Hayri Kozanoğlu: “İlyas Başsoy’a Mektup”

Sol Defter- Haber - 30 Eylül 2010 - Güncel Politika / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kardeşim İlyas Başsoy,

Sezen Aksu’yu yakın” başlıklı yazını okudum. Anlaşılan Taraf (çevresi) – BirGün (çevresi) arasında son dönemde hararetlenen tartışmalar seni üzmüş, içine bir burukluk çökmüş; özellikle biz BirGün’cülerden daha fazla sükûnet, nezaket, affedicilik bekliyorsun. Bize de düşen sorumluluk, bu “yüce” duyguları anlamaya çalışmak, yaygın deyimle İlyas Başsoy ile empati kurma çabası içinde bulunmak olmalı. Bu yazıda metanetle, suhuletle, sükûnetle kırmadan, dökmeden bir tartışma yürütmeye gayret edeceğim.

Önce gönlünü ferah tut. Karşımıza, yazının girişinde sözünü ettiğin muhbir benzeri nedamet getiren biri çıkarsa, onu hiç de “bardak yıkatma, tuvaletleri temizletme” gibi eziyetlere gark etmeden affedici oluruz. Ne yalan söyleyeyim, huylu huyundan vazgeçmez, acaba bu hazret yeni istihbarat faaliyetleri içinde mi? diye içimize bir kurt düşse bile, yüce gönüllülükten çark etmeyiz. Zaten Hanefi Avcı’nın “en derin işkencelerde bile fikrinin doğruluğuna inananların mutluluklarını yüzlerinden okudum” mealindeki sözlerine yansıdığı gibi, bu devrimcilerin haklılıklarının en açık kanıtı olur…

Yalnız Sezen Aksu ile ilgili bölümü yazının bağlamına oturtmakta güçlük çektim. “Öğrendik ki Sezen Aksu’nun babası aslında bilmem ne tarikatının müridiymiş, aslında Tayyip Erdoğan’ın gizli sevgilisiymiş, meğer aslında Sezen Aksu’nun dedeleri Yunanlıları en başta alkışlayan kişilermiş… benzeri ifadelerin BirGün ile yürüttüğün tartışma ile ilgisi ne? Bu iddiaları Birgün köşe yazarlarından biri mi ortaya attı? BirGün bu konuda bir haber mi yaptı? Arasıra okuduğum yazılarından kendini reklamcılık konusunda yetenekli bulduğun anlaşılıyor. Sana kariyer merdivenlerinde daha nice başarılar dilerim. Yalnız, bu pek ustalaştığın “reklam trüklerini” mensubu bulunduğun gazeteyle sürdürdüğün tartışma için cepheye sürmeni tavsiye etmem. Doğrudur Sezen Aksu’nun “Evet” tutumu, hükümete hayırhah ve mültefit tavrı bizleri burdu. Haliyle birilerinin de arşivleri taraması, Sezen Aksu’nun sadece 12 Eylül 2010 anayasası aşkı için değil, zamanında 12 Eylül 1980 anayasası için de yanmaya hazır ve nazır olduğunu hatırlatması, darbe döneminin davetlerine icap etmekte kusur etmediğini belgelemesi farz oldu. Sen de geri durma, Işık doğudan yükselir albümüne dikkat çekmeye, öldürülen çocuklara sahip çıkmaya çalışmasının altını çizmeye devam et, nihai yargıya da herkes kendi vicdanında varsın…

Gelelim asıl konuya, şu “yüzde 60 sağ oylar, yüzde 40 sol oylar sabitlendi” tartışmasına. Mesleğinin incelikleri benliğinin tüm dokularına sinmiş olmalı ki, tartışmayı bir “business deal”i gibi görmek zaafına gem vuramıyor, mesleki hüner sergileme çabasından kendini alamıyorsun. Hani FB-GS derbilerinden önce keskin tahliller yapılır, iddialar ortaya atılır; ancak en büyük mükâfat esip üfürenlere değil, dönüp kendi cephesini tarayanlara, “tarihi fark yeriz” diyenlere gider; en büyük ilgiye de onlar mazhar olur. Sen de peşinen “Ümit Kıvanç bir yazı yazdı. Ama ne yazı… Oradan girdi buradan çıktı, vurdu da vurdu” ifadesiyle huşu içerisinde galibi, “hem de tarihi farkla” ilan ediyorsun. Reklamcı İlyas sıfatıyla seni kutlarım, eminim ki BirGün tarihinin en çok okunacak, tartışılacak yazılarından birine imza attın. “Reklamın kötüsü olmaz” prensibi çerçevesinde zaferini ilan ettin. Bu saatten sonra BirGün çevresi ağzıyla kuş tutsa durumu lehine çeviremez, “yahu sizin kendi yazarınız…” sözleriyle başlayan argümanlara ikna edici cevaplar veremez. Yine de ben beyhude bir çaba içine girip, Birgün köşe yazarı İlyas Başsoy’la tartışmayı sürdürmek niyetindeyim.

