İrfan Aktan: “İsmail Beşikçi, Taraf’ın Haysiyetsizliği ve Aydın Sorumluluğu”

Sol Defter - 15 Ekim 2010 - Güncel Politika / Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

Birkaç yıldır konu Taraf olduğunda en sık kullanılan başlıklardan biri bu. Zira, ortada herkesin bildiği bir sicil var, meslek haysiyetini ve en temel değerleri hiçe sayan bir kara çalma sicili. Birazdan okuyacağınız öykü, Taraf’ın ne ilk ne de son şerri. Dolayısıyla, bir Taraf klasiği. İşin içinde İsmail Beşikçi gibi önemsediğimiz bir isim olmasaydı, kısa bir açıklamayla yetinirdik. Tecrübeyle sabit olduğu üzere, Taraf o açıklamayı yayınlamazdı, ama biz ilgili kamuoyunu bilgilendirmiş olurduk. Ne var ki, birazdan okuyacağınız kara çalmanın İsmail Beşikçi’nin bir ayıbına sarılarak yapılmış olması, ayrıntılı bir döküm gerektiriyor. Bu dökümü, Taraf’ın kötücüllüğüyle el ele giden haysiyetsizliğinin Beşikçi’nin sorumsuzluğuyla buluşması neticesinde ağır bir suçlamaya maruz kalan arkadaşımız İrfan Aktan’dan okuyalım.

24 ve 25 Eylül tarihli Milliyet Gazetesi’nin “referandum sonrası Türkiye” konulu dosyasının Kürt sorunu bölümünü hazırladım. Bunun için aralarında İsmail Beşikçi’nin de bulunduğu altı kişiyle söyleşiler yaptım. Söyleşilerin yayınlandığı gün, herkesi tek tek arayıp haber verdim. Haber verdiklerimden biri de Beşikçi’ydi. Söyleşiyi okuduğunu söyledi ve başka herhangi bir yorum yapmadı. Aradan bir hafta geçtikten sonra, Beşikçi’nin önce www.rizgari.com isimli web sitesinde, daha sonra Taraf Gazetesi’nde yayımlanan (7 Ekim 2010) yazısını üzülerek okudum. On yıldır tanıştığımız, muhabbet ettiğimiz, defalarca söyleşi yaptığımız Beşikçi, Express’le hiçbir ilgisi olmayan bu söyleşi için şunları yazmıştı “Aydınlar” başlıklı yazısında: “Express dergisinden İrfan Aktan’ın tutumu biraz değişik. Sorularından birine istemediği, benimsemediği bir cevap aldığı zaman, röportajın o kesimini kendi sorusuyla birlikte çıkarıyor.”

İsmimin Express Dergisi’yle anılması bana her zaman gurur vermiştir. Ancak Milliyet Gazetesi için yaptığımız söyleşi için Beşikçi’nin “Express’ten İrfan Aktan” ifadesini kullanması sadece beni değil Express’i de bağlıyor. Bu bir yana, Beşikçi’nin yazısının bağlamı daha da korkunç bir noktaya doğru götürüyor okurları. Zira Beşikçi’nin “benimsemediğim” cevaplarından kastı, PKK eleştirisiydi. Yani Beşikçi’ye göre, kendisinin PKK’ye yönelik eleştirilerini Milliyet Gazetesi’nde sansürlemiştim! Oysa demeç veya söyleşi veren herkes, görüşlerinin çoğunlukla yazı işleri tarafından kısaltılabileceği bilgisine sahiptir. Beşikçi’yle yaptığımız söyleşinin akıbeti de böyledir. Milliyet’in yazı işleri Beşikçi’nin şu yanıtını –PKK eleştirisini sansürlemek gibi bir tutumları olmayacağına göre- yer darlığından dolayı kısaltmış: “Kürt sorununun temel niteliği üzerinde kafa yormak önemli olmalıdır. Kürt hareketi bu tartışmaları boğmamalı, bilakis geliştirilmesi yönünde çaba sarfetmelidir. Kürtler arasında barışı kurma çabasını göstermek önemlidir. Örgüt içinde düşün özgürlüğünün kurumlaşması yönünde faaliyet yürütmek önemlidir. Kürt aydınlarını küçümsemek çok yanlıştır. Kürt aydını bu süreçte varlığı-yokluğu en çok hissedilen kategoridir.”

