Solda yenilenme mi dediniz?

Zafer Aydın - 28 Eylül 2010 - Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Solcuların referandumda birbirinden farklı tutum alması, solda yenilenme tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Aslına bakacak olursak, dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz duygusu içinde biz bunu hep yapıyoruz. Çünkü solun yakın tarihine damga vuran iki kavramdan biri “yenilenme”, öteki de “hayal kırıklığı” oldu. 12 Eylül karşısında alınan yenilgi, reel sosyalizmin çökmesiyle birleşince solda yenilenme fikri bir zorunluluk olarak kendini dayattı. Yenilenme fikri büyük ölçüde akademik dünyada, kısmen de solcu kadrolar arasında muhataplar bulmayı başarırken, örgütlü solda bütünsel ve sistematik bir karşılık bulmadı. Yenilenme iddiasını taşıyan grup ve yapıların bu amacını taşıyan adımları tamamlanamadı ve başarısızlıkla sonuçlandı. Bu nedenle solda yenilenmeye kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı eşlik etti. Solda yenilenme serüvenleri akamete uğradıkça, yani araba devrildikçe, arkasına bakmadan soldan piyasacılığa koşar adım gidenler sola gradosu yüksek cümlelerle üst perdeden dersler vermeye başladılar. Solda yenilenmenin başarılamaması sanki onların şu an durdukları yerin haklılığının kanıtıymış gibi davranıyorlar. Referandum sonrasında da “evet”ten aldıkları moral destekle sol ve yenilenme kavramlarının üstüne ipotek koyup sola çekilen diskurların, verilen derslerin bini bir para… Yanlış anlaşılmasın, “Kimseden öğrenecek bir şeyimiz yok” demek gibi bir lükse sahip değiliz. Elbette her söylenene kulak kabartmaya, dinlemeye, öğrenmeye, tartışmaya açık olmak gerek. Ancak solda yenilenme kavramıyla sola önerilenin ne olduğu üstüne soru işareti koymak kaydıyla…

Tutuculuk ve yenilikçilik

Lafı eğip bükmeden söylemek gerekirse solun yenilenmesi diye söze başlayanların önemli bir kısmı solu yenilemekten söz etmiyor. Yani solun teorik referanslarına dayanarak, deneyimi ve müktesebatı üzerinden ideolojik, politik ve örgütsel olarak -eskimiş olanı bir kenara bırakarak-yenilemesi değil söze konu edilen. Ağırlığını eski(miş) solcuların oluşturduğu topluluğun büyük kısmının yenilenmeden anladığı -son 20 yıllık tercihlerinin ve kişisel serüvenlerinin doğal sonucu olarak- en yalın ifadeyle solun liberalizmle buluşması, liberalleşmesi. Bu çevreler uzunca bir süredir, çeşitli politik gerekçelendirmelerle solun kapitalizm karşısında bütün iddiaları ve itirazlarından vazgeçmesi gerektiğini anlatıyorlar. Çünkü onların indinde günümüz şartlarında kapitalizme itiraz etmek oldukça ütopik bir düşünce. Antikapitalist mücadele, Sovyetler Birliği’nin varolduğu bir dünyada anlamlıydı, artık o anlamını yitirdi. Dolayısıyla günün gereklerini kavrayan akılcı, kendine güvenen solculara düşen görev, piyasanın faziletlerine sahip çıkarak, yaratıcı bir biçimde “güler yüzlü kapitalizmin” gelişini hızlandırmak olmalı. Solun yenilenmesini kapitalizm karşıtlığından vazgeçmesi biçiminde kurgulayanlar solda yenilikçi- gelenekçi ayrımını da buna uyumlu bir tasnife tabi tutuyorlar. Örneğin neoliberal politikaların yürütücüsü IMF’ye karşı çıkmak geleneksel sol yaklaşım, IMF’yi anlamaya çalışmak solun sahiplenmesi gereken yenilikçi tutum! Bu yüzden IMF ile ortak toplantılar yapan Hak-İş dünyadaki gelişmeleri anlamış, kavramış muteber örgüt, IMF’ye hayır diyen DİSK ise tutucu. Aynı şekilde NATO’ya savaş örgütü demek geleneksel yaklaşım, NATO’nun “sivil topluma açıldığını görmek” günün gereklerini kavrayan yenilikçi yaklaşım.
Emperyalizmden söz etmek gelenekçilik, “emperyalizm bitti ama emperyalist yöntemler devam ediyor” gibi fantastik görüşler yenilikçilik. AKP’nin Anayasa paketinde yer alan düzenlemeleri “kimin için ilerleme” sorusuyla birlikte ele almak değişimi görmemek, ortada sorulması gereken böyle bir soru yokmuş gibi davranmak yenilikçilik.