Değerli kardeşim, ne yazık ki Birgün’ün yayın anlayışı çerçevesinde geçer not aldığını söyleyemeyeceğim. Bak ne diyorsun;

Aşağıda da benzerini ancak devlet Bahçeli’de görebileceğiniz dâhice bir aritmetik vardı; 42’den MHP’yi çıkart, oraya Kürtleri ekle, bunu Arnavutlara böl, etti mi sana yüzde 40…

Arnavutlara böl fantezisini bir yana bırak, Referandumun ertesi günü çıkan BirGün’de söylediğin ifadelerin hiçbirisi bulunmuyordu. Eğer reklamcılara özgü hayal gücüyle köpürttüğünü düşündüğüm yukarıdaki cümlelerin varlığını ispatlayabilirsen, ben de BirGün’ün 13 Eylül nüshasını akşam yemeği yapmaya hazırım. Eğer başaramazsan, sağlık olsun; bulaşık, temizlik gibi özel bir talebim yok. Amma velâkin, durumdan vazife çıkarmaya yönelirsen, o da senin bileceğin iş, biliyorsun “ağanın ağzı tutulmaz”.

13 Eylül günkü BirGün’ün manşeti, “Milliyetçi muhafazakâr tablo değişmedi” şeklindeydi. Bana sorarsanız belki daha yaratıcı bir başlık “Batı cephesinde yeni bir şey yok, doğu cephesinde de” olabilirdi. “Yüzde 60 sağ-yüzde 40 sol dengesi keskinleşti” lafı ise alt başlıkta yer alıyordu ve doğrudan doğruya benden alınan görüşe dayanıyordu. Gazete, gerçekten de tam ilk sonuçlar henüz gelmeye başlamışken, taşra baskısını hazırlama telaşı içerisinde hazırlanmıştı. Açıkçası gözüm tv ekranında, ince eleyip sık dokumaya, fazla tartmaya fırsat bulamadan aşağıdaki değerlendirmeyi yaptım:

Öncelikle Türkiye’nin oldukça kemikleşmeye yüz tutan, “yüzde 60 sağ – yüzde 40 sol” dengesi referanduma da yansımış görünüyor. Burada en belirgin husus, MHP’nin kendi seçmen tabanını “hayıra” ikna edemeyip, sağ-muhafazakar reflekslerin hakim gelmesine engel olamamasıdır…  Bugün düşününce sözlerimin daha fazla arkasındayım. Referanduma ilişkin ortalıkta yüzlerce görüş uçuşurken bu fikrin Taraf çevresini yerinden hoplatması da, tam isabet kaydedildiğinin, amacın hasıl olduğunun kanıtı. Elbet bu uzun bir tartışma ama eğer görüşlerimi biraz açmak gerekirse, bir tarafta AKP-Saadet Partisi-BBP’nin oluşturduğu, MHP tabanının da rağbetiyle güçlenen bir milliyetçi-muhafazakâr-liberal blok konuşlandı. Hayır cephesinde de ana gövdesini CHP’nin sürüklediği, son tahlilde sol-demokrat kamuoyu yer aldı. ÖDP-TKP-EMEP ve Halkevlerinin ittifakıyla şekillenen sosyalist zemin de “Halkın hayır’ı var” sloganıyla dinamik bir güç oluşturdu. Bileşenleri beğeniriz beğenmeyiz, “hayır solcuların cevabı, evet ise sağcıların” algısı toplumda hakim oldu. Bu nedenledir ki MHP tabanını toparlayamadı: Bu nedenledir ki cumhuriyetle sorunu bulunan AKP’den, BBP’ye; Saadet’in Numan Kurtulmuş kanadından Erbakancılar’a, Abdüllatif Şener’den, Mehmet Bekaroğlu’na kadar tüm zevat evete talim etti. Yanlış anlaşılmasın, bizim de cumhuriyetle, burjuva cumhuriyetin aşılması anlamında sorunumuz var. Ama kastettiğim, saltanat, hilafet özlemleri üzerinden bir tarih okumasıyla,  cumhuriyet modernleşmesiyle, sınırlı bir aydınlanmacılıkla, devletçi de olsa laiklikle derdi bulunanlar.

