Adnan Bostancıoğlu: “Yüzde 60-40 Meselesi”

Sol Defter - 15 Ekim 2010 - Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

40-60 meselesi ve “özür”

Bir süre önce Taner Akçam, Taraf gazetesinde yazdığı yazıda BirGün ve çevresine “Miloşeviç yanlısı, soykırımcı” vb suçlamalarda bulunmuştu. Sebebi, referandumun ardından gazetede yapılan haberde “Sonuçlara göre ülkedeki yüzde 60 sağ, yüzde 40 sol dengesi kemikleşti” spotunun yer almasıydı. Akçam, bu spottan yola çıkarak (tıpkı AKP’ye destek veren diğer liberal yazarlar gibi) BirGün ve çevresinin MHP’yi “solcu saydığını” iddia ediyor; konuyu buradan Miloşeviç ve soykırım iddiasına bağlıyordu.

Taner Akçam’a muhtelif cevaplar verildi. Cahit Akçam’ın (“Sahi Siz Hangi Mahallenin Çocuğusunuz?”), Özcan Özen’in (“Taner Akçam ya da ‘Miloşeviç’i Bulmak’”) yazıları gibi…

Akçam, dün Taraf’ta bir yazı daha yazdı: “Geçmişi inkâr, AKP düşmanlığı ve hafıza savaşları”. Aynı iddiayı tekrarlıyor: BirGün yüzde 42’ye solcu dedi, dolayısıyla MHP’ye, 12 Eylül ve 28 Şubat generallerine solcu diyor. Özür dilesin!

* * *

Öncelikle Hayri Kozanoğlu’nun 30 Eylül’de BirGün’de yayınlanan “İlyas Başsoy’a mektup” başlıklı yazısından bir bölümü hatırlayalım (belli ki Akçam okumamış):

 “13 Eylül günkü BirGün’ün manşeti, ‘Milliyetçi muhafazakâr tablo değişmedi’ şeklindeydi. (…) ‘Yüzde 60 sağ-yüzde 40 sol dengesi keskinleşti’ lafı ise alt başlıkta yer alıyordu ve doğrudan doğruya benden alınan görüşe dayanıyordu. Gazete, gerçekten de tam ilk sonuçlar henüz gelmeye başlamışken, taşra baskısını hazırlama telaşı içerisinde hazırlanmıştı. Açıkçası gözüm tv ekranında, ince eleyip sık dokumaya, fazla tartmaya fırsat bulamadan aşağıdaki değerlendirmeyi yaptım:

“Öncelikle Türkiye’nin oldukça kemikleşmeye yüz tutan, ‘yüzde 60 sağ-yüzde 40 sol’ dengesi referanduma da yansımış görünüyor. Burada en belirgin husus, MHP’nin kendi seçmen tabanını ‘hayıra’ ikna edemeyip, sağ-muhafazakar reflekslerin hakim gelmesine engel olamamasıdır… Bugün düşününce sözlerimin daha fazla arkasındayım. (…) eğer görüşlerimi biraz açmak gerekirse, bir tarafta AKP-Saadet Partisi-BBP’nin oluşturduğu, MHP tabanının da rağbetiyle güçlenen bir milliyetçi-muhafazakâr-liberal blok konuşlandı. Hayır cephesinde de ana gövdesini CHP’nin sürüklediği, son tahlilde sol-demokrat kamuoyu yer aldı. ÖDP-TKP-EMEP ve Halkevlerinin ittifakıyla şekillenen sosyalist zemin de “Halkın hayır’ı var” sloganıyla dinamik bir güç oluşturdu. Bileşenleri beğeniriz beğenmeyiz, “hayır solcuların cevabı, evet ise sağcıların” algısı toplumda hakim oldu. Bu nedenledir ki MHP tabanını toparlayamadı: Bu nedenledir ki cumhuriyetle sorunu bulunan AKP’den, BBP’ye; Saadet’in Numan Kurtulmuş kanadından Erbakancılar’a, Abdüllatif Şener’den, Mehmet Bekaroğlu’na kadar tüm zevat evete talim etti.”

