TKP işçilere karşı, sendika bürokrasisinden yana!

Seyfi Adalı - 17 Ekim 2010 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Türkiye Komünist Partisi (TKP), TEKEL işçilerinin 2.Direniş Hareketine destek vermeyerek, Tek Gıda-İş bürokrasisinin yanında yer aldı. 13 Ekim tarihli Sol gazetesinin “ParitiliYaşam” sayfasında yer alan haberin başlağı bile yeterince anlamlı: “TKP TEKEL işçilerinden ne bekliyor?” sorusunun cevabı yazının içinde var: TKP TEKEL işçilerinden Tek Gıda-İş bürokrasisine karşı mücadele etmemesini bekliyor.

İşçilerin eylemini “Tek Gıda-İş karşıtı eylem” olarak alt başlığa çıkartan TKP yayın organı, işçilerin polis engeliyle karşılaştıkları için sendikaya giremediklerini, bu nedenle durumu protesto etmek için çadır kurduklarını bildiği halde, TEKEL işçilerinin 2. Direniş Hareketini doğrudan “sendika karşıtı” eylem olarak sunuyor.

Bu doğru değil. İşçiler sendikalarına bile girememişken, sendika polis gücüyle işçileri sendikaya almamışken, Tek Gıda-İş’in tutumunu eleştirmeden TEKEL işçilerine derhal “sendika karşıtı” yaftasını asmanın siyasal anlamı, TKP’nin işçilere değil, Tek Gıda-İş yönetinime destek verdiğidir.

Nitekim TKP işçilerin sendika bürokrasisinden bağımsız eylemini uygun bulmamış, üyelerinin bu eyleme katılmasını engellemiş, katılan üyeleri varsa da onları da eylemden geri çekmek üzere toplantı üstüne toplantı düzenlemiştir. İşçilerin meşru mücadelesini büyütmek yerine, kendisinin içinde yer almadığı eylemin karşısına geçerek, işçilerin mücadelesinin başarısız olmasından yana hareket etmiş, işçi karşıtı tutum almıştır.

17 Ekim yürüyüşüne ise, direnişe katılan 4 TKP üyesinden 2’sini katmayarak, tavrını daha da keskinleştirmiştir. Bu nedenle de 17 Ekim eylemi TKP Beyoğlu ilçe önünden geçerken sendika bürokrasisine destek verenleri protesto eden sloganlara sahne oldu.

Parti yayın organı Sol Dergisi “TKP TEKEL sürecini kapattı mı?” diye soruyor. GÜÇDER’in (Güvencesiz Çalışanlar Derneği) kuruluşunu ileri süren gazete, GÜÇDER’in sendikanın boşluğunu doldurmak için kurulmadığının altını çiziyor. Yani sendika yönetimine karşı olmadıklarını ifade ediyor. Mustafa Türkel’e mesaj gönderiyor.

Nitekim ikinci cümlede, “Bu boşluğu -sendikanın bıraktığı boşluktan söz ediliyor- doldurmak için harekete geçen başka bazı unsurlar (17 Ekim yürüyüşünü düzenleyenler), mücadelenin hedefine sendikayı yerleştirdiler” diyor. Devamla “Sendikanın merkez ve şubelerinin basılması ile TEKEL işçilerinin mücadelesinin yükseltileceğini düşünenler de bu boşluğu doldurmaya aday olduklarını ifade etmiş oldu” denilerek, sözde komünistelerin öyle radikal işlerle ilgisi olmadıklarını ifade etmiş oluyorlar.

Ve final: “… ortaya çıkan tablo, 12 bin TEKEL işçisinden en fazla 10 işçinin yaptığı ‘eylemcik’e dönüşmektedir” cümlesidir. TKP eğer işçi hareketi güçlüyse yanında yer alacaktır, eğer hareket zayıfsa sendika bürokratlarından yana olup, mücadele eden işçilere destek vermeyeceğini söylemektedir. TKP güçlünün yanında yer alacağını itiraf etmiştir.

“TKP bu tabloyu benimsememektedir” derken 17 Ekim’deki yürüyüşte, TEKEL işçilerine verilen desteği hesap etmemiş olmalı. TKP TEKEL işçilerinin öncü eylemlerini “marjinal” olarak değerlendirirken, kendisinin marjinalleştiğini görebilir mi?

