657 sayılı DMK değişiklik taslağı

Ömer Yıldız - 17 Ekim 2010 - 2011 KESK Kongresine Giderken / İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

657 sayılı DMK’nun değiştirilmesinin temel kaygısının sözleşmeli istihdama geçişin sağlanması olduğu vurgusu ile kendimce taslak ile ilgili fikirlerimi paylaşacağım.

Yeni değişiklikler anlatılırken önce tarih verilerek ne kadar eskide kalmış çağrışımı yaptırılıyor ki insanlar değişmesi gerektiğine inansın. “1965 yılında kanunlaşan, ağırlıklı olarak 1971 ve 1972 yıllarında yürürlüğe giren ve bugüne kadar üzerinde çeşitli değişiklikler yapılmasına rağmen sistematiğini muhafaza eden 657 sayılı Devlet Memurları Kanunudur.” Ancak pek çok kanun bu tarihten daha eski ya da yaşıt. Örneğin pek çok sorunları olan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu 1973 yılında kanunlaşmış.

Bir diğer konu ise AKP’nin her kanunda ve anayasanın genelinde yaptığı “kes yapıştır” ya da “ucundan azıcık” tarzı yasa değişikliklerine yeni bir örnek oluşturuyor.

“Kamu personeli, sayıları milyonlarla ifade edilen geniş kitlelere hizmet verdiğinden; bu hizmetin kalitesinin ve verimliliğinin artırılması, personelin etkin, verimli bir hale getirilmesi, kamu personeline dinamizm kazandırılması, daha geniş sosyal hakların sağlanması hükümetimizin öncelikleri arasında yer almaktadır.”

Burada anlatılan “kamu çalışanlarının çalışmadığı ve verimli olmadığı, daha çok çalıştırmak için değişiklik yapılacağı” şeklinde tercüme edilebilir.

“657 sayılı Devlet Memurları Kanununun işlemez hale gelen, uygulama alanı kalmayan ve güncelliğini yitirmiş kısımları yürürlükten kaldırılmaktadır.”

Bu kısımda kastedilen, kadrolu çalışmanın uygulanamaz ve kaldırılması gereken bir sistem olduğudur.

Açıklamada 4 tür istihdamdan bahsediliyor ancak kendi içlerindeki bölümler atlanmış. Örneğin sözleşmeli istihdamda 4/B, 4/C gibi bölümler var. Dolayısıyla istihdam şekli 4 değil.

Doğum izni ile ilgili düzenlemeden bahsediliyor. Eskisine göre iyi olan ileri ülkeler normlarına göre iyi olmuyor. “Dünyanın en önde ekonomilerindeniz, zenginledik” diyenlerin ileri ülke standartlarını da getirmesi gerekmez mi? Yoksa sözde zenginliğin kaynağı çalışan hakları istismarı mı? Çalışan sınıf öğretmenine süt izni vermeyen bir ülkeden bahsediyoruz. Hükümet doğum iznini artırmakla sadece doğum sayısını arttırmakla meşgul anlaşılan. Doğumda, gelişmiş ülkelerin verdiği ücretli izinleri “ücretsiz” vererek iyilik yaptığını söylüyor.

Uluslar arası sözleşmelerde olmayan “toplu görüşme” ucubesi yasalaşmaktadır.

Uyarma ve kınama cezalarında mahkemelere dava açılabilmesi fiili bir durum haline gelmişken bunu kısıtlamak amaçlı kurula havale edilmesi getirilmiştir.

Memur sicil sistemini “sübjektif” olarak doğru bir tespitle değerlendiren taslak daha sübjektif hatta istismara açık “performans değerlendirme” sistemi getirmektedir. Değerlendirme kriterlerini beğenmeyen taslak yapıcılar değerlendirme konusunda ön yargılı olduğu pek çok davada ortaya çıkmış, belgesiz olarak sicil raporlarındaki “tarafsızlık ve insan haklarına saygı” maddelerine dahi tam puandan düşük not veren yöneticilere performans değerlendirme hakkı vermektedir.

Çalışma alanında “toplam kalite yönetimi (TKY) anlayışından hareketle insanları işveren ve iş gören olarak ayırmaktadır. Örneğin okullarda veli işveren, öğretmen iş gören oluyor. Bu mantıkla eğitim, yapılan iş öğrenci ise “malzeme” oluyor.

Ve tüm düzenlemenin asıl maksadı olan özel sektörden üst düzey yönetici transferi. Artık cemaatlerin yetiştirdiği elemanlar o kadar çoğaldı ki özel sektörler yeterli gelmiyor. Devlet de bu “çalışkan, başarılı, üstelik dini bütün” çalışanlara devlette yer açıyor.

Tasarı uzmanlık ile ilgili düzenlemeleri geliştiriyor. Bir taraftan aynı işi yapana aynı ücret derken aynı dersi anlatan öğretmenleri “uzman”, “baş” diye ayırmakta ısrar ediyor. “Bu ne yaman çelişki” sanırım uygun düşer. Üstelik uzmanlık başlangıcını KPSS gibi skandal bir sistemle yapacağını söylüyor hükümet. KPSS’de % 1’e kimlerin girdiği malum. Sanırım uzman edilip fazla ücret verilmek istenen de bu kesim.

657 sayılı DMK değişmelidir. Ancak anlaşılıyor ki bu değişiklik de anayasa değişikliğinde olduğu gibi, yasanın muhataplarından görüş alınmadan nihai hedef olan “sözleşmeli istihdama” doğru hızlı adımlarla gidişin göstergesi gibi geliyor.

Direnmek lazım. Örgütlü direnmek lazım. Örgütlerin tabanını dinleyip doğruları söylemesi lazım.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: DMK / yasa taslakları /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.