Tez Koop-İş’te Polis Operasyonu ve Abluka: Tanıklar Konuşuyor

N. Cemal - 1 Ekim 2010 - İşçi Gündemi / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Tez Koop-İş 2 nolu şube 29 Eylül Çarşamba günü saat 19.30 – 02.30 arasında, atanmış 5 nolu şube yöneticileri eşliğinde polis tarafından basıldı. Mecidiyeköy’de bulunan sendika binası gece yarısına kadar polis ablukasında kaldı. 5 nolu şube yöneticileri ve yanlarında getirdiği on kişilik yandaş ekibi polis şeflerine yönlendirme ve ihbarlarda bulunarak farklı sendikalardan gelerek durumu öğrenmek isteyenlerin, devrimci işçilerin ve sosyalist basının içeri alınmasını engellediler.

Abluka gece yarısına kadar sürdü ve 4 çevik kuvvet otobüsünün yanı sıra çok sayıda sivil polisinde katıldığı operasyonda güvenlik şube müdürlüğü -sendikalar masası- ve Şişli ilçe emniyet müdürlüğü ekipleri de hazır bulundu. Polislerle birlikte sendika binasına gelen 5 nolu şube yöneticileri yine polislerle birlikte gittiler. Polis ekiplerinin ise sendika önünde sabaha kadar beklediği ve “güvenlik nedeniyle” nöbet tuttuğu açıklandı. “Sendikamızı atanmış ve taşeron 5 nolu şubenin işgalinden kurtardık” diyen işçiler ve 2 nolu şube yöneticilerinin, polisin ısrarı ve 5 nolu şube yöneticilerinin dayatmasına karşın sendika binasını terk etmedikleri; “sabaha kadar buradayız” diyerek kararlılık belirttikleri açıklandı.

Gergin ve olaylı geçen polis operasyonunu işçilerden ve şube yöneticilerinden dinledik ve görüşlerini aldık. Özetle aktarıyoruz;

Cengiz Taşay: “Akşam saatlerinde polisler kapıya dayandılar ve açmamızı istediler. Şube başkanımız Hulisi Uğurcan yaşadığımız süreci değerlendirmek ve anlatmak üzere bir toplantıya gitmişti Gelmesi için telefonla arayarak çağırdık. İçeriye, sivil polis ordusu ve çevik kuvvet polisleri eşliğinde 5 nolu şube yöneticileri de girdiler. 5 nolu şube yöneticileri polis desteğiyle yandaşlarını da getirdiler…

24.9.2010 Cuma günü öğle saatlerinde sendikamızı bu atanmış sendika bürokratlarından ve sahte 5 nolu şubelerinden kurtarmıştık. Yönetici koltuklarını korumak için olsa gerek,  iki makam odasının kapısını da aynı günün akşamı kilitleyerek sendikayı bize bırakmış ve gitmiştiler. Beşinci günün akşamına kadar da gelmediler. Bu süre zarfında, yalan ve iftiralarıyla -polisi ve savcıyı ikna etmek için- “darp edildik” gibisinden ifadelerde bulunduklarını duyduk. Savcı ve karakolca ifadeye çağrıldık. Giderek ifadelerimizi de verdik. Beşinci günün sonunda 4 otobüs dolusu çevik kuvvet polisi ve çok sayıda da sivil polisin desteği ile gelebildiler. Yandaşları ile birlikte de kendileri 15 kişi civarındaydı. Biz onca polisi ve yandaş topluluğu içindeki atanmış sahte 5 nolu yöneticileri kaç kişi ile karşıladık dersiniz? O anda şubede 3 – 4 kişi anca vardık. Polis baskınını duyan arkadaşlarımız hemen sendikaya koştular ve geldiler. Bizi yalnız bırakmadılar…”

Hulusi Uğurcan: “Savcılık kararıyla sendikalar yasasını da çiğnemiş oldular. Sahte 5 nolu şubenin de atanmış yöneticilerinin de yasallığı ve de meşruluğu yok. Haklarında ne bir genel kurul kararı, nede bir tüzel kişilik hükmü var. Savcı kararı ve polis zoruyla 5 nolu şubeyi bize dayatıyorlar. Bu dayatmaya, polisle birlikte gerçekleştirdikleri baskın ve operasyon gecesinde de boyun eğmedik. Boyun eğmemizi de kimse beklemesin. 5 nolu şubeyi muhatap almayacağız…

Tez Koop-İş Genel Merkezi’nin, bizzat sendikalar masası üzerinden savcılığa yaptığı ihbar ve şikayetle başlayan bir polis operasyonudur bu. Ne gariptir ki, sendikalar masası polisleri operasyon gecesi avukatımıza yaptığı sözde uzlaştırma teklifinde; “anahtarı genel merkez yöneticilerine verelim ve iki tarafta -2 ve 5 nolu şube- sendika binasını terk etsin” diyor. Kime neyi teslim edeceğiz, saçmalık bu. Bunun adı arabuluculuk değil, uzlaştırma falan da değil. Düpedüz bize teslim olun ve gidin dayatması yapılıyor -ki bu da hukuki değil…