Sonuç itibariyle TKP sınıf mücadelesinde, TEKEL mücadelesinde safını ve kaderini işçilerden yana çizmeyerek, bu mücadelenin dışına düşmeyi göze almıştır ki, bu çizgi TKP’yi sendika bürokrasisiyle aynı safa, zemine sürükleyecek ciddi bir savrulma anlamına geliyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: sendika bürokrasisi / TKP /

Comments

  1. can diyor ki:

    acaba 12 gündür eyleme her türlü desteği veren bu iki işçinin neden bu eyleme katılmadığı(ki gözlemci olarak da katılmışlardır) sorusu soruldu mu?
    bu ilk ve son yorumdur.

  2. Uğur diyor ki:

    Bi yazı ancak bu kadar “sallayarak” yazılır. Üyelerinin gitmesini engelleyen(!), ya da giden üyelerini vazgeçirmek için toplantı üstüne toplantı düzenleyen(!) TKP’yi kim görmüş, nerede görmüş arkadaş ? Ya da bir partiye saldırmak için bir insan neden bu denli yalanlara, iğrençliğe başvurur ? Yani bir TKP üyesi olarak neden ben gittiğimde kimse beni engellemedi ? Ya da neden bu yapılan toplantılardan benim hiç haberim olmadı ? Ya da Sendika’ya göz kırpan bir açıklamamızı kim, nerede görmüş ? Bi de “anlaştığımızı” iddia etmek mide bulandırıcı bir üslup.

    Evet, parti merkezi olarak desteklememekte bu süreci, doğrudur. Bu eleştirilebilir. Yani eleştirebilirsiniz. Parti’nin haklı nedenleri vardır enerjisini aktarmaması için. Bunu anlamamak da isteyebilirsiniz. Ama TKP işçilere sırt dönüyor, sendikadan yana hareket ediyor demek de cahilliğin dik alasıdır. Ki Ankara’da ki sürece bir dönüp baktığınızda TKP’nin işçilere, ve bu direnişe ne denli önem atfettiğini göreceksiniz. Ama bunu niye yapasınız ki, değil mi ?

    Memleketimin solu o dönem “ya bu adamlar üç kuruş alınca dönecekler, burdan iş çıkmaz” der ilen TKP İstanbul kadrosunun yarısını Ankara’ya göndermişti bile. Yok, birebir içerisinde olmasam anlayacağım ama yok arkadaş, göz göre göre de tek ayak üstünde bu kadar yalan söylenmez. Sizin bu yaptığınız “yalancılık”tan da öteye gidiyor zira. Hele ki böylesi bir meselede (Tekel) TKP’ye geydirmek kimsenin harcı değildir, kusura bakmayın.

    Ha, dediğim gibi. Bu süreçte neden desteklemediğini, enerji aktarmadığını eleştirebilirsiniz, yapın. Ama bunu öyle yalanların, iftiraların, iğrençliklerin ardına saklanarak yapmayın. Ayıptır. Kendinizden utanırsınız günü gelince. Azcık yüzünüz var ise tabiki.

  3. N.Cemal diyor ki:

    Uğur arkadaş belli ki yazıya çok kızmış. Kızgınlık üslubu öylesine etkiler ki, 13 gün boyunca çadırda bulunan ve sonra terk eden TKP’li bir işçi kardeşimizin haklı deyimi ile “öfkemiz aklımızın önüne geçebilir…” İşte o TKP’li TEKEL işçisi, TEKEL direnişçilerinin Taksim yürüyüşünü -maalesef ki- TKP’nin penceresinden izlemekle yetindi

    Can imzalı ilk yoruma -ki gizemli bir bilen üslubu taşıyor- ve direniş süreçlerini çürütmeye hizmet edecek kişicilleştirmelere ise hiç mi hiç değinmek istemiyorum. Bu türden keskin bumerangların atanın elini de koparabileceğini hatırlatmak isterim.

