“Kiel-İstanbul-Diyarbakır”

Sol Defter- Haber - 7 Ekim 2010 - Edebiyat/Sanat / İşçi Gündemi / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İçerikle biçim arasındaki bu apaçık çelişmede müzik, çağın gerçek yaşam koşullarının çelişmelerini yansıtmaktadır.

Sidney Finkelstein, “Müzik Neyi Anlatır” kitabında, sanatın verdiği hazzı iki türlü olarak tanımlıyor. Biri, çok sık yaşanan deneyim olarak yaşamın dertlerinden kaçış yolu olarak duyumların yatıştırılmasına sığınmak, diğeri, zihnin duyumlar aracılığıyla gerçek dünyanın, insan yaşamının ve düşüncesinin daha önceler bilinmedik ya da gizemli kalmış bir yanına uyanışının vereceği çoşku …

Biz, bunun  insan yaşamının önceden bilinmedik ya da gizemli kalmış yanına hediye edilen coşku olduğunu tanıklık ederek yaşadık.

Biz kim miyiz? Bir grup sağlık gönüllüsü. O gün aramıza eğitim ve staj amaçlı  gelip bu toprakların hasretine ve çilesine ortaklık eden Almanya’nın Keil Üniversitesinten katılmış bir arkadaşla grup olarak Diyarbakır’a uçtuk. Bölgenin ihtiyacı olan gerekli tıbbi müdahaleleri yaptıktan sonra  çalıştığımız hastanenin doktorları geceye konuk ettiler bizi. Dostların arasındaydık. Mezopotamya, o topraklara karşılıksız ve gönüllü gelenleri kendi sıcaklığı ve dostluğu ve bereketi ile karşılamıştır hep. Ve gören  gözler orda ki müziğin ritmini hep öykü tadında yaşamıştır.  Kalabalık masamıza oturmadan önce,hemen üstümüze asılı olan tablo dikkatimi çekti. Kısa süreli dikkat o kadar. Algıda seçicilik bekli de.  Takılı kaldığım tablodan tekrar masaya döndüğümde Doktor arkadaşımın anlattığı bir öykü sahnede sıra alan müzik topluğun öyküsü ile tanıdıklık gösteriyordu. Doktor arkadaşım,grubun solisti Rojhat’ın babasını tanıdığından bahsetti . Babası doktor arkadaşımın yaptığı ameliyat sonrası kan sulandırıcı ilaç kullanmakta olan bir hastasıymış  ve Rojhat’la  tanışıkları babası nedeniyleymiş. Babası 12 Eylül faşist zulümüne Diyarbakır’da tanıklık edenlerden. Operasyon ve kanı kullandığı  kan sulandırıcılar nedeniyle duramayacak olan adam…gördüğü işkenceler az gelmiş olacak ki bir grup kedi ile aynı çuvala sokulmuş. Tam kedilerle dost olacağını düşünürken,  işkencecilerin dışarıdan kendisi ve kedilerin doldurulduğu çuvala yönelik tekmeler ile karşılaşmış. Sonrası kabus… kanı sulu adam kedi tırmıklarıyla ölümden zor kurtulmuş. Sahnede,işkence gören adamın oğlu solist Rojhat, masada ameliyatını yapan doktor arkadaşım, tepemizde adını bilmediğim ama beni çok etkileyen tablo. Kürt topraklarının yüzyıllık gerçeği…

Rojhat’ın yeni parçası başladı.

Rindé…

Bu parçayı derleyenin Rojhat’ın babasını kurtaran doktor arkadaşımızın olduğunu masada ki diğer arkadaşlarımdan öğrendim.

Güzel… Güzelim… demekmiş Türkçesi.

Masada  “Türkçe konuş çok konuş” diyen faşistlere inat Türkçe-Zazaca-Kürkçe ve Almanca konuşuluyordu.

Geçenin sonunda tabloya bir daha baktım “Rinde” parçasının da etkisiyle belki, tabloyu daha önce izlediğim bir parçanın klibine çok benzettim. Bu,  Nick Cave ve  Kylie  Minogue parçası olan “where the wild roses grow” klibiydi. Ve orada çok benzer bir sahne vardı. Nehir suları içinde ortaçağ kostümü ve çiçekler ile ölü yatan ortaçağ kadını resmediliyordu.

İstanbul’a dönüşte bu tabloyu ve çizeni aramaya koyuldum. Fotografı bende, ama adı yoktu. Bilgisayarıma masa üstü yaptığım bu resmi n sırrını çözen bizimle Diyarbakır’a gönüllü gelen Almanyada okuyan Türk  doktor arkadaşım oldu. Resim tarihiden anlıyordu ve tabloyu hatırladı. Macbeth (Shakespeare) den “Ophelia’nın ölümü” tablosuydu aradığımız. Çizeni hemen bulduk.  John Everett Millias.

Rinde- where the wild roses grow-ophelia’nın ölümü…

Kiel-İstanbul-Diyarbakır…

Sahi müzik neyi anlatır?

Diyarbakır’daki Ophelya’nın ölümü tablosunu…

Rojhat’ın babasını…

Müziğin çağının toplumsal-düşünsel rengini en iyi yansıtan anlatım araçlarından biri olduğunu…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kürt sorunu / müzik /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.