* * *

Hayri Kozanoğlu’nun açıklaması üzerine yorum yapmaya gerek yok. Referandum sonuçlarına bakıldığında MHP’nin en güçlü olduğu illerde baskın bir “evet” oranı çıktığı biliniyor. Ve hemen herkes, MHP tabanının parti yönetimine rağmen AKP çizgisine itibar ettiğini teslim etti. BBP zaten baştan itibaren o cenahtaydı.

Ayrıca şunu da hatırlayalım: İçlerinde Taraf’ın da yer aldığı AKP destekçisi bütün gazeteler referandum öncesi yaptıkları yayınlarda “ülkücülerin aslında referandumda ‘evet’ diyeceklerini, Bahçeli’nin ‘hayır’ politikasının boşa çıkacağını” defaatle yazdılar; haberler, röportajlar yaptılar. Bunu şunun için söylüyorum; Taraf yazarları (Akçam, Kıvanç, Oğur, Berktay vd) kendi gazeteleri “ülkücüleri” evet cephesine katmak için elinden geleni yaparken, faşistlerle aynı yerde durmanın rahatsızlığını o gün neden duymadılar? Hâl böyleyken, bugün BirGün ve çevresini MHP ile birlikte davranmakla, MHP’yi ve darbeci generalleri solcu olarak görmekle itham etmenin, hakikati bilerek çarpıtmaktan, ucuz fırsatçılıktan başka bir tarifi olabilir mi?

* * *

Dönelim BirGün’ün malum spotuna… Doğrusu, o gazeteyi ben yapsaydım –Kozanoğlu’nun bence de son derece anlaşılabilir izahına rağmen- böyle bir ifadeyi kullanmazdım. Zaten, gazeteyi gördüğümde yakın çevremdeki insanlarla yaptığım konuşmalarda, bunun BirGün’e (ve sosyalistlere) karşı hasmane tutum içinde olanlara demagoji yapmaları için fırsat vereceğini söyledim. Nitekim öyle de oldu.

Fakat bu ölçüde izansız bir dil, bu kadar pespaye yakıştırmalar beklemiyordum. Bunlara bu düzeyde cevap vermenin artık bir faydası olmadığı anlaşılıyor. Böyle bir tartışma sadece abesle iştigalden ibarettir. Yaptıklarının, bizim BBP’nin “evet” tavrından yola çıkarak “Hrant’ın katilleriyle aynı cephedesiniz” dememizden –ki saçma olurdu, demedik- farkı yok.

Artık bu insanlarla siyaseten bambaşka yerlerde duruyoruz. Referandum süreci, solu kesin ve geri dönülemez biçimde ayrıştırdı. Aslında bu ayrışma uçlarını çok önceden vermişti. Sınır, AKP’nin neoliberal-muhafazakâr politikalarıydı; bu politikalar karşısında nerede durduğumuz… Referandum, ayrışmaya noktayı koydu. Bütün bu süreçte kimin ne dediği, ne yaptığı zaten uzun uzun yazıldı çizildi. Tekrar etmeye gerek yok. Sonuçta gelinen yer belli. Ama bu bize, karşındakini eleştirmenin de bir ahlâkı olduğunu unutturmalı mı?

İnsan birinden “özür” talep ederken, -hayat bu, belli mi olur- bir gün kendisinin de özür dilemek zorunda kalabileceği ihtimalini aklından çıkarmamalı. Yeter ki, bunun için yüzü kalmış olsun.

– birgün

 

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Comments

  1. Bulent Gokay diyor ki:

    Gectigimiz aylarda Ingiltere’deki Leicester Universitesi’nde bir grup siyaset bilimcinin yaptigi bir arastirmaya gore toplumda kisiler kendi siyasi konumlarini ifade ederken, cesitli etkenlerin sonucu, bugunku siyasi konumlarini genellikle yalnis ifade ediyorlar . “Kim Gercekten Solcu, ve Kim Kendini Solcu Olarak Gormek Istiyor?” baslikli arastirmaya gore, ozellikle egitimli profesyoneller, ve ozellikle de universite yillarinda ogrenci siyasetine sol gruplar etkisinde bulasmis olanlar, halihazirda yasadiklari hayat, gelir durumlari ve cesitli meselelerde aldiklari tavir itibariyla muhafazakar kesimde sayilsalar da, kendilerini hala Solcu olarak adlandiriyorlar, bir anlamda nostaljik bir tavir. Turkiye’de de bir grup aydinin arasinda cereyan eden kim sagci kim solcu tartismasi bana bu arastirmayi animsatti.