Tam altı yıllık hukuk mücadelesinin sonucunda buraya geldik. Mahkeme kararları, bilirkişi raporları var elimizde. Her şey delili ve belgesiyle ortada ve 5 nolu şube de, yöneticileri de hukuki dayanaklardan yoksun olarak burayı işgal ediyorlar…

Beni, yalan ve düzmece belgelerle 25.06.2004 tarihinde ihraç ettiler. Alın işte 2007 tarihli ihracın kaldırılması kararı burada. Belgelerinin sahteliğini hukuken açığa çıkarttık. Alın, buda olağan genel kurulun iptaline dair karar. Bu, genel merkeze yazılan resmi yazı ve bildirim. Bu, genel merkeze dair suç duyurusu. İşte, İstanbul Üniversitesinden Fevzi Şahlanan hocanın bilirkişi olarak yorum ve raporu da burada. 30’a yakın resmi evrak ve belgeden oluşan bir dosya hazırladık. Basına, sendikalara ve ilgilenen her kese veriyoruz. İpliklerini pazara çıkarttığımız için polisi ve savcıyı yanlarına alarak saldırmaya çalışıyorlar. Bu belgeler ve şu yaşananlardan sonra onurlu olan herkes istifa yolunu seçerdi. Ama bunlarda nerede o…”

Cengiz Taşay: “Operasyon gecesi polisin yanında tahrik ettiler, soğukkanlı davrandık. Yalan bunların işi olmuş artık. 24.9.2010 Cuma akşamı iki odayı da kilitleyip gittiler. Onlar gidince o kilitlemiş oldukları odalara özellikle dokunmadık. Kapılarını açmadık. Açarsak, kim bilir neyimiz kayıp diye yaygara koparacaklar dedik. Kilitli odalarını açtılar ve polisle birlikte tutanak tuttular. Kapıların açılmadığını gördüler ve sesleri çıkamadı. Ama, pankartların, megafon ve birtakım malzemenin bulunduğu küçük ve kapısı açık odada ‘paramız vardı almışlar’ demeyi de ihmal etmediler. Biliyorduk, ne yapıp edip bir yalan ve iftira daha bulurlar diye konuşmuştuk…”

Hulusi Uğurcan: “Çilingir çağırdılar ve ‘dış kapının anahtarını istiyoruz’ dediler. Sonra da polislerin yanında dış kapının anahtarını geri iade ettiler. Bunlar böyle. Polise, ‘içeride eşit sayıda insan kalsın’ dediler. Tamam dedik. ‘İkişer kişi kalsın’ dediler. Tamam dedik. Bu seferde kalacak kişilere karşı çıktılar; ‘Hulusi ile Hüseyin olmasın.’ Ben şube başkanıyım, şimdi ne demek ‘Hulusi kalmasın’ Neden korkuyorsunuz? Baktılar olmayacak, ‘onlar yalnız kalsınlar’ dediler ve ‘biz gece kalmak istemiyoruz’ diyerek gittiler. Peki, saatlerdir zorunuza neydi…”

Özcan Uzun: “Geldiler salona topluca oturdular. Elvan Demircan’ın arkada, camın orada ayağa kalktığını gördüm. Elindeki falçata hemen dikkatimi çekmişti ki, cama astığımız pankartları kestiğini gördüm. Arkadaşlara bağırarak ‘pankartları kesiyorlar’ dedim ve müdahale ettim. Müdahale edince Elvan elindeki falçatayı bana çevirdi ve saldırdı. Beş altı kişi de üstüme atıldı. Bende gelenlere yumrukla cevap vererek durdurmak istedim. Kendimi korudum. Rabia’ya da bağırdım; ‘o pankart seni rahatsız ettiğine göre üzerinde doğru şeyler yazıyor’ dedim. Rabia’da ‘evet, ben atanmışım’ dedi. ‘Bak’ dedim, orada ‘Sendikalar İşçilerindir, İşçiler Sendika Yönetimine diyor’ dedim. Sinirlendi. Pankart, ‘Atanmış-Taşeron-İşbirlikçi Sendikacılara Hayır diyor, siz gocunuyorsunuz’ dedim. Saldırdılar, birbirimize girdik…

Ahmet Kesim’in başını tutarak bağırdığını ve polislerden yardım istediğini gördüm. Kendisi ile önceden bir tanışmışlığımız falan da yok. Saldıran ise kendileri. Sadece ona karşılık vermiş de değilim ki. Ama o yaygara yaptı, ‘bana vurdu’ dedi, ‘davacıyım’ falan dedi. Polisler sonrasını kameraya kaydetmeye başladı, ‘evet vurdum’ dedim. ‘Kendimi savundum’ dedim. Hastaneye, ardından da karakola gittik. Ahmet, ‘davacıyım’ demiş. Ben ise Ahmet’ten davacı olmadığımı söyledim, tutanağa da geçti. Kavga bu, birbirimize vurduk. Onları kışkırtan, o elinde falçata olan Elvan’la başlarındaki Rabia oldu. İfademde; ‘Elvan Demircan ve Rabia Özkaracan isimli şahıslardan bu kavgayı ve arbedeyi başlattıkları ve üzerime saldırdıkları için davacıyım ve şikayetçiyim’ diyerek, ‘uzlaşmak istemiyorum’ da dedim. Tutanak tuttular ve gece yarısı bıraktılar. Tekrar arkadaşların yanına geldim…”