Söyleşi 502 sözcükten oluşuyordu. Beşikçi’nin e-posta üzerinden bana verdiği yanıtların –sorularım dahil- uzunluğu buydu. Milliyet Gazetesi ise bu söyleşiyi 368 sözcüğe indirerek yayımladı. (Milliyet’in yönetimi bu konudaki yegâne şahidimdir) Beşikçi, telefon konuşmamızda bana, söyleşiyi benim mi yoksa gazetenin mi kısalttığını pekâlâ sorabilir ve yanıt alabilirdi. Ne yazık ki böyle olmadı.

Dolayısıyla, İsmail Beşikçi’nin Taraf gazetesinde yayımlanan “Aydınlar” başlıklı yazısında şahsıma ve Express’e haksız ve mesnetsiz bir eleştiride bulunuluyordu. Bunun üzerine tekrar Beşikçi’yi arayıp on yıllık tanışıklığımız boyunca kendisiyle yaptığımız söyleşilerin herhangi birinde tek bir sözcüğüne dahi müdahalede bulunmadığımı hatırlattım. Beşikçi, yazısındaki iddiada ısrar etmedi. Bunun üzerine –Beşikçi’nin yazısının yayınlandığı gün- Taraf Gazetesi’nin yazıişleri müdürü Yıldıray Oğur’u aradım ve durumu izah ettim. Yollayacağım yanıtı yayınlayacaklarını söyledi. Aşağıda da aktardığım “İsmail Hocaya yanıt” başlıklı düzeltmeyi aynı gün Oğur’a yolladım. Oğur, “Markar, sayfaların matbaaya gittiğini, sonraki gün yayınlayacağını söylüyor” diye bir yanıt yazdı. Fakat Taraf editörü Markar Esayan yanıtımı bugüne kadar yayınlamış değil. Esayan daha önce de Hilal Kaplan’ın hakkımdaki mesnetsiz iddialarına (Kaplan, Aktüel Dergisi için yaptığım bir dosyada kendisiyle yaptığım görüşmeyi “tahrif ederek” aktardığımı iddia etmiş, ancak herhangi bir kanıt öne sürememişti) verdiğim yanıtı günlerce geciktirdikten sonra, Türkiye basın tarihine geçecek bir örnekle, yanıtımın yanıtını da yayınlayarak yanıt hakkımı ihlal etmişti. Taraf veya Esayan, son tutumuyla da muhtemelen Beşikçi’nin üzerime atmaya çalıştığı çamurun silinmemesini sağlamaya çalışıyor. Taraf Gazetesi’nin ismi anılan editörünün bana yönelik iftiralara yanıtlarımı süründürmesi sadece etik değil, aynı zamanda bir hukuk ihlalidir. Taraf’ta iki defadır bana yönelik mesnetsiz iddialar yayınlanıyor ve yanıt hakkım engellenmeye çalışılıyor. Beşikçi ise binlerce insanın okuduğu yazısındaki mesnetsiz iddiasını düzeltmek için herhangi bir çaba sarfetmeye ihtiyaç duymuyor. Taraf’ın ve Beşikçi’nin tutumunu esefle karşıladığımı vurgulamalıyım. Aşağıda Taraf’a yolladığım düzeltmeyi, Beşikçi’yle yaptığımız söyleşinin yayımlanmış halini ve benim Milliyet’e yolladığım –Beşikçi’nin bana gönderdiği haliyle- söyleşinin tam metnini aktarıyorum.

