Tez Koop-İş’de Neler Oluyor?

N. Cemal - 29 Eylül 2010 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Tez Koop-İş İstanbul 2 Nolu Şube’de yaşananlar sendikal hareketin içine düştüğü durumu gözler önüne seren çok önemli örneklerden biri. Genel merkezin ve İstanbul 5 nolu atama yönetimin sendikal ayak oyunlarıyla fiilen yok etmek istediği 2 nolu şubelerine sahip çıktığını söyleyen işçiler; “bizlere yönelik yeni oyunlar planlıyorlar” diyerek tepkilerini dile getiriyorlar. “Sınıftan kopuk sendika bürokrasisinin içine düştüğü acizliği en iyi gösteren örneklerden birisi” diyerek 27 Eylül tarihli basın açıklamasını gösteriyor ve hararetle anlatmaya başlıyorlar.

“Yaygara Koparmayın! İşçilerin Adaletine Teslim Olun!”

İstanbul 2 Nolu Şube adına yapılan bu basın açıklamanın başlığında; “Şubeyi Teslim Ettiniz, 3 Gün Sonra Darp Edildik Diye Yaygara Koparmayın! İşçilerin Adaletine Teslim Olun, Yargı Kararlarını Uygulayın!” diyor. “Başlık bile durumu yeterince ifade ediyor” diyerek sözlerine başlayan 2 nolu Şube üyesi Hüseyin Yüksel “Basın açıklamasında da ifade ettiğimiz gibi, 31 Ekim 2009’dan itibaren işgal altında tutulan İstanbul 2 nolu sendika şubemizi 11 ay sonra işçi arkadaşlarımızla birlikte geri aldık. Gelinen durum 6 yıllık hak ve hukuk mücadelesinin bir ürünüdür” diyor.

Tezkoop-İş 2 nolu şube görüştüğümüz Hüseyin Yüksel özetle şunları dile getirdi:

24.09.2010 tarihinde sendikamızı işgalcilerden kurtararak devraldık. Hazmedilemeyen bu durum karşısında atanmış ve işgalci yöneticilerin iftira ve çamur atma yöntemleri devreye girmiştir.

Önce mazlum bir edayla 5 nolu şube çalışanı olduğunu söyleyen, ardından da atanmış maaşlı yönetici olduğu anlaşılan Elvan Demircioğlu bu iftiralar için kullanılmaktadır. Cuma günü, ‘yalnızım ve kadınım’ diyerek ‘elli kişi nasıl içeri girersiniz’ diye soran Demircioğlu’na işçiler olarak verdiğimiz cevap ‘seninle bir sorunumuz yok’ oldu. Bu tartışmalara başından da tanık olan arkadaşlar var ve yazdılar da. Elvan Demircioğlu ve şubeye daha sonra gelen Ahmet Kesim ile işçiler olarak -yer yer ses tonlarımız karşılıklı olarak yükselse de-  düzeyli diyebileceğimiz bir tartışma yaşadık. Demircioğlu “Ben de bu sendikanın üyesiyim ve burada kalacağım” dediğinde kimseden ters bir cevap almadı. Sonradan gelen Ahmet Kesim de “ben de bu sendikanın üyesiyim” diyerek bazı arkadaşlara ve şube başkanımıza “sizleri tanımıyorum” dedi. Ahmet Kesim’le de tamamen ikna etmeye yönelik bir dil ve üslupla konuşuldu. Merkez yönetimin ve 5 nolu şubenin hakka, hukuka ve ahlaka sığmaz bürokratik ayak oyunlarından söz ettik, anlattık. Hazırladığımız dosyalardan mahkeme kararlarını ve hukuki belgeleri gösterdik. Bu diyalog sonrasında Ahmet Kesim’in sakinleşerek yatıştığını ve konuşmasının daha makul, ses tonunun daha seviyeli olduğunu açıkça gördük. Daha sonra Elvan Demircioğlu Ahmet Kesim’i tartışmanın içinden alarak kendi odasına götürdü.

Bırakın darp ve şiddet uygulamasını, küfür ve hakaret edildiğine bile kimse tanık değildir. Çünkü yok öyle bir şey. Şubemize Cuma günü öğleden sonra giriş yaparken basından da gelenler vardı. Olumsuzluk ihtimaline ilişkin basına da haber veren biz olduk. Şubeyi işgalcilerden kurtarmaya giden bizdik. Haber-Türk kanalı içeriye ilk giriş anımızdan itibaren yanımızdaydı. Arbede ve şiddet görüntüleri içeren olaylı bir şube devrini görüntülemek ve de yayınlamak istemezler mi? Sendika şubemize girişimiz beklentilerinden de sakin gerçekleşti. Birlikte olduğumuz günlük basın ve televizyon kanallarında ‘haber değeri’ bile olmadı.

Bir ayrıntı vereyim; Haber-Türk muhabir ve kameramanları -bizden haber çıkmayacağını anlayınca- o gün savcılığa çıkartılan SDP ve TÖP’lüler için Beşiktaş adliyesine gitmeleri bile, basın açısından pek de ilgi çekici bir durumun olmadığının kanıtı.

Elvan Demircioğlu akşam mesai saatinin bitimine kadar odasında kaldı. Mesai saati bitiminde de odasının kapısını kilitleyerek çıktı ve “size burayı teslim ediyorum, gidiyorum” dedi. Dayak yiyen, darp edilen birisi akşam mesai saatinin bitimine kadar odasında kalıp ardından da odasının kapısını rahatça kilitleyerek mi gider, yoksa doğru karakola mı müracaat eder?

