Anayasayı leylekler getirmez!

Özcan Özen - 8 Eylül 2010 - Güncel Politika / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail


Anayasa değişikliği referandumunda EVET cephesinin sözcüleri ve anayasanın da değişikliğinin de durduk yerde karşımıza çıkmış bir fırsat, demokrasiye kesilen karşılıksız bir bilet olduğunu düşünüyorlar. Hani bir yerden beklenmedik bir mirasa konmuş gibiler, Milli Piyango onlara mı çıktı? Velhasıl bu konuda fena halde heyecanlılar, sanki AKP ya da Tayyip Erdoğan bir an boş bulunup bu paketi hazırlamış ve referanduma sunmuş fakat her an iyi bir şey yapmadıklarının farkına varıp hevesimizi kursağımızda bırakacaklarmış gibi davranıyorlar. Hemen hepsi 12 Eylül 2010 günü oylanacak değişiklik paketinin tarihi bir fırsat olduğunu, bu fırsatın kaçırılması halinde 12 Eylül karanlığının yeniden hortlayacağını, bir daha asla bu Eylül havasından kurtulamayacağımızı söyleyip duruyorlar. Hele “Yetmez ama EVET” diyenler iyice hırçınlaştı.

Anayasa kimin, değişiklikler kimin?

Bu değişiklik paketi bir tarihsel ana aittir ve anın ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmiştir. Bu ihtiyaç, referandum günü sandıktan HAYIR çıksa bile ortadan kalkmayacaktır. Dolayısıyla değişim girişimi en kısa sürede yinelenecektir. Mevcut tarihsel koşullar, öznenin bileşimi ve niteliği değişmediği sürece yinelenecektir. Kısacası anayasa değişikliği ne gökten zembille inmiş, ne de leylekler tarafından kapımıza bırakılmıştır, haliyle bir daha ele geçmeyecek bir fırsattan da söz edilemez. Bu paket kuşkusuz belli bir ihtiyaca denk düşen bir mücadelenin ürünüdür ve bu mücadele bugün yaşamakta olduğumuz tarihsel anı yaratmıştır. Bu tarihsel an soyut, hayali bir yekpare toplumun değil bir sınıfın, Türkiye burjuva sınıfının ihtiyacının ve bu ihtiyacı tatmin etmek için verdiği mücadelenin eseridir.

12 Eylül anayasası daha önce 16 kez (177 maddenin 85’i) değişmiştir. Bu değişiklik 17’incisi olacak ve ihtiyaç duyması halinde burjuvazi anayasasını 18 ve 19’uncu kez de değiştirecektir. İhtiyaç duyduğunda anayasayı değiştiren burjuvazi, kendisi dışındakilerin ihtiyaçlarını ise görmezden gelemese bile tatmin yoluna gitmemektedir. Buna gerek de duymamaktadır. Karşısında kendisini zorlayacak hiçbir sınıfsal muhalefet yokken, hatta kendi içinde bile muhalefet yaşamazken neden dünyanın en demokratik anayasası peşinde koşsun ki?

Oyunbozan Kürtler

2007 seçimlerinde AKP’nin aldığı yüzde 47 oy ile sınıf olarak bir bütün ve yekpare bir duruş sergilediğini gösteren burjuvazi, akabinde, bürokrasinin iktidardaki ortaklığını budamak amacıyla son on yıldır verdiği mücadelede kesin bir sonuç alma fırsatını değerlendirmek istedi. Fakat bu eksik bir zaferle yapılan ataktı. Çünkü 2007 seçimlerinde Kürtler yenilmemiş, aksine devletin ve burjuva sınıfının tüm olanaklarına ve bu olanaklara yedeklenen liberal aydın ve bazı sosyalistlerin entelektüel (Kürt hareketini tasfiyeye dayalı) desteğine rağmen ciddi başarı elde etmiş, tüm Türkiye nezdinde meşruiyetini kazanmıştır. Ayrıca bürokrasinin kirli çamaşırlarının bavullara koyulup ortaya fırlatılmasıyla Kürtlerin uğradığı mağduriyet tüm toplumun gözleri önünde belgelenmiş ve resmiyete bürünmüştür.

Anayasa değişikliğinin halk oylamasına sunulması pek çok şeyi ifade etmektedir fakat bu diğerlerinin yanında en fazla öne çıkan, burjuvazi ve bürokrasi arasındaki iktidar mücadelesinde tribünlerin/taraftarların desteğine başvuruluyor olmasıdır. Fakat Kürtler boykot kararı ile egemenler arasındaki iktidar mücadelesini, egemenler ile ezilenler arasındaki mücadeleye, halkı ise oy verenden insandan, siyaset yapan insana dönüştürdü. İşte bu beklenmeyendi ve bu yüzden burjuvazinin tüm temsilcileri, ister EVET isterse HAYIRcı olsunlar, boykota karşı birleşerek sandığa gidin çağrısı yapıyorlar. Bu durum mevcut anayasa değişikliğinin tepilmeyecek bir fırsat olmadığını göstermiyor mu?