TARAF’A GÖNDERDİĞİM AÇIKLAMA

İsmail hocaya yanıt

İrfan Aktan

İsmail Beşikçi dünkü “Aydınlar” başlıklı yazısında kendisiyle Milliyet Gazetesi için e-posta üzerinden yaptığım söyleşiyi kastederek şöyle bir eleştiride bulunmuş: “Express dergisinden İrfan Aktan’ın tutumu biraz değişik. Sorularından birine istemediği, benimsemediği bir cevap aldığı zaman, röportajın o kesimini kendi sorusuyla birlikte çıkarıyor.” Dün kendisine hem telefonda söyledim hem de e-posta üzerinden yanıt yazdım.

Öncelikle “Express’ten İrfan Aktan” denince, sanki Beşikçi’yle mevzubahis olan sıkıntıyı Express’te yaşamışız gibi yanlış bir anlam ortaya çıkıyor. Beşikçi’nin söz konusu yaptığı söyleşinin Express’le ilgisi yok. Milliyet Gazetesi’nde yayınlanmış bir söyleşiden söz ediyor Beşikçi. Mevzua dönelim: Beşikçi’nin yanıtlarını benimsemeyip sansürlemek veya kesip atmak gibi bir yaklaşımım olamaz. İsmail hocayla daha önce de söyleşiler yaptık ve görüşlerini kelimesi kelimesine aktardım. Milliyet Gazetesi’ndeki bir yazı dizisi için yaptığım söyleşiyi, sadece ve sadece bazı imlâ hatalarını düzelterek gazeteye yolladım. Milliyet Gazetesi’nin kayıtlarında, onlara gönderdiğim metnin orijinali vardır. Uzun izahat gerekmez: Milliyet’e yolladığım söyleşi 502 sözcükten oluşuyor. Bu, Beşikçi’nin bana yolladığı yanıtlarla (giriş spotu hariç) neredeyse aynı uzunlukta. Milliyet’te yayımlanan söyleşi ise 368 sözcük. Bu demektir ki editör, söyleşinin üçte birini sorularımla birlikte kısaltmış.

Dolayısıyla bundan, benim “benimsemediğim yanıtları” çıkardığım sonucuna varılamaz. Her muhabir bilir ki, yaptığı söyleşiler veya haberler editörün elinden geçtikten sonra, çoğunlukla kısaltılmış olarak gazeteye girer. Beşikçi’yle yaptığımız söyleşinin macerası bundan ibarettir.

MİLLİYET’E BEŞİKÇİ’ÇİDEN GELDİĞİ HALİYLE YOLLADIĞIM METİN

Referandum boykotu yanlıştı, okul boykotu doğru

İsmail Beşikçi (Yazar)

Bugünlerde Türkiye, Kürt sorununu cesurca tartışabiliyorsa, bunun arkasında önemli ölçüde İsmail Beşikçi’nin 1970’lerden beri yürüttüğü akademik çalışmalar da yatıyor. Yıllarını Kürt sorunuyla ilgili görüşlerinden dolayı hapishanelerde geçiren Beşikçi’ye göre BDP’nin politikalarında bir hayli kusur ve yanlış var…

1- BDP’nin referandumdan sonra, şimdi de çocukları boykota çağırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

BDP’nin, TBMM’deki anayasa değişiklikleri sırasındaki tutumu yanlıştı. Referandumun boykot edilmesi de sağlıklı bir tutum değil. Referandumda hayır çıksaydı bu, Kürtlere çok olumsuz bir şekilde yansırdı. Anadilde eğitim için okulların boykotunun çok olumlu olduğunu düşünüyorum. Kürtler bu tür sivil itaatsizlik eylemlerini çoğaltmalıdır. Anadilde eğitim gündeme geldiği zaman bazı basın mensupları, yazarlar ve siyaset adamları, “bu, Kürt çocukları için çok büyük bir haksızlıktır, Kürt çocuklarına kötülüktür” dediler. Ama Kürt çocukları 23 Nisanlarda güvenlik güçlerinin çok ağır şiddetiyle karşılaşırken, kelepçelenip cezaevlerine götürülürlerken ses çıkarmayan bu kişilerin, anadilde eğitim savunulduğu zaman, bunu Kürt çocukları için kötülük olarak algılamaları ibret verici bir tutumdur.