    Uğur arkadaşa gelecek olursak, belkide direniş çadırında kendisi ile karşılaşmışızdır. TKP, Tekgıda-İş önündeki anti-bürokratik ve sendika ağalarını hedef alan protesto eylemini desteklemese de, oturma eylemi içinde bulunan TKP’li işçilere ziyaretler gerçekleştiren genç üyelerini engellemedi. Hatta onlara yiyecek-içecek yardımı gibi destekler bile sundu. Önce bunu ortaya koymak gerekiyor.

    Ama, TKP sonuna kadar eyleme karşıydı. Eylemin içeriği, klasik TKP tutumu açısından bakıldığında da karşısında durması için yeterliydi. Bunu bazı genç TKP’li arkadaşlar (Uğur da onların içinde olabilir), “bak, biz TKP’li olarak buradayız” diyerek kabul etmek istemediler. Gençler hep iyimserdir ve o nedenle de gençlerden umut kesilmez.

    Tartışma ve sohbetlerde, “İşte TKP’nin açıklaması ve tutumu ortada” diyerek başka metinlere de gönderme yaptık.(İlgilenenlerle yazılı olarak da yapmaya hazırız.) Yukarıda bulunan yazıda belirtilenlerin içeriğine yakın eleştirileri ben de bazı genç TKP’lilere ve hiç de “dalaşmadan” yaptım.

    Bu tutum daha çok tartışma ve eleştiri alacaktır, buna emin olun. Buna hazır da olun. Ama cevaplarınızı “yalancılar” diyerek kestirme bir yoldan vermeyin. Bu tutum, ne kişisel olarak size, ne de örgütsel olarak TKP’ye hiç bir şey kat(a)maz. O nedenle de içeriği tartışmakta fayda var derim.

    TKP, sendikalar ve sendika yönetimleriyle iyi ilişkilerden yana olup, TEKEL direnişçilerinin anti-bürokratik tutumunu ve hesap soran eylemlerini çok kaba bir biçimde “sendika karşıtlığı” olarak sunmaya çalıştı. Bu tutumuna ısrarla devam ediyor. Oysa, TEKEL direnişçilerinin -anlatmaktan bıkmadıkları- konuşmalarındaki vurgu daima; “sendikalara değil, sendika ağalarına karşı mücadele ediyoruz” olmuştur.

    TEKEL işçileri, Tekgıda-İş Genel Merkezinin önüne geldikleri ilk günden itibaren karşı karşıya getirildikleri polise, “bu sendika bizimdir ve her kuruşunda alınterimiz var” dediler. Politik ifadesi ile söyleyecek olursak; “Sendikalar işçilerindir, işçiler sendika yönetimine” demekteler. Bu nedenle de, sadece Tekgıda-İş ve sendika ağası Türkel’in değil, son olarak Hava-İş yöneticilerinin ve sol sendika ağası Ayçin efendinin de saldırısına uğradılar.

    TKP bir şeyi netleştirmiş görünüyor ve bu gidişat mevcut sınıf mücadelesi içindeki saflaşmasını açığa çıkartıyor. TKP’nin bu tutumu, Gökkuşağı Hareketi ile geliştirmek istediği “iyi ilişkilerde” de hiç iyi bir yere denk gelmeyecek gibi görünüyor. Umarım yanılırım.

    Patronlar patronlarla beraber, ağalar ağalarla beraber, işçiler işçilerle beraber; TEKEL direnişi işte tam da bunu açığa çıkarıyor.

    Sadece TKP değil, EMEP’inden Halkevleri’ne kadar ve hatta ÖDP’yi de içeren bu “kutsal ittifak” cephesi mevcut saflaşmada TEKEL direnişçilerinin değil, sendika ağalarının safına savruluyorlar. Mücadeleci işçilere ve anti-bürokratik mücadele saflarına yaklaşmalarını engelleyen ise, mevcut sendikal sistem içinde tuttukları “yer” ve karşılıklı “bağımlılık” ilişkileriyle doğrudan ilgilidir. Bu durumu da üstünde durdukları ideolojik zeminden bağımsız değerlendirebilmek mümkün değildir.