Biz sosyalistlerin iddiası elbet orta-uzun vadede toplumun çoğunluğunu kazanmak; inançlı-inançsız, her etnik ve mezhepsel kesimden, ülkenin tüm coğrafi bölgelerinden sade yurttaşlara uzanmaktır. Ama yakın dönemde odaklanacağımız kesim hayır veren %42,3’tür. En azından benim naçizane fikrim budur. Peki, bu basit tahlil AKP muhibi eski solcuları niye bu denli rahatsız ediyor? Birincisi, solun örgütlü 4 gücünün bir araya gelerek sosyalist kesimde bir toparlanmaya start vermesi, yüreği solda atanları umutlandırması, heyecanlandırması bunlarda “tecrit ve teşhir” olma paranoyası yaratıyor. Bence ÖDP-TKP-EMEP ve Halkevleri ördükleri “ahlaki barikatla”, solun diğer kesimlerini, tek tek bireyleri de katarak, yeni bir ses, yeni bir ruh yaratarak yoluna devam etmelidir.. Bunca vaveylanın bir nedeni, bu potansiyelin yarattığı korku ve endişedir.

“Cambaza bak” hilesiyle  dikkati sürekli %42.3’e çekme gayreti,  %57.7’yi karartma çabasından kaynaklanıyor olabilir.. Bir an için varsayalım; hayır cephesi sol değil, tutarlı değil, içerisinde Ümit Kıvanç’ın ifadesiyle, “Nişantaşı’nın halktan iğrenen ırkçıları, Cihangir’in ille de orijinallik peşindeki şuursuzları, İzmir’in Kürt taşlayan beyinsizleri v.s. var. Buradan yalnızca durumun daha da vahim olduğu sonucu çıkar. Çünkü karşımızda her halükarda AKP-cemaat eksenli devasa bir blok bulunuyor. Bu AKP muhibi eski solcular ise bir “maşallah” gibi iliştirilmişler. Türkiye sol-sosyalist tarihinde ilk kez, solculuk iddiasındaki birilerinin büyük sağ gövdeye intisap etmesinin travmasını henüz atlatamamış görünüyorlar. Bir yandan zafer naraları atarken, öte yandan aşırı bir asabiyet ve tedirginlik içerisinde sosyalistlere veryansın etmeye devam ediyorlar.

İlyas kardeşim, anladık pişman olduğun sözlerinin başında, “Sahi Roni, sen bilirsin belki; Kurtlar Vadisi’nde neden hiç Fetullahçı yok?” cümlesi geliyor.

Peki %40-%60 lakırdısını edene, fiilen bana Devlet Bahçeli yakıştırman adaba uygun mu? Yazılarından geniş bir sosyal çevren bulunduğu anlaşılıyor. Zaman zaman sohbet ettiğin MHP’li arkadaşlardan söz ediyorsun. Babam yaşında dediğin Roni’yle doğum yılı aynı, 12 Eylül öncesi faşist saldırıları yaşamış bizim gibi insanların MHP’li dostları, arkadaşları bulunmaz, onlarla sohbet koyulaştırılmaz. Belki senin gibi meşrebi geniş tutmak daha doğru bile olsa, böyle Bahçeli benzetmeleri bizim gibilere ağır gelir. Hele ağızdan çıkmayan muhayyel cümlelere dayandırılıyorsa… Madem devrimcilerden affedicilik bekliyorsun, senin elini böğründe bırakmayalım,  hicran yaralarımızın sızlamasına aldırmayıp bu mevzuyu da geçelim.

Senin de, ağır aksak benim de katkı verdiğimiz BirGün her zaman eleştirdiğimiz, bir dolu eksiklikleri bulunan bir gazete. Ama medyanın giderek iktidara biat ettiği günümüz Türkiye’sinde, “iktidardan, sermayeden, cemaatlerden” bağımsız böyle bir olanağı daha da kıskançlıkla sahiplenmemiz gerekmez mi? Ben BirGün’ün referandum sürecinden yüzünün akıyla çıktığına, böyle kritik bir virajda rüştünü ispat ettiğine inanıyorum.