Sosyalistler: En hızlı EVETçiler

EVETçi sosyalistler saçlarını başların yolmak üzereler, başlangıçta biraz utanarak, sıkılarak EVET diyorlardı ama oylama günü yaklaştıkça utanmayı bıraktılar: Evet dışında bir seçeneği dillendirenleri hiç ama hiç anlayamıyorlarmış, nasıl olur da Hayırcı ve Boykotçu sosyalistler 12 Eylül rejiminin değişmesine karşı olabilirlermiş. İşte bu yüzden şaşırıp, kızıp havalara sıçrıyor ve orada asılı kalıyorlar: Nasıl olur da sosyalistler arkaik zor, tehdit, korku, işkence iktidarı ile uygar/sivil güç arasında tercih yapmayı beceremezmiş, üstelik bu tercihin kendisi sosyalistlik ölçütüyken. Burjuva-kapitalist toplumun siyaset alanı, “tarih öncesi”nin kalıntıları bu anayasa paketiyle temizlenecekken ve fiziki şiddet ve güç kültünden arınacakken EVET dışında tercihi olan sosyalistlerin bu ayrımları anlamamaları kabul edilemezmiş.

1 Mayıs günlerinde tüm polis teşkilatının gaz bombası cephaneliğinin dibini getirecek kadar büyük şehirleri gaza boğan, tüm vatandaşlarına ilan edilmemiş bir sıkıyönetim günü yaşatan uygar/sivil güç kim acaba? KCK operasyonları, foto-teşhir kimin eseri? Anayasa değişikliğini kararı alarak bunu kapalı kapılar arasında kotaran ve toplumun hiçbir kesiminin görüşünü almayan iki örnekten biri 12 Eylül rejimi diğeri de AKP iktidarı değil midir? Her ikisi de topluma en iyi gelecek elbisenin terzisi rolüne soyunacak kadar pervasız olmadı mı?

Uygar/sivil gücün sicilinden daha fazla örnek vermeye, liberal hezeyanları ve dalkavuklukları eleştirmeye gerek yok. Fakat EVETçi sosyalistlerin akıl yürütme tarzlarına dikkat çekmek gerekiyor.

Marksizmsiz Marksistler

Kötüler arasından daha az kötü olanını, dolayısıyla “iyisini” seçmek, tabii ki bir değerlendirme yöntemi, akıl yürütmedir. İnsanoğlunun kesin bir karar alma öncesinde aklına gelen ilk yöntem, yürüttüğü muhakeme budur ama Marksizm bu değildir. Bir sosyalist ve Marksist herhangi bir görüş ve tutumu savunurken tek çare olarak “kötünün iyisi” yöntemine başvuruyorsa ona ne kadar itibar edebiliriz ki? İyi-kötü, ilerici-gerici, kategorileştirme gibi öznel yargılar üzerinden akıl yürütme demagoji erbabının yöntemidir. Tarih kendi kendine bir şey yapmıyor ve tarihi insanlar yapıyorsa; irade, politik bilinç, eylem söz konusuysa; yönetimimiz, akıl yürütmemiz buysa o halde ilerici-gerici vb. kıyaslamaları kullanmayı çoktan reddetmiş olmalıyız. Aksi halde sokaklarda kardeş kavgasının yaşanması yerine 12 Eylül darbesinin yapılmış olmasını da ilerici bulmamız gerekmez miydi? Fakat bizim tarafımızdan öyle görünmüyor diyeceksiniz. Haklısınız. Peki, 1982’deki halk oylamasında 12 Eylül darbecilerine göre 12 Eylül Anayasası daha ilericidir demiş miydik? Bugün ise kimi sosyalistler 12 Eylül Anayasasına göre 12 Eylül Anayasasının rektifiyesi ilericidir diyor. Böyle ufak ufak sosyalizme varılacak zaten…

“Gücümüz yok, olsa biz bilmiyor muyuz devrim yapmayı,” diyor (bazıları bunu bile söylemiyor) bu sosyalistler. Sonra ekliyorlar: Anayasa değişikliğinden sonra 12 Eylül karabasanından bir nebze olsun kurtulacak toplum, sınıfın korkuları dağılacak ve biz işçi sınıfının içinde daha rahat çalışabileceğiz… Piyango bileti alacağız, büyük ikramiye bize çıkacak, varoşlarda bürolar kiralayacağız,  kalamar avlayıp mürekkebinden faydalanacağız, ağaçları kesip kâğıt yapacağız, gazete basıp bilinç götüreceğiz… “Hadi, Tanrıyı öldürüp yine de kaderci kalabilelim,” diye haykırıyor bu cin fikirli sosyalistler.