    TEKEL işçilerinin Taksim mitinginden iki şiarla hoşçakalın diyorum;
    “TEKEL’in Ateşi AKP’yi Yakacak!”
    “TEKEL’in Ateşi Tekgıda’yı Yakacak!”

  4. arzu güneş-TEKEL İŞÇİSİ diyor ki:

    Şimdi bu yazı herkese bir cevap olsun. ismimi açık ve net olarak yazdım kimseden gizlim saklım yok öncelikle.20 yıllık TEKEL işçisiyim. Son 6 aydır da TKP üyesi bir işsizim. Yukarıda Seyfi Adalanın yazdığı yazı harfi harfine doğrudur. Kendisini tanımam bilmem hiç sohbette etmedim. Partimin mahremiyeti benim için çok önemliydi çünkü çok çok güveniyordum. Ortada bir yalan yok yoldaşlar. Bize kapınızı da açtınız yanımızda da oldunuz ihtiyaçlarımızı da giderdiniz bunlarda doğrudur.Ama benim anlayamadığım şey, hala da anlamadığım(aslında şu yorumları ve bu yazıyı okumak bile beni fazlasıyla yaralıyor partili olarak) emeğin ve işçilerin öncülüğünde sosyalizmi savunan, sosyalist olduğunu söyleyen, maalesef ki sosyalizmle uzaktan yakından alakası olmadığını gördüğüm TKP,ÖDP,EMEP VE HALKEVLERİ yani yukarda N. Cemalin de yazdığı gibi ” kutsal ittifak” neden sınıfın yanında değil diye soruyorum?

    Mücadelenin olabilmesi için illa ki on binler mi olması gerekiyor? Bir kişinin mücadele ettiği alanlarda ona destek vermeyecekmiyiz kalabalık değil diye? Nasıl bir mantık bu, nasıl bir sosyalizm anlayışıdır yine soruyorum? Soruyorum çünkü işçi mantığım bunu almıyor.

    Kimlerin neden burada olmadığını ben çok çok iyi biliyorum. O yüzden provakasyona gerek yok arkadaşlar.

    Sonuç olarak burada sol siyasi partiler işçi sınıfının yanında olmayacaksa,kimin yanında olacaklar? Sarı sendikaların mı yoksa, patronların mı ? Öncelikle saflarını belirleyip mücadeleye o şekliyle devam etsinler…

    BİZ HAKLIYIZ BİZ KAZANACAĞIZ!…

    ARZU GÜNEŞ
    TEKEL İŞÇİSİ

  5. Tunca diyor ki:

    N. Cemal’e sormak istediğim bir husus var.

    Demişsiniz ki, “Oysa, TEKEL direnişçilerinin -anlatmaktan bıkmadıkları- konuşmalarındaki vurgu daima; “sendikalara değil, sendika ağalarına karşı mücadele ediyoruz” olmuştur.” demişsiniz.

    Eylemde atılan “TEKEL’in Ateşi Tekgıda’yı Yakacak!” sloganının yukarıda alıntıladığım iddianızla taban tabana çeliştiğini gerçekten göremiyor musunuz?

    Bir de Ankara direnişine katılan binlerce TEKEL işçisinin son sürece dahil olmamasını nasıl açıklıyorsunuz? Hepsi satın mı alındı, hepsi mi direnişi bıraktı?

    Samimi yanıtlar üzerinden sağlıklı bir tartışmaya girmek niyetindeyim.

  6. N.Cmal diyor ki:

    Tunca arkadaş sorular sormuş. TEKEL işçisi ve TKP üyesi sevgili Arzu’nun yanıt ve değerlendirmesinden sonra ben olsam biraz beklerdim.

    Tunca ne denli samimi bulur bilemem ama yine de cevap yazacağım. Bu noktada da eklemek zorundayım ki, TEKEL direnişçileri adına konuşmuyorum -ki buna ne yetkim ne de hakkım var- ve yazdıklarım kendi değerlendirmelerimdir.

    Evet, TEKEL direnişçileri başından bu yana sendikalara, sendikal örgütlenmeye ve sendikal mücadeleye karşı değiller. Öyle olmasaydı; Tekgıda-İş Genel Merkezinin önüne gelip, tüm tepki ve kızgınlıklarına karşın “sendika ağaları” diye niteledikleri sendika yöneticileri ile görüşmek gibi bir dertleri olur muydu?