Cuma öğle saatlerinde “darp edilen” birisi pazartesi öğle saatlerine kadar niye bekledi? Niçin 3 gün sonra polise ve savcılığa başvurma gereği duydu? Bir yönlendirme oldu apaçık. Elvan Demircioğlu üzerinden yapılmak istenen düpedüz kamuoyunu aldatmak ve bürokratik ayak oyunlarıyla yeni kirli senaryolara soyunmaktır. Ellerinde hiçbir şey kalmayınca çaresizlik içinde Elvan Demircioğlu’nu bize karşı kullanmak istiyorlar, kullanıyorlar da. Biz de diyoruz ki; “Yaygara Koparmayın İşçilerin Adaletine Teslim Olun!”

Pankart Yok Diye Grevden Vazgeçen Sendikacılık…

İstanbul 5 nolu atama yönetimin sendikal ayak oyunları arasında ki içler acısı ve aczini ifade eden bir ifade de, sendikalarına sahip çıkan işçilerin 2 nolu şubeyi devraldıktan sonra “içeride bulunan pankartı vermedikleri için” IBM’de greve gidemedikleri iddiasıdır. Sendikal mücadele tarihine geçecek nitelikteki bu itham ve açmaz, sosyal politika derslerinde okutabilecek bir sendika bürokrasisi örneğidir. İşçileri örgütlemek yerine sadece kâğıt üzerinde üye yapmayı uygun gören anlayışın neden işçilerle içli dışlı olmadıkları ve sendika yönetiminin bir parçası haline getirmemeye çalıştıklarını anlamak için kâhin olmaya gerek yok. Sendikalar işçilerindir. Bir avuç atanmış, dolgun maaşlı ve avantacı bürokrata sendika yönetimleri bırakılamaz. Bu tipte sendikacılar yüzünden işçiler sendika düşmanı haline getiriliyor ve sistemin sendikasızlaştırma politikalarına hizmet ediyorlar. Kötü örnek, örnek değildir!

Bu iddialara ”paraları yoksa biz işçiler olarak kendilerine hemen bir pankart yaptırırız” diye cevap verdik. “Pankart olmayınca greve çıkılmaz mı?” diye sorduk. Hepsi kendi paçalarını kurtarmak amaçlı karalamalar. IBM’de greve gidememeleri tabansız ve cesaretsizliklerindendir. Sendika grev oylamasında “hayır” der mi? Bunlar dediler. İşveren grev oylamasında “evet” der mi? IBM’de dedi. Bu ibretlik ve nadir örneklerdendir. Çünkü sendikanın bir kişiyi bile greve çıkarabilecek gücü, cesareti ve de işçiler arasında güvenirliği yok.

IBM patronu bunları iyi tahlil etmiş ve tabanla bağlarının olmadığını bilerek sözleşme yetkilerini düşürmek için hamle yapmıştır. Uzlaşmayarak grev oylamasına gitti ve IBM patronu olarak grev ilanı istediler. Tez Koop-İş 5 nolu şube de “greve hayır” demiştir.

27 Eylül Pazartesi günü grev ilanını asmak zorundaydılar. Eğer bu süre zarfında grev ilanı asılmaz ve greve çıkılmaz ise sendikanın işyerindeki yetkisi yasal olarak düşer. IBM patronu bunu bildiği için grev kararı aldırarak sendikayı köşeye sıkıştırmış oldu. Sendika da -ATV Sabah örneğinde olduğu gibi- bir kişiyle dahi olsun greve gitme cesaretini taşıyamadı. Bunlar gibi atanmış ve taşeron sendika bürokratları nedeni ile kazanan IBM patronu oldu. Kaybeden sadece IBM işçileri değil, bütün işçilerdir. İşçi hareketidir. Sendikal harekettir. Ardından da kalkıp “sendikada bulunan pankartımızı vermedikleri için greve çıkamadık” gibi koca bir yalan uyduruyorlar. İftira atıyorlar.

Şubeye gelen basına da odaları gezdirerek sendikada bulunan bütün pankartları açıp gösterdik. Grevle ilgili bir pankart şubede yok. Eğer kitledikleri odalarında saklı tutmuyorlarsa tabii. IBM’de greve hayır diyen bir şubenin grev pankartını hazırlamaya niyeti olur mu?

İşçiler Burada, Bürokratlar Nerede?

Sendikamıza sahip çıktık ve buradayız. Bu atanmış, taşeron ve sınıf işbirlikçi sendika ağalarının ipliğini -belgeleri ve delilleri ile- açığa çıkarıyoruz. Dosyalar hazırladık. Sol ve sosyalist basına da, günlük basına da, televizyon kanallarına da bu dosyaları sunuyoruz. İsteyen herkese de bu ibret dosyasını ve içindeki resmi delilleri vermeye hazırız. Sınıf mücadelesinin, sendika bürokrasisine karşı mücadeleden bağımsız olamayacağını bu dosyadaki belgelerden de göreceksiniz. Konuya dair ayrıntılı açıklamalar yapacağız. Gerekirse; “Atanmış – Taşeron Sendikacılara Hayır!” diyen fotoğraflı afişlerle sokakları da donatmaya hazırız.

İşçi sınıfını ve sınıf dostlarını; tüm sendikalarda palazlanan sendika bürokrasisine karşı, sendika içi demokrasi için mücadelemizde yan yana olmaya, dayanışmaya çağırıyoruz. Sendikaların başındaki bürokratları kovalım ki, işçi sınıfı özlük ve ekonomik hakları için olduğu gibi siyasi hakları için de gereken mücadeleyi yürütebilsin!

Anlatılan senin hikâyendir…

N.Cemal – 29.09.2010

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Tez Koop-İş /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.