Şaka gibi ama şaka değil bütün bunlar. Hatta abartılarak, sivriltilerek de yazıya aktarılmadı. Her biri gazete sayfalarında, internet sitelerinde meraklısının kolayca ulaşabileceği biçimde yerli yerinde duruyor. Hevesli olanlar için bu görüşler bir siyasal görüş olarak ele alınıp tartışılabilir, ancak bu görüşler solun çehresine yerleştirilerek konuşulamaz. Sanki sol bir muhteva taşıyormuş gibi, sol içi bir tartışmanın konusu olarak ele alınamaz. Bu görüşleri dile getirenlerin bir zamanlar solcu olmaları, bugün kendilerini “solcu” olarak tanımlamaları, görüşlerinin solcu olduğu anlamına gelmiyor. Bu görüşlerin solla alakasını kurmak zor olduğu gibi, yeni diye nitelendirilmesi de zor. Çünkü bu görüşleri ileri sürenler kapitalizmi yıkmak için ellerinde gök yarısı kızıl bayraklarla koşturdukları günlerde de bu görüşler vardı. Aynı argümanlar, aynı aşağılayıcı dil ve üslupla o vakitler kendilerine karşı dile getiriliyordu. Yani bu görüşleri dile getirirken kimsenin büyük buluşlar yapmış, dünyayı gelişmeleri anlamış insan edasıyla ortalıkta dolaşmasının gereği yok. Çünkü yeni diye söyledikleri sadece kendileri için yeni.

Soldan uzaklaşıp liberal yaklaşımlar sahiplenirken sol demekte ısrarın tek anlamı olabilir: Neoliberal politikalar karşısında yegâne muhalefet odağı olabilecek solu, daha da etkisiz kılmak, hatta mümkünse sıfırlamak. Çünkü esas olarak solla bir işleri kalmadı, Yeni Demokrasi Hareketi sürecinden yarım bıraktıkları liberalizmi etkin kılma işini AKP ile tamamlamak derdindeler. Solla değil AKP ile bir yürüyüş öngördüklerini, “referandumdaki adı konmamış birliği daha ileri taşımak” hedefiyle açık açık ortaya koyuyorlar. Böyle bir perspektife sahip olanların, solun yenilenmesinden solda yenilenmeyi kastetmediği besbelli. Burada solun yenilenmesine yapılan vurgu yaşadıkları dönüşüme dikkat çekerek, koçbaşı AKP olan bir yürüyüş kolunda kendine yer açma çabasından başka bir anlam taşımıyor.

Liberalizmi ambalajlayıp fütursuzca yenilenme diye sola pazarlama girişimleri, solu muhafazakâr, liberal ittifakının payandası haline getirme çabaları cesaretini solun güçsüzlüğünden, solda etkili güçlü bir merkezin olmamasından alıyor. Solda, yenilenmeyi hedefleyen, kendini gözden geçirmeyi önüne koyan bir iradeden yoksunuz. Böyle bir iradeden yoksun kaldıkça liberaller ve ulusalcılar sol adına konuşmaya, solculuktan dem vurmaya, sola ders vermeye, biz de onlara “öfke” duymaya devam edeceğiz.

26/09/2010 Radikal 2

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: sol liberalizm /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.