    Peki, ne için görüşmek istediler; TEKEL işçilerine göre “iki mustafa” da -M.Kumlu ve M.Türkel- AKP işbirlikçisi ve 4 C’ye karşı mücadeleyi danışıklı dövüş ortamında bitirdiler. Türkel, 4 C’ye ve güvencesiz çalışmaya karşı topyekün bir mücadelenin önünde misyon olarak da bir engel. TEKEL direnişçileri bu engelin aşılmak zorunda olduğunu bilince çukarmış olup, eylem ve basınçlarıyla da aşmak istiyorlar.

    Türkel bunu çok iyi biliyor ve yüzleşmekten kaçtığı için TEKEL direnişçileriyle görüşmeye bile yanaşmadı. Bu tutum karşısında da TEKEL direnişinin kararlı -az ama öz- unsurları “bizim” dedikleri sendikalarının önünde -polise, yağmura, soğuğa ve ağalara karşı- süresiz bir oturma eylemi başlattılar.

    “Tekel’in Ateşi Tekgıda’yı Yakacak!” sloganı, TEKEL direnişçilerinin “sendika düşmanı” olduğunu mu -Tunca da galiba onlardan- ifade ediyor? Kesinlikle kocaman bir HAYIR. Bu sloganın “Tekelin Ateşi AKP’yi Yakacak!” sloganı ile birlikte atılması da çok önekli değil mi? Sınıf işbirlikçiliğini ifade ve teşhir ediyor ve Taksim yürüyüşünde bir fotoğraflı dövizde de Türkel ile Tayyip’in el ele fotoğtafı altında “Ak-Gıda-İş” yazıyordu. Bu kimin algısı ve sunumu? Elbetteki TEKEL direnişçilerinin.

    “Peki bu ateş de ne hocam, bu ateş” diye mi soruluyor? Meram bu mu? Cevap; Bu ateş arınma ateşidir! Sendika ağalarından, sendikal bürokrasiden ve bu verili zemini sunan sendikal sistemden arınmanın ateşi. Sınıf mücadelesinin dinamikleri devrimcidir ve değiştirir. Bu değişim her daim devrimle sonuçlanmasa da, sınıfın hafızasını oluşturacak deneyim ve birikimleri oluşturur. TEKEL direnişi bu topraklarda -ilk kez ve bu açıklıkta- sınıf mücadelesinin anti-bürokratik mücadeleden azade olmaması gerektiğini göstermiştir. 90-91 Madenci grevi ve bahar eylemlerinin niceliğine ulaşamasa da, nitelik ve misyon olarak ondan daha az devrimci ve etkili olduğunu kimse iddia edemez.

    Sendikal sisteme gelince; Mevcut sendikal sistem, kapitalist düzenin işlerliğini sağlayan bir nitelikte ve ağa-bey gibi sonuçlar doğuruyor. Türkel’in yerine iyi niyetli, devrimci duygular ve düşünceler taşıyan bir TEKEL işçisini de getirsek bir şey değişmez. (Ayçin Hava-İş’in başına geldi de ne oldu?) Bu sistem aklı ve duyguları çelebilir, sağladığı akar baştan çıkara bilir. Örnekleri de ortada değil mi?

    Mevcut sendikal sistemi tamamen parçalamak ve dağıtmak gerekiyor. Sendikaların, işçilerin öz-örgütü olabilmesi için bu bir zorunluluk. Yeni bir sınıf sendikacılığının programatik inşası bizzat sıcak mücadele içinde tartışılarak açığa çıkartılıyor. TEKEL direnişi bunun önemli bir parçası. Bu yazıyı uzatmamak için, bahse konu ilk verilerin Hava-İş Gökkuşağı Hareketinin manifestosunda görülebileceğini söylemekle yetineceğim.