Öncelikle Birgün çoğulcu bir gazetedir. Farklı görüşlere geniş hoşgörüsü vardır. En azından senin de benim de aynı gazetede yazabilmemiz bunun kanıtı. BirGün’de Melih Pekdemir’in ifadesiyle “abiye de söz söylenir,” söylenmiştir de. Buna karşın o muteber Taraf’ta herkes neredeyse aynı fikriyatı savunur. Köşe yazarlarına bakınca adeta, Kemalizm ideolojisine cuk oturan, “sınıfsız, imtiyazlı pardon imtiyazsız, kaynaşmış” bir kitleyle karşılaşırız. Doğan medyasının çok sesliliğine bile rahmet okumaya başlarız. Adeta bir yerlerden talimat gelir, “evet denilecek evet de” komutundan sonra herkes evetçi kesilir. Kısaca Birgün bireycileşmemiş, bireylere dayanır. Taraf’ta ise kolektif bir kimlik vardır; dışarıya karşı bir “farklılık” oluşturulurken iç farklılıklar silinir. Geriye kimsenin kimsenin tavuğuna kış demediği, yavan sayfalar kalır.

BirGün’de “politik doğruluk” konusunda çok titiz davranılır. Örneğin Enver Aysever arkadaşımızın bir Cihangir yazısının ne denli fırtınalar koparttığını bilmeyen yok. Hâlbuki Taraf’ta, Ümit Kıvanç yukarıdaki alıntıdan aşina olduğunuz üzere seçmen tercihini beğenmediği Nişantaşı’nın ırkçılığından girer, Cihangir’in şuursuzluğu üzerinden İzmir’in beyinsizliğiyle devam eder, kimseden tıs çıkmaz. Tabii Ramazan’da  sigara tüttürenin burnuna kasteden Yozgat’tan söz edilmez; ne de olsa evetçi…Bir slogan da benden armağan olsun, :Bir ,iki, üç daha fazla Erzurum, Fettullah Hoca’ya yüz sürün….

BirGün’ün başlıkları kendi okurlarınca sık sık eleştirilir, yetersiz bulunur. Halbuki Taraf o çok eleştirdiği darbecilerin dilini kullanmaktan özel bir haz alır. “Halk İktidara El Koydu” benzeri darbe özentisi bir başlık atabilir, aynı meyanda “Millet devleti ele geçirdi” tarzı   “Yetmez ama evetçi” anlayışları göğe çıkarır.

Roni Marguiles, “asker ve bayrak hayranlığından, Genelkurmay şakşakçılığından” söz ede dursun, BirGün’de her zaman orduya, üniformaya mesafeli bir tavır vardır. Ordu ile içli dışlı olan ise Taraf’tır. İçeriden sızdırıldığı ima edilen çuval dolu, sandık dolu belgelerle taltif edilir. Fettullahçı olsun; isterse haki üniformalı olsun prensibinden şaşılmaz. Polisler Birgün’ün yanından bile geçemezken, Önder Aytaç gibi, Emre Uslu gibi tescilli istihbaratçılar Taraf’ın gözbebekleridir. Tüm polis şeflerinin Fetullah’a mensubiyetinin ne sakıncası olabilir? türü akla ziyan fikirler bile Taraf’ın bir kulunun kılını kıpırdatmaz. Tesanütün böylesine can kurban!

BirGün’de ortaya atılan fikirlerin detaylandırılması, iç tutarlılığının bulunması için sıkı bir özdenetim mekanizması çalışır. Kazayla yalpalayan ilgili köşe yazarı topa tutulur. Taraf’ta ise, senin yazında pek methettiğin Ümit Kıvanç’ın, “Yanlış anlaşılmasın diye yine de belirteyim; bence “doğrusu” evet demektir, çünkü anayasa maddelerinde olacak değişiklikler halkın lehinedir kim yapmış, niye yapıyor bunlar fantezi mevzulardır. “Evet’i basarım, sonra gelir başbakan ya da AKP hakkında yakası açılmadık laflar döşenirim, elimi tutan var mı? tarzı diyalektiğe ziyan analizleri sorun yaratmaz. Kimsenin aklına,” kontekste yani bağlama bakmadan, teksti yani metni bilsen ne yazar!” “diye sormak gelmez. Bir allahın kulu da, fiyakasını atmak hoş da, “nerede AKP hakkında yakası açılmadık laflar?” diye fikri takip içine giremez.

BirGün’de evet herkesin görüşleri eleştirilebilir. Ama, “Deniz Gezmiş darbeciydi”, “Mahir Çayan istihbarat ile ilişkideydi” tarzı, Taraf’ın baş tacı ettiği iddialar, itiraf edelim yer bulamaz, aksi takdirde ortalık ayağa kalkar. Öyleyse kabul edelim, BirGün’ün de bu anlamda mukaddesleri vardır… Nasıl Taraf’ta Fettullah Gülen’e, Turgut Özal’a, Adnan Menderes’e söz söyleme hürriyeti ilga edilmişse. Gelin size zor bir soru: Acaba bu gazetelerden hangisi devrimcidir?