Kaderci sosyalistler zaten ne kendilerinden ne de işçi sınıfından medet ummamaktadırlar. Tek bir planları, stratejileri, siyasetleri var: Kapitalizm fırsatlar dünyasıdır, bir pundunu bulup kitlelere ulaştık mı tüm insanlık yırttı. Bunun için nerede bir kalabalık var oraya doğru yanaşıp, Marksizmden, sosyalizmden tenzilata girişiyorlar. Kapitalizmden biliyorlar dedik ya: tenzilat olursa talep artar. Bir kısmı bu yolun acemisi olduğundan aşırma ve taklit bir reklamcılık dilini, sonradan görme değil de yeni zengin bir patron ailesinin şımarık liseli evladı ağzından konuşurken, birikim sahipleriyse lafı her zamanki gibi tüm orta sahada dolaştırıp ağdalaştırıp entelektüel kıvamda sunmakta.

Kaderci Marksistler önceleri “Yetmez ama EVET” derken şimdilerde gayet hırçın bir şekilde “Evet bile YETMEZ” diye haykırmaktalar. Yine de kendi aralarında biraz farklılık taşıyorlar, en azından görünen bu: Bir kısmı EVET’ten hiçbir yerde ve hiçbir zaman taviz vermezken bir kısmı ise Türk illerinde EVET demekte (hem de okkalı, ağız dolusu bir EVET,) Kürt illerinde boykot. Neden? Kürt illeri EVET demeyerek 12 Eylül karanlığında mı kalsın? Halk oylamasından yüzde 51 ile HAYIR çıkarsa Kürtlerin EVET dememesi yüzünden tüm ülke 12 Eylül karanlığında kalmayacak mı? Kısacası tuhaf bir siyaset anlayışı, sanırım Kürt hareketiyle arayı bozmamak için kendi görüşleri ne olursa olsun, Kürt hareketinin görüş ve tutumlarını olduğu gibi kabul ediyorlar. Fakat tam da bunu yaparak Kürt hareketini ve siyasetlerini hiç önemsemediklerini itiraf etmiş ve ne olursa olsun kendi bildiklerinden şaşmayacaklarını ilan etmiş oluyorlar.

İşte hendek işte deve!

Dün 12 Eylül’e de Anayasasına da karşıydık, bugün neden değişiklik paketini oyluyoruz? Üstelik çok ciddi bir boykot tavrı ve kararlığı varken. Herhangi bir seçimde yüzde beş ya da yüzde on oy potansiyeli olsaydı herhangi bir sosyalist parti mevcut burjuva partilerinin biriyle ittifak kurup ortak aday çıkarır mıydı? O halde neden bu halk oylamasında EVET ya da HAYIR demek zorunda kalıyoruz? Bu işin salt teknik yönü olarak kabul edilebilir. Bir de toplumsal yönü var.

İster oy potansiyeli, ister nüfus miktarı bakımından ele alın isterse komünist, sosyalist ilkeler, isterse insan hakları açısından, ne olursa olsun nüfusun bir kısmı ya da bir halk, ulus, etnik grup ne derseniz deyin ama sonuçta bir siyasi irade “ben böyle bir karar alarak kendi kaderim hakkında herkesten önce söz sahibi olacağım,” diyor ve bunu da mevcut anayasa ve değişikliği teklifi dışında bir söz hakkı olarak ilan ediyor. El mi yaman bey mi yaman?

İsterse bu cihanın bir metre karesinde olsun işte o satıhta mevcut iktidarın reddedilmesidir boykot. Koltuk alacağım, tatile çıkacağım, dışarıda yemek yiyeceğim demek kadar insanidir, kendi kaderimi kendim tayin edeceğim demek.

Maalesef karınız sizi boşuyor!

EVET ya da HAYIR diyen sosyalistler ve komünistler işte buna kayıtsız kalıyor. Hele bir de erkek tarafı oldukları düşünülürse!

Halk oylaması kendi kaderini tayin etme anıdır ve bu anda birileri kendi kaderlerini tayin ediyor.

Güzel günler göreceğiz müjdesi verilmemiş miydi?

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Anayasa Referandumu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.