    “Binlerce Tekel işçisinin son sürece dahil olmaması”na gelince;

    1- Bunun sol cenaha dahil “bölücü” ve “dağıtıcı” niteliğine önceki notumda yer alan “kutsal ittifak” betimlemesinde değindim. Sendika ağalarıyla “domuz topu” gibi kenetlenenlerin TEKEL işçileri içinde yürüttükleri “üye kampanyaları” sonucu ortaya çıkan tablo yol gösterici ve ön açıcı olmamış, tam tersine dağıtıcı olmuştur. Bu “kutsal ittifak” çadırların söktürülüşünden sonra ki eylemlere katılımı açıkca ya da dolaylı yollarla engellemiştir.

    2- Sendikaya rağmen sendikal bir mücadele zor. Ne onla oluyor, ne de onsuz.(Arabesk ve yıkıcı bir aşk sarmalı gibi)Mevcut sendikal sistem ve akarının gücü güçlü bir engelleyici faktör ve işçileri tehdit ediyor, arpalıklar veriyor, yıldırıyor. Açıkça, bu “eylemlere katılmayın” diyrek yaptırımlar uyguluyor. Bir örnek vereyim: Tekgıda-İş yönetimi, AKP bakanının ağzından sunulan bir ifadeyi bir çok kanaldan TEKEL işçilerine servis ediyor; “İstanbul Tekgıga-İş Genel Merkezi önündeki eyleme katılanların atamaları hükümetimizce yapılmayacaktır…”

    Ben de Tunca’ya sormak isterim; sendika ağalarının bu eşitsiz ve kirli savaşının karşısında bir kaç çocuk, çocukların okul masrafları,ödenmesi gereken ev kirası, doyurulması gereken karınlar ve yaşam gailesi karşısında sen olsan gelir miydin? Artık TEKEL işçilerinin işsizlik maaşı da almadığı biliniyor olmalı?!.

    Şimdiki direnişin de, direnişe katılanların da güncel ve tarihsel önemi burada.

    Tunca’yı ve onun gibileri TEKEL işçilerinin direniş çadırına çağırıyorum.
    Direniş ve grevler okuldur ve öğretir. Öğrenmeye açık olmayanlar öğretemezler de…
    N.Cemal

  7. onur diyor ki:

    burdan butun tkpli yoldaslarimdan rica ediyorum, lutfen bu mevzuda israrli olmayalim… cunku bu ufak bir dil yarisindan oteye gecmiyecek kimseyi de boyle bir portalda ikna edemeyecegiz. sonuc olarak bana kalirsa birakalim herkes istedigini konussun, yapcak bir sey yok bizim yani tkp nin nasil kosullarda nasilimkansizliklarla turkiyede yeni bir devrimci sol dalga yaratma cabasi icinde oldugumuzu biliyoruz bunu bizimlebirlikte hareket edenlerin buyuk cogunlugu bilir buyuk cogunlugu diyorum cunku mutlakla bir ara bizimle beraber olup sonra ayri dusenler olmustur olacaktir bu sadece bize ozgu bir durum degildir. zaten bizim bir iki eylemimize katilan bir iki bildirimizi okuyup beyenenler etrafinda ben tkp liyim hatta uyesiyim diyip sinirli bilgisi ile yalan yanlis konustugunu hepimiz bir cok kere sahit olmusuzdur….
    neyse mevzudan bagimsiz bir duruma iyice evrilmeden sozlerim demek istedigime geri donersem………… birakalim istediklerini soylesinler biz bu tur insanlara sozumuzu alanlarda zaten soyluyoruz… hepimize kolay gelsin

  8. arzu güneş diyor ki:

    Bizler Ankara’ya giderken onbinlerce işçi değildik.AKP önünde toplam en fazla 1500 civarında işçi vardı. Gazı copu yedikten sonra Türkişin önüne sığındığımızda bu işçilerin yarısı gittiler zaten. Gaz olayından sonra da sendikanın olacaklara dair bir planı yoktu.Yani sırf yola çıkmış olmak için çıkmıştı.Ve yola çıkmak içinde yine işçi baskısı olmuştu. Türkişin önünde 150 kişi kaldığımızı biliyoruz biz.Sendika bizi yola çıkarırken 2-3 gün diye çıktı. Sendika bizimle yola çıkarken satıp savdıklarına karşılık işçilere bir diyet borcu olarak bu eyleme katıldı. Evet biz sendikalara değil, sendikanın başındaki TÜRKEL gibi asalaklara karşıyız yani sınıfa ihanet eden sendikacılara.Burada anlaşılmayacak hiçbir şey yok sanırım. Türkel sınıfa ihanet etmiştir. Hala nasıl oluyorda bunları savunuyorsunuz bir işçi olarak ben de bunu anlamış değilim. Türkel’den çıkarlarınız mı var yoksa arkadaşlar nedir bu savunu. Şu anda 4. levent gibi bir yerde halk gelip bize haklısınız diyorsa ve destek veriyorsa bence burda siyasilerin kendilerini sorgulaması gerekiyor yanılıyormuyum? Türkel çok iyi bir demagog bunun belki herkes farkında değil ama 20 yıllık sendika üyesi olarak bizler çok iyi farkındayız. 20 yıl boyunca mevsimlik işçi olduğumuz için bize oy kullanma hakkımız olmadığını söylemiştir sendikacılar oysa ki yasal olarak bu hakkımız da varmış. Çok sonraları öğrendik iş işten geçmişti.İşçilere hiç bir zaman yasal haklarını anlatmadılar öğretmediler eğitmediler.O yüzden Türkel Tekel işçisinin yapısını çok iyi biliyor diyorum. Türkel 2 Martta bu eylemi bitirirken Tekel işçisinin mücadeleye kendileri olmadan devam etmeyeceğini çok çok iyi biliyordu. Ve Ankara’da özellikle besledikleri, otellerde yatırdıkları arkadaşlarımız vardı.Bunları biliyorduk ama mücadele içerisinde onlara tepki vermedik mücadelemiz zarar görmesin diye. Bir işçi olarak ben hiçbir zaman enerji otelinde yatmadım. Çünkü yalakaları vardı. ben yalakaları değildim ya da benim gibi olanlar. Açlık grevinde arkadaşımızı dövdürecek kadar küçülmüştür Mustafa Türkel. Bu anlamda neden sayılara takıldığınızı anlamıyorum. Çadırın son zamanlarında bütün siyasi yapılar görmüştü çadırlarda kaçar kişi kaldığını. Hepiniz çok iyi biliyorsunuz.O yüzden böyle saçma sapan polemiklere girmek sosyalistlere yakışmıyor. Kim ne derse desin fişlensek de bu yolda ölsek de biz yolumuza kazanana kadar devam edeceğiz bunu herkes böyle bilsin.40 yıllık yaşamımda öğrendiğim tek şey DİRENEN İŞÇİLER YENİLMEZLER!!!!!

    ARZU GÜNEŞ
    TEKEL İŞÇİSİ

  9. börklüce mustafa diyor ki:

    ikiyüzlülüğün iktidarda olduğu bu dönemde sol içi tartışmalarda en tehlikeli şey cımbızla alınan sözlerle eleştiride bulunmaktır. arzu abla nın -ki kendisini bir tkpli olarak tanırım- bahsi geçen bu haftaki sol u okumadığını düşünüyorum. çünkü sol da bu olayların açıklaması cımbızla çekildiği gibi onursuzca değil onurluca, işçi sınıfının çıkarının ne olduğunu gösterircesine açıklanmıştır.

    ”ankara nın merkezinde siyasi iktidara karşı yapılan önemli bir işçi eylemi olan TEKEL direnişi siyasi iktidarı muhatap aldığı ölçüde güçlenmişti. bugün sendika ve sendikacılara yüzünü dönenlerin amacı sendikacıları rezil etmek, hesap sormak ise, sendikacılar zaten kamuoyunda rezil olmuştur. sendikaların kamuoyunda itibarı olduğunu düşünen bir kişi var mıdır? … ‘sendikanın TEKEL işçilerinin mücadelesine sahip çıkmaması’ fikrini tek ve güçlü mücadele gündemi olarak ilan etmek ve bunun işçilerin taleplerini karşılamaya yeteceğine inanılmasını beklemek türkiye yi, sermaye ile mücadeleyi bilmemek ve işçi sınıfının çıkarlarını öngörmemek anlamına gelmektedir. … açık ki, bunun üzerine çıkacak bir içeriğe, sermaye ve siyasi iktidarla yüz yüze güçlü bir kavgaya ihtiyaç vardır ve işçilerin siyasi iktidardan taleplerini canlı tutacak bir içeriğe duyulan ihtiyaç fazladır. TKP buna yoğunlaşmaktadır.”