BirGün resmi ilanlar dışında mütevazi pansiyonların, dağıtıma giremeyen sol dergilerin, ana akım medyada yer bulamayan resim sergilerinin ilanlarıyla yetinirken; Taraf AKP il teşkilatlarının, cemaate yakın şirketlerin, cümbür cemaat hükümet yanlısı iş aleminin reklamlarına mazhar olur.

BirGün’den Onurkan Avcı’nın kanıtladığı gibi bir dolu Taraf yazarının imzası bulunan “Yetmez ama evet” kampanyasının AKP’ye bağlı ajans tarafından yürütüldüğünün faş edilmesi bile Taraf çevresinde hiçbir rahatsızlık yaratmaz. Fazla uzatmayalım BirGün ile Taraf birbirine tamamen zıt iki zihniyetin temsilcisidir. Bana kalırsa, bize düşen, eksiğiyle gediğiyle Birgün’ün kıymetini bilmek, gazetemizi egolarımıza malzeme yapmamaktır.

İlyasçığım, madem objektif bir analiz peşindeyiz Taraf’a yapılan haksızlıklara da değinmemek yakışık almaz. Örneğin, Ümit Kıvanç sürekli liberal, sol liberal şeklinde nitelenmekten müşteki. Bence çok haklı. Çünkü Taraf çevresinin ideolojik saplantıları yok. Eğer gerçekten liberal olsalardı, Referandum sürecinde, Tayyip Erdoğan’ın “Kadın erkek eşit değildir” sözünden, soy sop tartışmalarından ayağa kalkarlardı. Hâlbuki Taraf AKP-cemaat koalisyonunun dümen suyundan gitmek şartıyla her ideolojiye açıktır. Bakın, Ümit Kıvanç, Roni Marguiles göğüslerini gere gere, “açın Lenin’i okuyun” tavsiyesinde bulunabiliyorlar. Ben de , “Proleter Devrimi ve (dilim varmıyor söylemeye ama!) Dönek Kautsky” kitabından başladım yeniden okumaya. Malum sıfatın 20.Yüzyıl versiyonunun, çağdaşlarımız yanında ne kadar masum kaldığını farkettim.

Haklarını yemeyelim, Taraf’ta zaman zaman çok isabetli analizlere rastlamak da mümkün. Bakın Ayhan Aktar’ın “Mühtedi pek alınmış” yazısına:

Din değiştirenler, yani mühtediler, sürekli olarak yeni girdikleri cemaatin dogmalarını ne kadar benimsediklerini göstermek isterler. En sofu, en mücahit, en cazgır hep onlardır.

Doğru söze ne denir.  Ümit’in, “çünkü giderek tuttuğumuz saflar öyle ayrışıyor ki” saptamasına da katılıyorum. Ben de benzer düşüncemi BirGün’de, “Mani Oluyor Halimi Takdire Hicabım” yazısında aktarmış, bazı eski arkadaşlarımızın Rubikon’u geçerek karşı safa doğru yelken açtıklarına dikkat çekmiştim. Bu saatten sonra, allah  tamamına erdirsin temennisinden başka elimizden bir şey gelmez.

Gergin ortam, haliyle eski hukukların tamamen ortadan kalkmasını gerektirmiyor. İlk kitabım “Yuppieler Prensler Bizim Kuşak”ta hala, “Kapak: Ümit Kıvanç” ibaresi bulunuyor. Ümit’e de, Roni’ye de, diğer arkadaşlara da afiyetler, uzun ömürler dilerim. Sokakta karşılaşırsak hal hatır sormaktan da imtina etmem. Bu son nokta seni biraz üzecek ama, tüm bunlar bir daha birleşmemek üzere yollarımızın ayrıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Bir Öküz öldü ortaklık bozuldu durumu söz konusu değil; aksine öküz semirdi, serpildi, ortakları arttı. Benden bu kadar, hayvanın rengini de, yeminin Amerika’nın hangi eyaletinden geldiğini de varsın artık okuyucu tahmin etsin…

PROF. DR. HAYRİ KOZANOĞLU

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Comments

  1. hongurb diyor ki:

    keşke şu “prof. dr.” takılarından uzaklaşılabilse.
    öyle iri iri durmuş ki yazının altında ve nasıl da ben bilirim edası vermiş. ya da zaten var olan bu edyı pekiştirmiş.

  2. barış diyor ki:

    Eline ve yüreğine sağlık Kozanoğlu…

  3. gokhAN ALPAY diyor ki:

    yuregine saglik…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.