Toplu görüşme süreci özeleştirisi

Ömer Yıldız - 3 Eylül 2010 - 2011 KESK Kongresine Giderken

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Toplu görüşme sürecinde bu yıl oldukça sönük bir dönem yaşanıyor. Zaten “toplu görüşmeci sendika” zihniyetindeki Kamu Sen ve Memur Sen’in devam ettirdiği görüşmeler hükümetin Memur Sen’e nicel artış sağlamak amaçlı ve referandum sürecini etkilemeye dönük 4+4 zam teklifi ile noktalanmış gibi görünüyor. Bu aşamadan sonra iftar yemeğinde buluşan Hükümet ve Memur Sen ne kadar süreceği belli olmayan “Lale Devri” yaşamlarına devam edecekler.

Kamu Sen ise iktidar tarafından ilk yıllardaki yakınlaşmayı göremediğinden, AKP İl Binasında görüşmeler (Tercüman Gazetesi haberi ile ortaya çıkmıştı), Bakanlarla samimi görünürler, Kamu İdari Kurul Kararlarında en önemli istek olarak Bakanla aynı hizada bir masada oturma istekleri döneminin bitmiş olduğunu anlamış olacak ki kendi tarzında bir karşı mücadele yürütüyor.

Doğal olarak “sendika” tanımına uymadıklarından ve uluslar arası çevrelerde “sendika” olarak ne Kamu Sen ne de Memur Sen tanınmadığından ülkemize özgü ilginç eşi benzeri olmayan “sarı sendikacılık” sınırlarını olumsuz anlamda aşmış bir sendikal tavır içerisinde “mücadele” ediyorlar.

Sonuçta “toplu görüşmeci sendikaların” tavrından ziyade beni ilgilendiren kendi konfederasyonum KESK. KESK toplu görüşme sürecinde uzun zamandır belirlenen “orta oyununa alet olmayacağız” çizgisini sürdürerek doğru bir karar aldı. Ancak Sami EVREN’in açıklamasından sonra olay referandum çalışmaları içerisinde taraf izlenimi yaratan bir hale büründü. Sanıyorum aldığı tepkilerle -ki illerde de açıklama hoş karşılanmadı- açıklamalarla niyetini anlatmaya çalıştı. “Referandum sonuçlansın toplu sözleşme yapalım” sözü peşinen bir “evet” açıklamasıydı.

Kaldı ki KESK tabanında batıda “hayır”, doğuda “boykot” ve bazı yöneticilerde “evet” tavrı güçlüyken referandum sonuçlarına bağlı bir toplu sözleşme talebi doğru bir hamle olmadı. Her zamanki gibi “hemen şimdi” denilmesi gerekirdi.

Düzeltmeler sonrasında Kesk eylemlilik özelliğini kaybetmiş olarak bekliyor. Artık hiçbir kitlesel açıklama yapmadan diğer sendikaların yaptığı “orta oyununu” izliyor. Kesk uzunca bir zamandır tabanı ile olan bağlarını gevşetmiş durumdadır. Son yapılan grev eyleminde bazı şubeler greve katılmayacağını deklare edebilmiştir.

Bu durum alınan grev kararının yetkili organlarda görüşülerek, mutabakatla alınmadığı ya da Kesk’e bağlı sendika şubelerinde Genel Merkezin kararını dinlememe eğiliminin başladığını gösterir. İki durumda oldukça kötü yönetim örnekleridir. Greve katılmayan şubelerle ilgili herhangi bir yaptırım uygulanmaması ise ortaya iki olasılık çıkarıyor. Birincisi yetkili organların görüşü alınmadan karar alındı. İkincisi greve KESK Genel Merkezi de inanmadı.

KESK kitlelerini toplayarak eylem yapma yeteneğini kaybetmektedir. Bu durum sendikal alana dair tarihsel bir ihanettir. Delegelerin iradesiyle işbaşına gelen yöneticiler olayı anlamalı ve düzeltmelidir. Yaptığımız her şey doğru zihniyeti KESK’i bu hale getirmiştir.

Yaptıklarınızın önemli bir kısmı yanlış ve ısrarla devam ediyorsunuz. Tabanla bağınız koptu. Uzun yıllar yöneticilik yaparak profesyonelleştiniz. Bu durum devrimci örgütler için zaaftır. Profesyonel olarak uzmanlık yapanlar olabilir ancak profesyonel yönetici olmaz. Artık gelişen olaylarda o kadar çok “tecrübeli” oldunuz ki üyelerinizin ne dediğinin önemi kalmadı! Bir an önce Kesk’i tarihsel yapısı içerisindeki rolüne döndürün. Siz bunu başaramazsanız başaracak çok insan var bu örgütte. Kesk’in sizden başka dinamiklerini harekete geçirin.

Birleşik sendikal mücadele hattına doğru hazırlıklar yaparak tüm emekçilerin ortak örgütlendiği bir sendikal yapının temellerini atın. Bu örgüte büyük emekler vermiş insanlar olarak tarihin sayfalarında olumlu anılmak istiyorsanız yaptığınız yanlışlardan dönün. Tabana kulak verin. Bırakın hala “amatör” kalmış insanlar yönetsin sendikaları. Kurulları işletin. Egemenlerin gündeminden sıyrılıp emekçi için gündem yaratın.

Sendikalarda, kaç kişi, kim yönetici olacak düşünceleri yerine; değişen dünyada emekçi hakları nasıl korunacak olsun önceliğiniz. Sizin göreviniz sendikaların bürokratik yapısını devam ettirip; bütçe ayarlamak, çalışan işçilerle cebelleşmek, direnişçi Tekel işçilerini “teşhir ve tecrit” etmek, delegelerin nabzını ölçmek değil.

Sizin göreviniz devrim tarihinde önemli bir basamak olan Kesk’in emekçi mücadelesine katkısını en üst düzeye çıkarmaktır.

Uzak geçmişte bu tür çabalar içinde olmanız, şu anda başaracağınız düşüncesi yaratmıyor bende.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Birleşik Mücadele / Grev / KESK / sendikalar / TEKEL işçileri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.