Tek Gıda-İş’in Dikiz Aynasına Yansıyanlar…

N. Cemal - 9 Ekim 2010 - İşçi Gündemi / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

TEKEL DİRENİŞÇİLERİNİN BAKIŞ AÇISIYLA

TEK GIDA – İŞ’İN DİKİZ AYNASI

Tokat, Adıyaman, Malatya, Samsun, ve İzmir’den gelerek İstanbul’daki arkadaşları ile birlikte İstanbul 4. Levent’te bulunan Tekgıda-İş Genel Merkezine yürüyen TEKEL işçilerinin sendika binası önündeki süresiz oturma eylemi sürüyor. Eylemlilik daha şimdiden kendi anılarını ve hikayelerini biriktiriyor.

Deprem mi oldu?..

TEKEL işçilerinin oturma eyleminin ilk saatlerinde ilginç bir tepki ile karşılaşıldı. Kaldırımda, battaniyelere sarılmış vaziyette yarı yatmış, yarı oturur vaziyetteki işçilerin yanında duran lüks bir araçtan kafasını uzatan kadın ürkerek sordu; “deprem mi oldu?” Görüntüye bakarak deprem nedeni ile evlerini terk eden insanlar topluluğu olduğu kanaatine varmış. Ciddiyet içinde; “bu bir işçi eylemidir” diyerek durumu izah edenler olduysa da, “evet, bu bir işçi sınıfı depremidir ve sendika ağalarını sarsmaya devam edeceğiz” diye takılanlar da oldu

TEKEL işçileri 4.10.2010 günü öğle saatinden başlamak suretiyle polisle karşı karşıyalar. Polis sürekli olarak “arabuluculuk” söylemleriyle eylemi kırmaya çalışıyor:

İçeri giremezsiniz…

Daha sendika kapısına geldikleri anda polisçe “içeri giremezsiniz” dendi. Sendika ağalarının talimatı üzerine de bu kez polis “ancak iki temsilciyi içeri alabiliriz” dedi. Sendikacıların etkili ve yetkili “arabulucu”sunun polis olduğu görülüyor ve kendileri polisin ağzından konuşuyorlar. Baskı uygula(t)maya çalışıyorlar. TEKEL işçisi polisin yüzüne haykırarak ve sendikacıların duyacağı bir tonda “yine polisin arkasına saklandılar…” diye tepki gösterdi. Polis aracılığı ile ve iki kişi ile sınırlı görüşme teklifini de geri çevirerek “hep beraber içeri gireceğiz ve burada bulunan bütün arkadaşlarımız geldikleri illerin TEKEL işçilerinin temsilcisidir” dediler.

Gazetecilik…

Polis, ilk dakikalardan itibaren gelenleri kayıt altına alıyor, kamera ve fotoğraf makineleriyle özel bir “gazetecilik” hizmeti veriyorlar. Hizmetin ve aktarılan bilgilerin sadece emniyet müdürlüğü yetkili birimleri olmadığı da açığa çıkıyor. Sendikacılar kimin gelip gittiğini an be an takip ediyorlar. Polisçe özel olarak bilgilendiriliyorlar.

Sınıf dostlarına fişleme…

Polisin kayıt altına almaya özen gösterdikleri arasında ziyaretçi sınıf dostları da var. TEKEL işçilerinin yanına gelen sendikacıları, kendilerini iyi tanıdığı bilinen sendikalar masasının polis şefleri rapor ediyor. Polisin raporu uyarınca da sendika yönetimi bu sendikacıları kendi “kara kaplı defterlerine” kaydediyorlar. Daha sonrasında da bu sendikacılar Tekgıda-İş Genel Merkez yöneticilerince doğrudan ya da dolaylı olarak aranarak baskı altına alınmaya çalışılıyor. Hava-İş Sendikasının muhalefeti konumundaki Gökkuşağı gurubuna mensup sendikacılar dikkatleri çekenler arasında. Tezkoop-İş’in sendika ağalarına ve sendikal ağalık sistemine savaş açan Tezkoop-iş 2 nolu şube yöneticileri de TEKEL işçilerinin sınıf dostları arasında. Eğitim-Sen’in muhalif sendikacıları ve üyeleri TEKEL işçileriyle istikrarlı bir dayanışma içinde. Limter-İş TEKEL işçilerinin yanında yer alanlar arasında. Hava-İş Gökkuşağı gurubundan Bahadır kaptanla birlikte Eğitim-Sen’li bir yöneticinin “TEKEL işçilerinin taleplerini iletmek üzere” sendika merkezine girerek görüşme yaptığını da vurgulamamız gerek.