    bu sözlerin geçtiği yazıdan ‘tkp sendikacı olmuş’u çıkarmak en kibar söylemle (….) ayıp olmuştur, ayıptan dönülür umarım.

    saygılarla

    NOT: (…) hakaret içeren sözcük çıkartılmıştır. Hakaret içeren yorumlar yayınlanmayacaktır. (Sol Defter)

  10. Mustafa Suphi diyor ki:

    TEKEL direnişinin en başından beri işçilerin yanında olan, orda bulunan bir çok örgüt gibi işçilerin yardımına koşan, fiziksel, hukuksal, siyasi her konuda işçilere koşulsuz destek veren bir siyasi partiye, cımbızlama yöntemiyle yazılmış bir yazıyla yapılmış kötü bir saldırı bu. Sol’daki yazının tamamı okunursa durumun bambaşka olduğu görülecektir. Ben TEKEL direnişinin ilk gününden sonuna kadar orda bulunan TKP’li bir avukatım. Orada TKP’nin TEKEL işçileri için neler yaptığını anlatacak değilim.. Ama binlerce üyesini bu iş için seferber eden bir partiye, “üyelerinin katılmaması için toplantı yaptı”, “sendikayla anlaştı” vb. yalanlarla saldırmak hiçbir ahlaki değerle bağdaşmamakta. Acaba olay gerçekten TEKEL işçilerinin yanında olmak mı, yoksa TKP düşmanlığı mı?

  11. mehmet ö. diyor ki:

    çok basit bir soru; yukarıdaki tkpli ve olası emepli arkadaşlara. hiç uzatmaya da gerek yok; yayın organlarınız sol.org.tr ve evrensel.net adresinde, meşaleli yürüyüşle ilgili kaç haber çıkmıştır? halkevleri bile hatasının farkına varıp, haber girerken; sendikacıların ağzından haberler yapmak veya görmezlikten gelmek gibi tavırlar, TEKELcilerin yanında olmak anlamına mı geliyor? CHP takipçisi olunacağına (sol.org.trde yayınlanan yorum ve haberlerin son dönem yoğunluğu bu konuda), TEKELcilerin takipçisi olunması daha doğru değil mi? İşçilere siz birşeyden anlamazsınız; biz anlarız tavrı mı komünistlik oluyor? Bu sözüm bütün kendini işçi yerine koyan siyasetlere. Kendinizi işçi sınıfının babası, amcası, akıl hocası görmekten vazgeçin; zira bir tek kendiniz buna inanıyor, sınıfın gözünde solu kötü hale getirmekten başka birşey yapmıyorsunuz.

  12. yk.yorukoglu diyor ki:

    SIP TKP ye ve agizlarina alma hakkina sahip olmadiklari,durustluk,komunistlik gibi sozler bir isci olarak beni uzuyor ben 15-16 hazirani yasadim istanbulda,gecen butun tarihsel sureci yasamis sinifin bir uyesi olarak utanmadan adini mustafa suphi diye yazan ve avukat oldugunu soyleyen kisiye uyesi oldugunu soyledigin partinin kurulusundan gunumuze Supilerin,Nazimlarin,Bilenlerin partisi ile hic bir ilgisinin olmadigini kendi yayinlarinda ve yunanistan kominist partisi merkez yayin oeganindaki roportajlainda soyledikleri ile,ilk metinin ne kadar uyumlu oldugunu gormek zor deyil 1970 donemi TKP isci sinifi icerisinden yetistirdigi kadrolari ile bu gun yeniden politika uretmeye ve sinif mucadelesine mudahele etmeye baslamis bulunuyor,sip tkp tarihsel yerine ulusalci saflarina donecek koministler gercek partilerinde mucadeleye devam edecek yasasin proleterya enternasyonalizmi yasasin sinif mucadelesi,tekel iscileri ve mucadelesi sinifin onurlu durusudur

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.