  2. Bulent Gokay diyor ki:

    Sag/ Sol Ayrimi Ne kadar Anlamli?
    Sag-Sol siyasi spektrumu toplumdaki siyasi pozisyonlari, ideolojileri, siyasi gruplari, birbirlerine gore tanimlamak icin kullanilan bir genellemedir. Aslinda Sol’un ve Sag’in perspektifleri arasinda diyalektik bir bag mevcuttur. Genel siyaseti itibariyla Sag olarak adlandirilan bir parti/ grup ozel bir mesele etrafinda Sol bir tavir alabilir, yada Sol olarak tanimlanan bir parti/ grup Sag tavirlar alabilir. Genellikle, populer lisanda birbirinin tam ziddi olarak adlandirilan bu iki uc, bir yigin meselede kendi tanimlarindan farkli, ve hatta ayni noktad bulunabilirler.

    Geleneksel olarak, Ilericiler, Sosyal Liberaller, Sosyal Demokratlar, Sosyalistler, Komunistler ve Anarsistler Sol icinde sayilir. Muhafazakarlar, Gericiler, Monarkistler, Milliyetciler, Fasistler ve Statuskocular da Sag icinde sayilir.

    Guncel siyasi hayatta, kendine Sol diyen kesimler genellikle calisanlarin, isci sinifinin cikarlarini savunduklarini iddia ederler, ve Sag’i kapitalistlerin ve Hakim Siniflarin cikarlarini savunmakla suclarlar. Sag ise genellikle bireysel ozgurluklerden yana oldugunu, ve devletin kollektif mudahalesine karsi oldugunu iddia eder.

    Bir yigin arastirmaciya gore artik belli kesimleri/ gruplari toptan Sag ya da Sol diye adlandirmak pek anlamli degil. Cunku toplumdaki sorunlar etrafinda hem gruplarin ve hem de bireyleri bulunduklari siyasi konum surekli degisiyor. Bir meselede radikal ve sol bir noktada duran bir kesim veya kisi diger baska meselelerde statuskocu ve Sag konumlarda bulunabiliyor.

    Bu durumda sormak gerek bu yuzde 40/60 ve Sol/ Sag ayrimi ne kadar anlamli diye!

  3. füsun çiçekoğlu diyor ki:

    Referandumu gercek bir temsil gucunun ifadesi olarak almakta basliyor hata. Umberto Eco, temsil gucunu yitirdiginden eylemde bulunmayan sadece kendilerinden zaman zaman halk rolu oynamalari istenen bir tur “sanal kamu”nun, kamunun yerini almis oldugunu soyluyor. Referandum surecinde yasananlar da bile isteye yaratilmis boyle bir sanal kamunun tezahuru olarak okunabilir. Bu rol beklentisini yerine getirmekten ibaret olan sureci ana gundem haline getirmek herhalde sola dusen bir is olmamali.

    Taner Akcam’in demokrasiyi “siniftan kovmasi”(!) Zizek’in NLR’un Agustos sayisindaki makalesindeki tahlilleri akla getiriyor. Badiou’ya referans vermis NLR’daki yazisinda Zizek. Icinde bulundugumuz asamada en buyuk dusmanin ne kapitalizm, ne buyuk iktidar odaklari ne de somuru oldugunu, en buyuk dusmanin demokrasi oldugunu iddia ediyor Badiou. “Demokratik isleyisin” kapitalist iliskilerin koktenci donusumune yol acabilecegi kabulunun en temel hata oldugunu soyluyor. Tarafgir liberallerin dustugu hata demokrasiyi bu sekilde algilamak ve sinifsal baglamdan azadelestirmeye calismak. Oysa, sureci dogru okuyabilmek icin “sinifta kalmak” her zamankinden daha da elzem simdi galiba.

Bulent Gokay için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.