Ayrıcalıklılar…

Polisin fişlemeye özen gösterdikleri arasında sosyalist basın “ayrıcalıklı” bir konumda ve kendilerini iyi tanıdığı belli olan güvenlik şube, sendikalar masası ve çevik kuvvet polis amirlerince oldukça “ilgi” görüyorlar. Yer yer baskılandırılmaya, yer yer de açıkça “alırız” türevinden tehditlere maruz kalıyorlar. Sosyalist basın, özel bir “gazetecilik” hizmeti veren polisin en çok kayıt altına alınanlar listesinin başında.

Boş yere üşümeyin…

İlk günün akşamı genel başkan Mustafa Türkel’in ticari taksi ile sendikanın arka kapısından kaçması üzerine bir polis şefi tarafından, “evinize gidin, boş yere üşümeyin” denilerek “sendika binasında hiç kimse kalmadı gittiler” dedi. TEKEL işçileri tepki gösterdi. Bir işçi “artık kaybedecek bir şeyimiz yok” dedi. Diğer bir TEKEL işçisi ise; “bizi gözaltına alacaksanız hemen alın. İyilik yapmış olursunuz, çünkü atacağınız nezarethaneler yattığımız sokaktan daha soğuk değildir” dedi. Polis şefi hemen toparlanarak; “sizi gözaltına almayı düşünmüyoruz” dedi.

Soğuğa da direniyorlar…

TEKEL işçileri ilk günün akşamından itibaren çadırlarını kurarak sadece sendika ağalarına ve emrindeki polise karşı değil, soğuğa da direniyorlar. Çay yapmak işçin piknik tüpler getirildi. Bir dayanışmacı odun kömürü ile yanan semaver getirerek “çayın keyfi böyle çıkarmış” dedirtti.

İlk copu o polis vurur…

Polisin karşı saflarda tuttuğu nöbeti sırasında en ilgi ile izlediği görüntüler arasında içilen çay ve kahveler, getirilen yemekler de var. Sabah erken saatlerde işçilerden birisi polislerden birine bir bardak çay “ikram” etmiş. Epeyce konu oldu ve konuşuldu; “bir operasyon anında sana ilk copu o polis vurur” diyen işçiler oldu. Polislerin sık sık “bilgi almak” ve “öncüleri belirlemek” için işçilerin arasından seçtiği kişilerle “dostane sohbet” etmeye çabalaması da dikkat çekenler arasında. Polisin bu taktiği izlerken seçtiği yöntem ise “hemşericilik…” Bu konuda işçiler birbirlerini uyarmayı da ihmal etmiyorlar.

Komünist devrim olsa…

Polis, “biz de emekçiyiz” söylemleriyle yine işçilerle diyalog kurmaya çalıştı. Bir TEKEL işçisi, “yarın ilk copu vuran sen olursun, biz Ankara’da bu lafları çok duyduk” dedi ve şirin görünmeye çalışarak kendileriyle konuşan polislerce nasıl dövüldüklerini anlattı. Polis diyalog kurmakta kararlıydı; “Biz devlet görevlisiyiz, yarın komünist devrim olsa ona da hizmet ederiz” diye saçmaladı.

Yazık değil mi?..

Sendikalar masasından “yürek burkan” bir deneme; “kadın soğukta bu sokakta yatıyor, kocası da yeni ameliyat olmuş yatıyormuş”, “yazık değil mi?” Aldıkları istihbarat duyumlarının niteliği ve kaynağı bu denemeyle de açığa çıkıyor. Sendika merkezi onlardan, onlar sendika merkezinden istihbarat alıyorlar. Bu bilginin kaynağı da sendika.

Biraz da bize…

Bu kez de “sosyal diyalogcu” polis sıkıştırılmaya çalışılıyor; “Mustafa Türkel sabah sessiz sedasız bir şekilde içeri girmiş, hala içeride mi?” Cevap; “valla haberim yok, ben yeni geldim…”  Biraz daha ileri gidiliyor; “Buradan aldığınız bilgileri sendika yönetimine de iletiyorsunuz. Onlara istihbarat veriyorsunuz. Biraz da bize içeriden haberler verseniz?” Cevap yok…

Şu adamı alsak…

İşçilerin biri polis şeflerinin “sohbet”ine tanık olmuş ve hemen aktardı; “şu adamı içeri alsak iyi olur, bu işi bitiririz…” Az çok kimi “almak” istediklerini ve hedeflerinin kim olduğunu herkes tahmin etti; “Metin’i alacaklar…”

Bizi mi çekiyorsun?

Polisin kamera ve fotoğraf makineleriyle yaptığı çekimlere tepki olarak bir TEKEL işçisi de eline aldığı fotoğraf makinesi ile karşılık verdi. Polis şefi, “bizi mi çekiyorsun?” dedi. İşçi, “sendikamı çekiyorum!” dedi. Polis şefi söylenmeye başlayınca da; “bunları afiş yapacağım, her yere asacağım” dedi.