2- Son iki yıldır hemen her televizyon kanalında, sizin bedel ödeyerek açıkladığınız fikirlerin benzerleri ifade ediliyor. Kürt meselesinin bu kadar konuşulması bizi çözüme yaklaştırıyor mu?

Bu konuşmalar elbette çözüme yaklaştırıyor. Bir-iki sene öncesine kadar sadece Kürt yazarları, Kürt aydınları, “Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur” derlerdi. Şimdi basın mensupları, yazarlar ve siyasetçiler arasında bunu söyleyen çok kişi var. Martti Ahisaari başkanlığındaki Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun Türkiye’ye gelip taraflarla görüşmeler yapması da dikkate değer. Fakat Kürt aydınları, Kürt yazarları, çözümden daha çok sorunun temel niteliği üzerine durmalıdır. Çözüm konusu Kürt siyasetçilerin işi olmalıdır.

3- Bazı BDP’liler referandum boykotunun demokratik özerkliğe verilmiş destek olduğunu söyledi. Sizce Kürt hareketi Kürtlerin taleplerini mi yansıtıyor yoksa Kürtlere ne talep edeceklerini dikte mi ediyor?

Kürt taleplerinin belirginleşebilmesi için sorunun temel niteliği üzerinde yoğun, sürekli bir tartışmanın yapılması gerekir. Ortadoğu’da nüfusu 40 milyonu aşkın Kürtler, neden küçücük bir siyasal statünün sahibi olamamışlardır? Kürtler ve Kürdistan, neden bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmıştır? Bu süreç nasıl yaşanmıştır? Kürtlere ve komşularına bu sürecin etkileri ne olmuştur? Bunların tartışılması gerekir.

4- Referandumdan hemen sonra Hakkâri’de yaşanan katliam gündemi değiştirdi. Benzer katliamlar defalarca tekrarlandı. Sizce bu tür katliamlardan en fazla kimler nemalanıyor?

Tabii ki savaşın sürmesini isteyenler. Savaş sürecinde uyuşturucu kaçıran, insan ve silah kaçakçılığı yapan küçük ama silahlı, örgütlü, etkili gruplar vardır. Katliamlar da bu gruplar tarafından gerçekleştiriliyor. Bu, her şeyden önce derin devleti akla getiriyor. Ama derin devletin, Ergenekon’un, PKK içine de sızdığı anlaşılıyor.

5- Kürt hareketine ne önerirsiniz?

Kürt sorununun temel niteliği üzerinde kafa yormak önemli olmalıdır. Kürt hareketi bu tartışmaları boğmamalı, bilakis geliştirilmesi yönünde çaba sarfetmelidir. Kürtler arasında barışı kurma çabasını göstermek önemlidir. Örgüt içinde düşün özgürlüğünün kurumlaşması yönünde faaliyet yürütmek önemlidir. Kürt aydınlarını küçümsemek çok yanılıştır. Kürt aydını bu süreçte varlığı-yokluğu en çok hissedilen kategoridir.

6- Kürt-Türk ayrışmasından söz ediliyor. Bir sosyolog olarak böyle bir ayrışma görüyor musunuz?

Kürtlerle Türkler arasında ruhsal bakımdan çok büyük bir kopuş yaşanıyor. Türklerin çok büyük bir kısmı, örneğin Filistin’e gösterdikleri ilginin küçücük bir kısmını Kürtlere göstermiyor. “Faili meçhul” cinayetlerden, köylerin yakılıp yıkılmasından, toplu işkencelerden vs. habersiz Türklerin oranı çok büyüktür. Bu neden böyledir? Devlet Türk kamuoyunu böyle biçimlendirmiştir de ondan.

