Ana dil

Ömer Yıldız - 25 Eylül 2010 - Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

“İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 26

3. Çocuklara verilecek eğitimin türünü seçmek, öncelikle ana ve babanın hakkıdır.”

Referandum sürecinde çokça bahsedilen “demokratikleşme” çalışmaları her seçimden sonra yaşandığı gibi birden bire tutuklamalarla bitti. Neden seçimlerden önce ve sonra bu tür tutuklamalar hız kazanır bu ayrı bir konu. Ancak bu defa tutuklamalar “Kürtlerle” başlamadı. Sosyalist solun “hayır”cı kanadından tutuklamalar yaşandı. Böylelikle başbakanın teşekkür ettiği solcular ile etmedikleri arasındaki fark ortaya çıkmış oldu. Teşekkür ettikleri teknede “zaferi” kutladılar. Kutlamalardaki “burjuva” durum da “güruh”un yapısını net olarak gösteriyordu. Sosyalist solda mücadele edenlerin yaşamlarında ne yazık ki “olağan” kabul edilen bu tür olayların son bulması, gözaltına alınanların serbest bırakılması isteğimizi seslendirerek asıl konumuza geçelim.

Referandum sonrası hükümet ve BDP arasında başlayan görüşmelerde BDP kanadından çok bir açıklama olmasa da; hükümetin milliyetçi, muhafazakâr tabanına sunacağı argümanın “ana dilde eğitime izin vermedik” olacağı ortaya çıkıyor.

Dünya ülkelerini sıklıkla gezen başbakanın anlaşılıyor ki bu ülkelerdeki uygulamalardan haberi yok. Örneğin İsveç’te (5) beş kişi bir araya geldiğinde belediye istedikleri dilde eğitim vermek zorunda. Bir çok ülkede birden fazla dilde eğitim var.

Sadece dili ticari amaçlı kullanan başta ABD gibi “dil emperyalizmi” uygulayan ülkelerde farklı dillerde eğitime karşı baskı yoğun olarak uygulanıyor. Türkiye’de İngilizceden farklı olarak Türkçenin ticari yönünün bu konu ile ilgili uzmanların araştırması gereken bir konu. Eğer bu şekilde bir ticari kaygı yoksa başbakanın hep söylediği “seçimlere yönelik işler yapmayız” söyleminin boşa çıkmasının delilidir.

MEB Ermeni okullarında kitapları Ermenice basarak bir ilk yaptığını söylüyor, aynı bakanlığın hükümeti ana dilde eğitimi “bölünme” gerekçesi sayarak tabanına “bölünmeye engel olduk” söylemiyle çıkıyor. Acaba hangisi ile övünüyor? İkisiyle birdense tuhaf bir durum var.

Başlangıçta yazdığım İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin maddesi ise ortada duruyor. Avrupa İnsan hakları Mahkemesi kararlarına rağmen serbest olmayan din dersleri ortadayken sanırım biraz hayalci geliyor, “ülkeyi özgürleştirdiğini” iddia eden AKP’den insan haklarına uymasını beklemek.

“anadilde eğitim” talebi “bölücülük” başlangıcı ise tavsiye ederim “özgürlükçü” hükümete bu konunun insan hakkı olduğunu iddia edenleri de tutuklasın. Böylece “ne kadar özgür bir ülkede yaşıyoruz” daha net görürüz.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ana dil / Kürt sorunu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.