Edeb yâ hû!

Aziz Çelik - 16 Eylül 2010 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Asimetrik “milli irade”

12 Eylül referandumunun ardından neredeyse “milli irade” bayramı ilan edilecek. Türk sağının geleneksel “milli irade” fetişizminde şaşırtıcı bir yan yok. “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” derekesine inen çoğunlukçu (ama çoğulcu olmayan) zihniyet biliniyor. Şaşırtıcı olan sandık sonuçlarını neredeyse demokrasinin tek ölçütü ilan eden ve “liberal” demokrasinin en temel ilkelerini bile unutan liberaller. Seçim ve siyasi parti sistemleri ile seçim ve propaganda süreçlerini bir kenara iten, temsili demokrasinin en çarpıtılmış biçimleri dışında demokrasi ufku kalmayanlar harikulade analizler yapıyor.

Bırakalım sol kavramları liberal (burjuva) demokrat ölçütler açısından bile Türk sağının milli irade söylemi gerçeği ne kadar yansıtıyor? “Bir yurttaş bir oy” olarak ifade edilen genel oy ilkesinden eser kaldı mı? Yoksa asıl elitistler milli irade şampiyonluğu yapanlar mı? Milli irade şampiyonları on yıllardır milyonlarca insanın oyunu çalıyor olmasın! Referandum sonuçlarını Türkiye’nin siyasal temsil sisteminin yapısal ve tarihsel özelliklerini dikkate almadan değerlendirmek mümkün görünmüyor.

1950, 1954 ve 1965 seçimleri hariç Türk sağının ana akım partileri milli iradeyi temsil etmek bir yana hep gasp ettiler. 1957 seçimlerinde oyların yüzde 48’ini alan DP Meclisin yüzde 70’ine egemen olmuştu. 1977 seçimlerinde oyların yüzde 42’sini alan CHP ise milletvekillerinin ancak yüzde 47’sini alabilmişti. Oysa 1987 seçimlerinde ANAP yüzde 36 oy oranıyla milletvekillerinin yüzde 65’ini, 2002 seçimlerinde ise AKP oyların yüzde 34’üne karşılık milletvekillerinin yüzde 66’ini elde etti. ANAP 1987’de aldığı oyun yüzde 80 fazlası milletvekili çıkardı. 2002’de AKP aldığı oydan yüzde 94 daha fazla bir temsile kavuştu ve bir rekora imza attı. 2007 seçimlerinde ise milli iradeden yüzde 35 fazlasını elde etti. Hangi milli iradeden söz ediliyor?

12 Eylül askeri darbesinin oluşturduğu otoriter siyasal sistemin en önemli ve en dayanıklı sütunu olan yüzde 10 baraj sistemi sağ partilerin oy oranlarının çok çok üstünde bir milletvekili sayısına ulaşmalarına ve “milli irade” ile yasama bağının iyice kopmasına, büyük bir asimetriye yol açtı.

Seçim kampanyalarının propaganda ve maddi olanaklar açısından eşitsizliği bir yana ne ANAP ne AKP oy kullanan seçmenlerin basit çoğunluğunu dahi temsil etmemektedir. Ancak buna rağmen anti demokratik bir seçim sistemiyle inanılmaz asimetrik bir parlamenter üstünlük sağladılar. Bu asimetri giderek daha büyük anti demokratik süreçleri besledi. Gerek ANAP gerekse AKP milli iradeyi yansıtmayan asimetrik bir parlamento çoğunluğu ve çalınmış seçmen iradesiyle Türkiye’de inanılmaz bir piyasacı dönüşüm gerçekleştirdiler. Referandum sonrasında 12 Eylül’ün bile başaramadığı otoriter bir başkanlık rejimine gidiş hızlanacak. Bu otoriter başkanlık rejiminin heybesinde ise piyasacı dönüşümü tamamlamak için epey yeni malzeme var.

Olağan demokratik koşullarda tek başına yasa yapma gücü bulamayacak olan bir parti anti demokratik seçim sistemine dayanarak anayasa değiştirmekte ve sonra da bütün kamu imkanlarını kullanarak eşitsiz ve antidemokratik bir propaganda süreciyle, bir plebisitle bu değişiklikleri onaylatmaktadır.

Bütün bunların adı “milli irade” imiş. “Milli iradeyi” gasp edenler, eğip bükenler ve barajların düşürülmesi karşı çıkanlar “ileri demokrat”; bu sürece “hayır” diyenler ise “elitist” ve “darbeci” imiş.

Hadi canım sende!

Tarafsız kalanlara “konsomatris” diyen sendikacı, nobran bir siyasetçiye 8 yıldır kredi tanıyan ama ana muhalefet liderine “gariban” diyebilen elitist bir yazar milli iradenin savunucusu imiş, dahası demokratik bir anayasa isteyen solcuları elitizmle suçluyormuş.

Hadi canım sende!

Sandıktan evet çıkınca “halka güvenmeyelim de neye güvenelim” diyen bu yazar hayır çıksaydı yine bu halka güvenecek miydi?

Barajsız bir seçim sistemi, demokratik bir siyasal partiler sistemi ile eşit ve özgür bir propaganda süreci sonucunda oluşacak demokratik bir meclisin nitelikli çoğunlukla demokratik bir anayasa yapmasını savunanlar darbeciymiş. Ama otoriter bir tek adam rejimine alkış tutanlar, ABD’nin Irak işgalini hançeresi yırtılırcasına destekleyenler “Türkiye halkıyla aynı yolda yürüyormuş.”

Hadi canım sende!

12 Eylülü bir kaç darbeci generalin “kriminal” işine indirgeyenler ve 12 Eylül’ünün besleyip büyüttükleri 12 Eylül ile hesaplaşıyormuş, 12 Eylül ile inşa edilen rejiminin iktisadi, sosyal ve siyasal boyutlarıyla sürdüğüne dikkat çekenler ise “Ergenekonun değirmenine su taşıyormuş.”

Hadi canım sende!

12 Eylül generallerinin akıl hocalarıyla omuz omuza kampanya yürüten ve başbakanın teveccühüne mazhar olan “devrimci sosyalist” başkan, 12 Eylülde bedel ödemiş ve ömürleri boyunca12 Eylül ile hesaplaşmaya çalışmış solculara “başçavuşun siyasetçileri” diyormuş.

Edeb yâ hû!

BirGün, 16 Eylül 2010

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Anayasa / referandum /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.