MİLLİYET’İN YAYIMLADIĞI METİN

İSMAİL BEŞİKÇİ (Yazar)

Çözüm yaklaşıyor

Kürt meselesinin bu kadar konuşulması çözüme yaklaştırıyor. Eskiden sadece Kürt aydınları, Kürt yazarları bunu konuşuyordu

1- BDP’nin önce referandum sonra da çocukları okula göndermeme boykotunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

BDP’nin, TBMM’deki anayasa değişiklikleri sırasındaki tutumu yanlıştı. Referandumun boykot edilmesi de sağlıklı bir tutum değil. Referandumda hayır çıksaydı bu, Kürtlere çok olumsuz bir şekilde yansırdı. Anadilde eğitim için okulların boykotunun çok olumlu olduğunu düşünüyorum. Kürtler bu tür sivil itaatsizlik eylemlerini çoğaltmalı. Anadilde eğitim gündeme geldiği zaman bazı basın mensupları, yazarlar ve siyaset adamları, “Bu, Kürt çocukları için çok büyük bir haksızlıktır, Kürt çocuklarına kötülüktür” dedi. Ama Kürt çocukları 23 Nisanlarda güvenlik güçlerinin şiddetiyle karşılaşırken, kelepçelenip cezaevlerine götürülürlerken ses çıkarmayan bu kişilerin anadilde eğitim savunulduğu zaman için kötülük olarak algılamaları ibret verici.

2- Kürt meselesinin bu kadar konuşulması bizi çözüme yaklaştırıyor mu?

Bu konuşmalar elbette çözüme yaklaştırıyor. Bir-iki sene öncesine kadar sadece Kürt yazarları, Kürt aydınları, “Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur” derlerdi. Şimdi bunu söyleyen çok kişi var. Martti Ahisaari başkanlığındaki Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun Türkiye’ye gelip taraflarla görüşmeler yapması da dikkate değer. Fakat Kürt aydınları, Kürt yazarları, çözümden daha çok sorunun temel niteliği üzerine durmalı. Çözüm konusu Kürt siyasetçilerin işi olmalı.

3- Kürt hareketi Kürtlerin taleplerini mi yansıtıyor yoksa Kürtlere ne talep edeceklerini dikte mi ediyor?

Kürt taleplerinin belirginleşebilmesi için sorunun temel niteliği üzerinde yoğun, sürekli bir tartışmanın yapılması gerekir. Ortadoğu’da nüfusu 40 milyonu aşkın Kürtler, neden küçücük bir siyasal statünün sahibi olamamışlardır? Kürtler ve Kürdistan, neden bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmıştır? Bu süreç nasıl yaşanmıştır? Kürtlere ve komşularına bu sürecin etkileri ne olmuştur? Bunların tartışılması gerekir.

4- Hakkâri’de yaşanan katliam gündemi değiştirdi. Bu katliamlardan kimler nemalanıyor?

Tabii ki savaşın sürmesini isteyenler. Savaş sürecinde uyuşturucu kaçıran, insan ve silah kaçakçılığı yapan küçük ama silahlı, örgütlü, etkili gruplar vardır. Katliamlar da bu gruplar tarafından gerçekleştiriliyor. Bu, her şeyden önce derin devleti akla getiriyor. Ama derin devletin, Ergenekon’un, PKK içine de sızdığı anlaşılıyor.

5 Kürt-Türk ayrışmasından söz ediliyor. Böyle bir ayrışma görüyor musunuz?

Kürtlerle Türkler arasında ruhsal bakımdan çok büyük bir kopuş yaşanıyor. Türklerin çok büyük bir kısmı, örneğin Filistin’e gösterdikleri ilginin küçücük bir kısmını Kürtlere göstermiyor. Faili meçhul cinayetlerden, köylerin yakılıp yıkılmasından, toplu işkencelerden habersiz Türklerin oranı çok büyük. Neden böyle? Devlet, Türk kamuoyunu böyle biçimlendirmiştir de ondan.

– birdirbir.org

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.