Bankalar nasıl soyuyor (kazanıyor)? – (Ahmet Tonak)

E.Ahmet Tonak - 9 Ekim 2010 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Reklamlarda görmüş, duymuşsunuzdur: En zor günümüzde yardımımıza ‘yetişen o hayırsever’ bankalar… Başımızı sokacak sıcak bir yuvaya sahip olabilmemiz için ne yapacağını şaşırmış, ucuz konut kredisi dağıtan ‘filantropist’ bankalar… Şöyle bankalar, böyle bankalar… Hepsi düpedüz yalan. İşleri güçleri, “yeni tezgâhlarla, müşterileri nasıl daha çok soyabiliriz”e kafa yormak…

Üniversitelerde bu meyanda öğretilenler yetmiyormuş gibi, işe aldıkları gençleri de, işe hazırlama (training) adı altında beyin yıkama seanslarından geçirip, bu tezgâhların yepyeni ‘ürün’ler olduğuna inandırıyorlar. Her an kapıya konma tehdidi altındaki bu banka emekçileri de envai çeşit söğüşleme ‘ürün’lerini bizlere satmak için cansiperane çırpınıp duruyorlar. Bu arada, fırsat bu fırsattır diyerek, yaşanan kriz vesilesiyle içine düşülen zor durumları da yeni kazanç kapıları haline getirip, söğüşleme tempolarını hızlandırmaktan geri kalmıyorlar. Ne utanan var, ne sıkılan.

Abartmadığımı bankalarla biraz haşır neşir olanların yakından bildiğine şüphem yok. Yine de, bankacılık, finansçılık gibi, aslında söğüşleme faaliyetlerine meşruiyet zemini sağlamaya hizmet eden kelimelerin arkasına gizlenmiş, yeni bir simsarlık türünü görmekte yarar var. Bir gazete haberinin başlığı ile taptaze bir örnek: “Bankalar 6 ayda ek hesaptan 1.1 milyar lira faiz geliri elde etti” (Radikal, 26 Eylül). Ne kadar masum bir haber değil mi? Sadece, 6 ayda 1.1 milyarlık gelirin müstehcenliği insanın dikkatini çekiyor. Gerisi, kısmen haberin içinde, onun da gerisi bizzat tezgâh ‘ürün’ün içine gömülü.

İlkin, Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) bir araştırmasına dayanan yukardaki haberde de belirtilenlerden başlayalım. Maaşınız, ücretiniz, işyerinizin kendisine çeşitli avantajlar sağlayan bir bankaya yatırılıyor olsun, ki bu durum pratikte genellikle, çalışanın banka değiştirme özgürlüğünün işyeri tarafından gaspı demektir. Siz o bankayla değişik problemler yaşasanız ve maaşınızın bir başka bankaya yatırılmasını isteseniz bile çokluk bunu başaramazsınız. Kısacası, sizin gıyabınızda işyerinizin banka ile sizin maaşınız veya ücretiniz üzerinden yapmış olduğu paket anlaşma, sizi, durup dururken soyulacak potansiyel bir keklik haline getirmiştir. Zorla kredi kartları satma vs. türünden, artık klasikleşmiş banka tasallutlarını geçelim ve bu mecburen açılmış olan hesabınıza bağlanan kredi ‘imkân’ını deşelim biraz.

Sözkonusu bankanın mecburi müşterisi haline getirilen siz, maaşınızın yatırıldığı hesaptan nakit çektiğinizde, alışveriş yaptığınızda, otomatik ödeme talimatı verdiğinizde potansiyel keklik durumundan reel keklik durumuna adım atmışsınızdır. Bu aşamaya ‘ön-söğüşlenme momenti’ gibi havalı bir ad bile takabiliriz. Bahsettiğim türden harcamalarınız sırasında, zaten ay sonunu zar zor getirebildiğiniz maaşınızın tükendiğini bilmeden veya bilerek kredi kullanmaya başladınız mı iş bitmiştir. Artık, akıl almaz bir tefeciliğin nesnesi haline dönüştürülmüşsünüzdür. Siz o krediyi kullandıkça borçlu duruma düşerken, bankanız muazzam paralar kazanmaktadır. Maaşınız yatar yatmaz, kullandırılan kredi, aşırı faizi ve ek bilmemne ücretleri ile size sorulmadan hesabınızdan tahsil edilmektedir.

Bu tip kazançların bankaların diğer benzer kazançları ile karşılaştırılması ilk ağızda meşru gibi gözüken bu al-ver ilişkisinin müstehcenliğini ortaya koyacaktır.

BDDK’nın, Finansal Piyasalar Raporu’ndaki (Sayı: 18, Haziran 2010) verilere dayanarak oluşturduğumuz yukardaki şekilde görüleceği üzere bankaların bahsedilen türden kredilerden sağladığı kazanç yıllık bazda %40’ları aşmaktadır ve tüketici kredilerinden veya kredi kartlarından sağladıkları kazancın 6-7 mislidir! Nakit çaresizliğine düşenleri bu kadar vahşice sömürmenin müstehcenlik ötesi bir akbabalık olduğu açıktır.

Bu durumu, “sanki, öteden beri, başka ülkelerde yok mu bu uygulama” diyerek hafife alıp, meşru göstermeye çalışanların olduğunu biliyoruz. Şu kadarını hatırlatmakta yarar var: bir kere, bu tezgâh 1990’ların zahirileşen kapitalizmlerinin icadıdır, daha önce mevcut değildi; ayrıca, mesela ABD’de benzer kredilerden alınan ortalama faiz % 14’e (bizdekinin üçte birine!) erişti diye ortalık karışmaktadır.

Ne diyelim, “ne de olsa biz doğuluyuz, daha dayanaklıyız” deyip, bu bahsi kapatalım isterseniz.

(4 Ekim – BirGün)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.