Hulusi Uğurcan: “Elvan ve Ahmet, şubeye ilk geldiğimiz günden ve saatten itibaren bu türden yöntemleri hep denediler…”

Cengiz Taşay: “Mücadele yeni başlıyor. Hiçbir şey bizi engelleyemeyecek. Genel merkez Ankara üzerinden bir yarleri bağlamaya çalışıyor ve bunların farkındayız. 5 nolu şubenin çabaları da bu yönde. Yine de, ortaya çıkan hukuki durumdan ve bizim haklı mücadelemizden rahatsız olduklarını açıkça görebiliyoruz…”

Hulusi Uğurcan: “Savcı, mevcut hukuki durumun kendisini aştığının farkında. Kapıda bekleyen polisler de ‘biz sadece güvenlik nedeniyle buradayız’ diyorlar. Tamamen haklıyız ve polis operasyonu sonrasındaki gelişmeler bile resmen tanındığımızın yeni bir kanıtı. Genel merkez bile, savcılık ve polis marifetiyle yürütmek istediği baskıların geri teptiğinin ve de bizi muhatap kabul etmek zorunda kaldığının ayrımına varmıştır. Yinede, bize karşı yeni yollar deneyeceklerdir. Biz onların ipliğini pazara çıkarttık…”

Hüseyin Yüksel: “Yeni yeni duyumlar alıyoruz, haberler geliyor. Sendikacı kendi üyesini işverene şikayet eder mi? Söz konusu iktidar koltuğu ise? Ediyorlar ve bu ilk de değil. Şimdide işçi arkadaşlarımızın işyerlerini arayarak işverene şikâyet ediyor ve ‘şu tarihlerde izin kâğıdı verdiniz mi’ diye soruyorlar. Haklarında soruşturma açılması ve cezalandırılması için baskı yapıyorlar. ‘Atanmış-Taşeron-İşbirlikçi Sendikacılar’ dememiz boş ve dayanaksız değil. Hepside delilleri ve ispatlarıyla ortada…”

Özcan Uzun: “Benim mücadelem bugün başlamadı ki. 1995’de işe başladım, ilk kurultayda da delege oldum. İstanbul’da yaşanan ve bugüne uzanan duruma dair daha o tarihte -1995- ‘genel merkeze eleştiri ve sitemlerim’ diyerek birde yazı yazdım. Yazıma, 30.05.2010 tarihinde genel merkezce cevap da verildi. İşte, o yazıyı da cevabı da yanımda taşıyorum…

Ben işçiyim ve haklarım için mücadele ediyorum. Etmeye de devam edeceğim…”

Tez Koop-İş 2 nolu şubede 24 Eylül Cuma günü başlayan arınma süreci devam ediyor. 29 Eylül Çarşamba günü saat 19.30 – 02.30 arasında başlayan polis operasyonu ve abluka gerilimi daha da artırdı. 30 Eylül akşamı ise, sendikalar masasınca bir araya getirilen taraflar için savcılık talimatıyla uzlaşma yolları arandı. Güvenlik şubeye ve sendikalar masasına bağlı resmi ve sivil polis ekipleri ise ‘güvenlik nedeni ile’ Mecidiyeköy de bulunan sendika şubesinin önünde beklemeyi sürdürüyorlar. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Tez Koop-İş /

Comments

  1. ümit diyor ki:

    sallayın arkadaşlar sallayın hepsi düşecekler

  2. Nuray Tekin diyor ki:

    Sözde 5 nolu, gerçekte ise 2 nolu Tezkoop-İş’in Mecdiyeköydeki binasının önünde bir polis ekip otosu sendikanın gerçek sahiplerini içeriye almamak için bekliyor.Sendika binasında gerçek işgal edenler “merkezden atanan sözde 5 nolu şUbe yönetimi” ise polis koruması altında içerdeler.

    Tezkoop-İş’teki sendika bürokrasisinin ihanet ve yanlışlarını kamuoyunun gindemine taşıdıkları için 2 nolu şube yönetimindeki arkadaşlara ve üyeler büyük minet borçluyuz. Her şubede buna benzer ya da daha vahim olayalar yaşandığını duyuyoruz. Sendikal bürokrasiye karşı mücadele etme kararlığını gösteren arkadaşlar sayesin bu hatalar ve yanlışlar silsilesi günyüzüne çıkmakta…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.