KESK’in keskin düşüşü

Ömer Yıldız - 10 Ekim 2010 - 2011 KESK Kongresine Giderken

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KESK ve Eğitim Sen, tarihinde olmadığı kadar zor günler yaşıyor. Öngörüsüzlük ve belki de beceriksizlik örgütün damarlarını tıkamıştır. Kasıtlı olarak bu duruma getirilme ihtimalini düşünmek istemiyorum ancak bir yönetim zafiyeti yaşanmaktadır.

Tarihinde kendi alanında hiç bu kadar geriye düşmemiştir.  Kürtlerin yaptığı “okul boykotu” doğrudan Eğitim Sen’in alanındadır. Seyirci olmuş ve belki de ilan edildikten sonra haberi olmuştur. Alevilerin başlattığı “zorunlu din dersleri” ile ilgili oturma eylemine seyircidir. Sadece destek vermiş ve yöneticilerle orada bulunmuştur.  Doğrudan müdahil değildir. Yeniden alevlenen “türban” konusunda net bir açıklaması yoktur. Üniversitelerde YÖK’e karşı en çok ses çıkarılması gereken zamanda sesi çıkmamaktadır.

Peki neden?

Tabanına güvenmemektedir. İzlediği yanlış politikalar sonucu tabanla bağı kopmuş ve iletişim kaybolmuştur. Tabanla kopan bağdan sonra beslenemeyen örgüt yöneticilerin eline bırakılmış ve onlarda beslenemedikleri tabanla zıt işler yapmışlardır.

Öncelikle aldığı grev kararlarına yeterli katılım sağlayamamışlardır. Alınan kararlar işyeri örgütlerinde konuşulmadan devletin 5 yıllık kalınma planları gibi “elit kadro” tarafından nasıl olsa taban bize uyar mantığı ile yapıldığından başarısız olmuştur.

Tekel işçilerini “teşhir ve tecrit etme” açıklaması gafletinden sonra emekçi kesimlerde desteğini yitirmiş ve süresini bekler bir hal almıştır. Hep sözü edilen ancak gerçekleştirilemeyen tüzük kurultayları yapılamamıştır.

KESK’in damarları tıkanmıştır. Kılcal damarları bırakın ana arterlerde sorun vardır. Bunu hep söylenen “zor bir süreçten geçiyoruz” masalı ile atlatamazsınız. Emekçi mücadelesi hep zor süreçler yaşamıştır.

En son yaşanan grevsiz bir sendika yasasının “toplu sözleşmesi”nin referanduma bağlanması “saçmalığı” damarların iyice tıkanmasına sebep oldu.

Sivil toplum örgütleri sendikaların yapamadığı işlerde inisiyatifi almışlardır. Malum boşluk doldurulur.

Benim ve birçok kişinin yöneticilerin bir çoğundan ümidi yoktur. Ancak son defa tüm yöneticileri uyarmak gerekir. Yeniden tabanınıza güvenerek, onları dinlemenin yollarını araştırın. Üyelerinize güvenmezseniz siz olmazsınız. Yeniden onların güvenini kazanmaya çalışın. Yoksa sizin için geriye tek bir onurlu yol kalıyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: KESK /