4 C’ye imza atmak namussuzluktur dediniz…

Yöneticilerden Mecit, binadan çıkarak tahrik edercesine işçilerin önünden geçti. İşçiler ajitatif söylemlerle seslendiler; “4 C’ye imza atmak namussuzluktur dediniz, ne yaptınız?” Mecit’ten cevap yok, arkasındaki özel korumaları ve polislerle parkın içinden gerçek yürüyor. Lacivert takımlı bir koruma (polis mi özel koruma mı bilemiyoruz) elini beline atarak kabzasını kavrıyor ve Mecit’e öyle eşlik ediyor. İçiler sloganlarla uğurluyorlar; “Kahrolsun Sendika Ağaları!”

Sendika Ağaları…

Bu slogan çok rağbet görüyor ve sendika binasına girip çıkan bütün sendikacıların üstüne adeta şak diye yapışıp kalıyor. Bundan en çok nasiplenen de sendikacılardan Muzaffer oluyor. O umursamaz ama telaşlı gülümsemelerle geçiyor görüntüsü veriyor. Sendika binasından arabayla çıktığı bir gün de öyle panikledi ki, karşıdan gelen araçla burun buruna geldi. Çarpışma son anda önlendi. İşçilerin sloganlarına gülüşmeler de karıştı. Bir TEKEL işçisi; “sadece sendikacı değil, CHP’nin işçi komisyonunun da üyesi bu” dedi. Diğer bir Tekelci ise; “sarı sendikacıya da ancak bu yakışır” dedi. Her slogan atışı ve hareketlenmeyle harekete geçen polis bu esnada da tetikteydi.

Alışkanlık yapmasa…

4. Levent’in orta sınıf semtinde ve “sosyete pazarı”nın yolu üzerinde olan Tekgıda-İş Genel Merkezi “sakinleri” ile de dikkati çekiyor.  Lüks pastanelerden su böreği ve simitler getirip bırakanlar oluyor. TEKEL işçileri getirilenleri yerken birbirlerine “alışkanlık yapmasa bari” diye takılıyorlar. Basın açıklaması ve bildiri verilerek bilgilendiriliyorlar. Lüks cipleri ve arabaları ile durarak bildiri alanlar da oluyor. Çelişkili sahneler oluşuyor.

Sırtında küfesiyle Hamal bekliyor…

Salı -sosyete- pazarı çıkışında orta sınıf bir kadın arkasında taşıyıcı hamalla birlikte TEKEL işçilerine yaklaşıyor. Meyve bırakıyor ve sohbete dalıyor. Yirmili yaşlardaki genç hamalın beli sırtındaki yüklü küfeyle iki büklüm olmuş. Kadına basın açıklaması metni veriliyor. Konuşma uzadıkça hamalın takati de azalıyor. İlginç ve çelişkili görüntüye farklı refleksler geliyor. Bir işçi, “kadının yüklerini taşıyan arkadaşa da bildiri versene” diyor. Bir diğeri ise, “lafı fazla uzatmayın, hamal arkadaş sırtındaki yükle bekliyor” diyerek uyarıyor. Hamal, sırtındaki yükün ağırlığı ile bir TEKEL işçilerine, bir de sendika binasına bakıyor ve orta sınıf bir kadının ardı sıra yürümeye devam ediyor. Basın açıklaması metnini elinde görüyor ve acaba okuyacak mı diye kendi kendime soruyorum. Polis ise “bildiri dağıtıyor bunlar” kaygısıyla TEKEL işçilerini izliyor.

Esnaf desteği…

Bakkalından eczacısına, berberinden büfecisine, taksicisinden kargocusuna esnafın desteğini de yabana atmamalı. Bütün dükkânlarda TEKEL işçilerinin cep telefonlarının biten bataryaları şarj ediliyor. Prizler hiç boş kalmıyor.

Polis sendikadan çıksın…

TEKEL işçileri direnişte. Polis nöbette. Sendika beklemede. TEKEL işçilerinin birinci koşulu ise çok net; “Polis sendikadan çıksın…”

Promosyon…

Yağmurun sele dönüştüğü, rüzgarın fırtınalaştığı bir gün de ısınmak için halaylar eşliğinde slogan atılıyor; “Bizi Satanı Biz de Satarız”, “Kumlu’yu Alana Türkel Bedava!..” TEKEL işçilerinin promosyonu bu. Peki ya misyonu?!

Haydi dayanışmaya…

Not:

Tek Gıda-İş Genel Merkezinin bahçe girişinin iki yanında da “dikiz aynası” var. Dikiz aynasına nelerin yansıdığını ah bir görseniz. Biz gördüklerimizi aktarmaya devam edeceğiz…

N.Cemal: 4-5-6-7-8-9 Ekim 2010’dan Seçkiler

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: TEKEL işçileri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.