı iktidar mücadelesini iki seçeneğe indirgiyor görünse de amaç çoktandır Kürt hareketinin açtığı ve meşruluğunu da kanıtlayan üçüncü cephenin tasfiyesidir.

Bugünlerde bir başka gezegenden yeni gelmiş kimi sosyalistler üçüncü cephe seçeneğini bir yenilik olarak dillendirmektedirler. Oysa üçüncü cephe çoktan vardır ve tavrını boykot olarak ilan etmiştir. Siyasal olarak gücü olan “Evet ama aslında yetmez, biz bu yüzden …” demagojisine girmemekte ve oy pusulaların yazan tercihler dışında konuşmaktadır. Halihazırda boykot kararı 300-500 kişinin gerçekleştireceği düzeyin çok çok üzerindedir, böyle bir irade vardır ve boykot mümkündür.

Kürt hareketinin aktif boykot yapmayacağı iddiaları onların siyasetine eleştiri olamaz. Çünkü onların kendi siyasi iradeleri ve referandumda oylanacak olanlardan çok daha farklı ve önemli, talepleri vardır, kazanım elde etmek için aktif olmayan boykot yapmaları da bir siyasi pazarlık konusudur. Öte yandan aktif boykot aynı zamanda ulusal bir referandumdur.

AKP’nin en yüksek oy oranı yüzde 47 idi ve bu oran (HAYIR cephesinin oranı ne olursa olsun) referandumda yenilgidir, o yüzden Kürtlerin oyuna ya da HAYIR cephesindekilerin oy kullanmamasına ihtiyacı vardır. Kürt hareketinin uzlaşmasından endişe edenler öncelikle bu harekete destek vermek ve onlara uzlaşmadan fazlasını yapabilecekleri öz güveni kazanmalarına yardımcı olmak zorundadır.

Boykot: Tüm olasılıkların ötesinde

Siyasi varlık olarak son derece etkisiz olan sosyalistler ve komünistler referandumun etkin (aktif) boykotçusu olmalıdırlar: Hem yeni anayasa maddelerinin işçi sınıfı açısından gerçekten önemsiz değişiklikler içerdiğinden (adeta yurttaşlarla alay edildiğinden) dolayı hem de Kürt sorunun Kürtlerin istediği gibi çözülmesine destek olmak için. Yönetenlerin yekpare olarak bir beka sorunu olarak gördüğü bir sorunu bir devrim sorunu ya da bir başka dünyanın kapısını aralayan imkan görülmemesi ancak siyasal körlükle, tekke siyasetiyle mümkündür.

12 Eylül darbesini yapanların yargılanmasının yolu açılacak diyerek EVET diyenler son askeri şura öncesi 102 generalin tutuklanması kararı ve sonrasında yaşananları hatırlamalıdır. Kitlelerin arkasında etkin bir şekilde durmayacağı hiçbir yargılama darbecileri mahkum edemeyecektir. Ancak kitlelerin, siyasallaşan insanların yaratacağı bir anayasa sivil ve demokratik olabilir. Şu an içeriğini güvendiği köşe yazarlarından öğrenen; değişiklikler metnini okumamış, anlamamış insanların vereceği oylar iktidardaki paylarının mücadelesini yürütenlere verilen taraftar desteği niteliğini aşamayacaktır.

12 Eylül Anayasası’nın başlangıç metni ve 177 maddesinden 85’i halihazırda değiştirilmiş bulunuyor ve önerilen de bir 25 maddenin daha değişmesidir. Daha önce 16 kez yapılan değişiklikler neden bugün önemli hale geldi? Neden sosyalistler önceki değişikliklere karşı bu kadar hassasiyet göstermediler? Bugün bu değişikliklerin önem kazanması içeriklerinden çok iktidarı paylaşanların hem birbirlerine karşı hem de beraberce Kürt hareketine karşı mücadelenin keskinleşmesinden dolayıdır. Sosyalist ve komünistlerin bürokrasi ile burjuvazi arasında süren mücadelenin taraflarından birine destek vermesi ancak Kürtleri karşılarına almalarıyla mümkündür.

Tüm ezilenlerin destekleyeceği yegane taraf haline yükselmesi için işçi sınıfı cephesini açamayan sosyalist ve komünistler hiç olmazsa dünya gözüyle Kürtlerin kendi kaderlerine sahip çıktıklarına görebilmelidirler. EVETlerinin demokratik bir ortama yetmeyeceğini itiraf edenler Kürtlere ulaşmayan “biraz” demokrasiye, daha “olumlu” bir anayasaya razı olacaklardır.

İşin kötüsü Kürtlerden de buna razı olmalarını isteyeceklerdir ki bu da burjuvazi ve bürokrasinin yegane arzusudur. Ne EVET ne de HAYIR kırıntı dahi olsa özgürlük getirmeyecektir. BOYKOT ise özgürlüğün kapılarını aralayacaktır.

Ne tuhaf değil mi, Türkler için de özgürlük Kürtlerle geliyor.

25-30 Ağustos 2010

Özcan Özen


[1] Bu cephenin temsilcilerinden ve aynı zamanda Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) liderlerinden olan Doğan Tarkan ve Roni Margulies bunu itiraf etmektedirler. Bu yazıda ele alınan sosyalist siyaseti en iyi örnekleyen olduklarından, görüşlerine sıklıkla başvurulacaktır.

[2] http://www.iscimucadelesi.net/index.php?option=com_content&task=view&id=1010&Itemid=1

[3] 27 Şubat öncesinde İBDA-C siyasetine yakın görüşlere ait bir içerikle çıkan ve adı TARAF olan bir dergi vardı ve sloganı “Taraf olmayan bertaraf olur,” idi.

[4]Yetmez ama Evet” ve “Boykot” 19 Temmuz 2010, sesonline.net ve http://dsip.org.tr/content/yetmez-ama-evet-ve-boykot

[5] Bu Anayasa’nın 54 maddesinin ikinci bendidir, Anayasa değişikliği 4 ve 7 bendi kaldırmaktadır. 12 Eylül Anayasa’sı işçi ve onun mücadelesine karşı duyulan korkuyu o denli iyi bir şekilde yansıtmaktadır ki bir madde içinde grev engellemek için pek çok tekrar yapılmıştır. Bugün bu gereksizliği ve sırıtan durumu ortadan kaldırmak için iki paragraf iptal edildiğinde dahi grev hakkı açısından değişen bir şey olmamaktadır. Asıl ikinci bent kaldırılsaydı 4 ve 7 bentleri zaten anlamsız olurdu.

[6]Kürtlere karşı nasıl davranılacağını kavrayabilmek,” 18 Aralık 2009, sesonline.net ve http://dsip.org.tr/content/kurtlere-karsi-nasil-davranilacagini-kavrayabilmek-dogan-tarkan

[7] Marx ve Lenin gibi uluların da zaman zaman bu kavramlara sığınmış olmaları sadece onların da demagojiden nasiplendiklerini gösterir bugün kullanılmasını haklı kılmaz.

[8] Darbe girişimlerine karşı tepki oyları, alternatifsiz kalması vb. izah çabaları duygusal bir düzeyin ifadeleri olabilir ancak.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Anayasa Referandumu / Boykot /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.