Comments

  1. HASAN KOÇAK diyor ki:

    Bu gün keskin içinde bulunduğu durumun tesbiti doğru olmakla birlikte ,sebebleri konusunda en çok durumdan sorumlu olan çevrelerin ve siyasi anlayışların durumdan yakınır ve karamsarlık körükler durumda olduklarını üzülerek görüyoruz.Bu durum türkiyenin sınıf siyaseti üretme iddiası ile kurumlaşmış siyasi anlayışların içinde bulundukları durumların bir yansımasıdır da aslında.Evet bu gün kesk yönetimi tarihinde görülmemiş bir acziyet içindedir bu doğrudur ,ama bu yönetim buraya gökten zembille mi inmiştir, birileri, yani kamu emekçileri içinde örgütlenmiş belirli siyasal anlayışların, kendilerini kesk içerisinde temsil ettirmek adına çeşitli ayak oyunları, yada en hafif deyimi ile pazarlıklar sonucunda seçilmemişlermidir?.gelinen bu günde bu seçimi ve pazarlıkları yürüten anlayışların hiçmi sorumluluğu yoktur.o gün kesk yönetiminin ısrarla bu şekliyle oluşmasında ısrar edenler ile yapılanın yanlış olduğunu ısrarla vurgulayıp hatta kendilerine yönetimde yer verilmesi teklif edildiği halde, böylesine bir anlayışla oluşturulan bir yönetim anlayşının, keske de sınıf mücadelesinede bir hayrının olamayacağını, ve hatta büyük zararlar vereceğini ısrarla uyararak, böyle bir yönetimde yer almayı reddeden onurlu anlayışın sorumluluğu bir olabilirmi. o gün kongre kazanmanın zafer sarhoşluğu ile nara atan arkadaşlarımız ne yazıkki bu gün durumdan en çok yakınan arkadaşlar durumundadır.bu durum arkadaşlarımızın siyasal anlayışlarının çökmesi ve her türlü örgütlenme anlayış ve girişimlerinin her defasında bölünüp parçalanmasının yarattığı,siyasette el yordamcılığı ve deneme yanılma yöntemi ile siyasal çıkış çareleri aramalarının hüsranla sonuçlanmasının yarattığı bir demoralizasyon yansımasıdır.SINIF MÜCADELESİ DEVRİMCİ BİR BİLİNÇ VE DURUŞ GEREKTİRİR sınıf mücadelesinin önünde yürüyecek bir önder yada anlayış,insanlık tarihinin başlangıcından, gelecekteki sonsuzluğa uzanan bütün bir süreci bilimin ışığında kavramak anlamak ve siyasallaştırmak zorundadır,sınıf mücadeleside insanlık tarihinin bu uzun yolculuğunun bir bölümünü kapsayacaktır.sınıf mücadelesi hareketi bu sürecin en küçük bir bölümünü dahi bilinmezciliğe deneme yanılmacılığa bilim dışılığa terk edemez.duruma bilimin gözü ile bakan bir anlayıştada bu karamsarlık ,ve inançsızlık olamaz.hani dün siz kongre kazanmıştınız, ve inançlı ve güçlüydünüz diğer arkadaşlarınız konğre kaybetmişti ve demoralize olmuştu.geldiğimiz şu günde dikkat edersek tam tersi bir durum yaşanmaktadır.Önümüzdeki süreçte bu günkü bu durmdan sorumlu olan anlayış ve kadrolar hem sınıf mücadelesinden hemde türkiye siyasi arenasından tamamen silineceklerdir bu kesindir.Sonuçta kimin ne kadar morali bozuk yada inançları yitik olursa olsun sınıf mücadelesi devam edecektir ,bu mücadeleyide bozuk moralli ve imanı zayıf kadrolar ve siyasi anlayış lar ile yürütmekte mümkün değildir.bu nedenle geçmişte nerede yer almış olursa olsun kimi yada hangi gurubu desteklemiş olursa olsun, tüm sınıf mücadelesinin yükseltilmesinden yana olan kamu emekçilerimizin ,eteklerindeki taşları dökerek, ciddi bir eleştiri öz eleştiri sonucunda ,rotası ve rehberi bilim olan diğer mücadeleden yana güçlerle yeni bir moral ve azimle sınıf mücadelesinin bayrağını daha yükseltmek mümkündür, buna kesinlikle inanıyorum .

  2. Ömer YILDIZ diyor ki:

    Sayın, Hasan KOÇAK
    Yazımın genelinde kamu çalışanları alanındaki sorunlar yansıtılmıştır. “Sol defter” sitesinin takipçisi iseniz diğer emek örgütlerinde yer alan sorunlardan da bahsedilmektedir. Öncelikle bütüne bakıp anlatmak istediğimiz sadece kamu çalışanları alanında değil, tüm çalışma alanlarında sorunlar olduğunu göstermektir.
    Kesk’in ve diğer bir çok yapının oluşumunda sizin “doğru siyaset” olarak gösterdiğiniz anlayışlar da vardır. Kesk merkez yönetiminde bazı yapıların olduğu gibi;pek çok sendikanın şube ve merkez yönetimlerinde pek çok farklı yapı vardır. Ayrıca bir anlayışa yönetim teklif edilip kabul edilmemesi de bir “pazarlıktır” Kabul edilmeme görüşülüp şartlarda anlaşamama halidir. Kaldı ki sözünü ettiğiniz anlayış İstanbul 1 numaralı şubede, eleştirdiğiniz anlayışlarla “pazarlık” yapıp şube başkanını görevden almıştır.
    Siz de çok iyi biliyorsunuz ki;Kesk’in oluşumunda delege olarak bulunan birisi olarak, kendime göre hatalı gördüğüm konularda ikazda bulunarak bugünkü tehlikelere işaret etmiştim. Bunları bilen birisi olarak “zafer sarhoşluğu ile nara atan arkadaşlar” şeklinde bir ifade kullanmanız siyasi ikbal uğruna dostlarınızı-yapmadığı şeyleri yapmış gibi gösterek- feda etmek anlamı taşıyabilir.
    Bütün sosyalist siyasetlerde “yoldaşlık “ilişkisi vardır. Birbirlerinin size göre “olumsuzluklarını” kaşıyarak “taraftar” sağlamak “yoldaşlık “ilişkisinde yoktur.
    Sizin sonuca bağladığınızda belirttiğiniz “bizim anlayışımız en sınıfçı,en devrimci anlayıştır. Kesk’i biz kurtarırız” anlayışı Süleyman Demirel’e “kurtar bizi baba” diyenler bittiğinde bitmiştir. Bu eski ve geçerliliğini yitirmiş bir söylemdir.
    Gelelim asıl anlatmak istediğimize;
    Şu anki sendikal modellerle sendikaların gelişme şansı yoktur. Dolayısıyla üyelerine faydaları da olmayacaktır. 4688 ve son anayasa değişikliği de göstermiştir ki bu sistem değişmeyecektir.
    Öyle ise çözüm; tüm emekçilerin, işsizlerin, öğrencilerin … üye olabileceği sınıfın tamamını kapsayan bir sınıf sendikacılığındadır.
    Bu alanda katkı sağlarsanız sevinirim. Yoksa benim siyasetim seninkinden iyi söylemi eskimiş bir söylemdir.
    Sevgilerimle
    Ömer YILDIZ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.