AKP ve Liberaller, Kürt Sorununun Çözülmesine Engeldir

Sırrı Süreyya Önder - 8 Kasım 2010 - Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

20. yüzyılın postmodern düşünürü Jean Baudrillard ‘Simulasyon’ adlı eserinde “Fotoğrafı çekilen nesne geri kalan her şeyin yok olmasının izidir sadece. Neredeyse kusursuz bir cinayet” der. Marksizm eleştirilerini sorunlu bulsam da aşağıdaki fotoğrafa bundan iyi resimaltı yazısı bulamadım.
Bu fotoğraftaki yüzlerce yanlışın yok olup, iz olarak sadece naylon kelepçelerin kalmasına çok denk düşen bir anlatım.
Teknoloji geliştikçe, nesneler yeni görünümler buluyorlar kendilerine. Ve fakat bu yenilik her nesnenin hikâyesini, tınısını, rengini de eskitip eksiltiyor. Eskiden kelepçe bileğe ‘vurulurdu’
örneğin. Bildiğiniz üzere demirdendi ve onun bileğe takılmasının, kapanmasının bir sesi, o anı ‘gerçek’ kılan bir yanı vardı. Şimdi kelepçelere bakıyorum da naylon. Sesi yok, hikâyesi yok; hatırası, çağrışımı yok.

Bu kadim topraklarda her şeyin bir usulü, yolu, yordamı vardır
Bölgenin egemenlerden pek göremediği adalet, kendi içlerinde bin yıllarca karşılaşılmış olaylar sonucu geliştirilen yöntemlerle belli usullere bağlanmıştır.
Burada kavganın da kavganın karşılığının da kız kaçırmanın da taziyenin de bir davayı soğutmanın da yöntemleri, döneminin âkil adamlarınca yorumlanmış, mümkün olduğunca kimsenin hakkını kimsede bırakmayan kararlarla sonuçlandırılmıştır.
Olan olmuştur nasılsa, hiç olmazsa sonuçları iyileştirici olsundur.
Bir kan davasında misal; kanaat önderleri, iki tarafın barışı için uğraş verirler.
Bu çaba iki şekilde sonuçlanır.
Seçeneklerden biri olumsuzdur, barış sağlanamaz. Toplumun en hatırlılarına rağmen kan sürer. Kanı sürdürmekte inat eden ailelerin davaları gittikçe büyür, ölülerin sayısı artar. Yaş ortalaması her geçen gün düşer. Genç ölümleri can yakar…
Bu davanın sahipleri, araya girmek isteyenleri defalarca geri çevirmiş, hatırlarını kırmışlardır. Bu yüzden artık araya girecek ricacıyı da bulamazlar. Herkesi yormuşlardır çünkü. Bir süre sonra -ki bu yıllar sürer- kan mecburen durur ama barış da yapılamaz. İki taraf da enselerinde korkularıyla öylece kalırlar.

Barış ya da bir büyük ziyafet şöleni
Diğer seçenek ise barışın sağlanmasıdır. Kanaat önderleri iki tarafın anlaşmasını sağladıktan sonra ya bağımsız bir yerde ya da kanı dökülen ailenin köyünde/evinde tarafların ve hatırlıların hazır bulunduğu büyük bir yemekte bir araya getirilir. İki taraf ve yakınları ağır bir sessizlik içerisinde aynı sofraya otururlar.
Bu, ‘aynı sofraya oturma’ eylemi, oluş biçimiyle sıradan olmadığı gibi sonuçları da bağlayıcıdır. İki tarafın yüzlerce insanı, bütün kalabalığıyla aynı sofrada ekmek bölüşür, su içer. Sadece ölenle öldürenin aileleri değil, amca, hala, dayı çocukları, yedi göbek akrabaları ile bu ritüele katılırlar.
Bu sayede hepsi tanık kılınır, hepsinden söz alınır; öyle ya, ateş birinin ocağına düşse de hepsini yakmıştır ama artık üstünü örtmek gerekir. Öldürülen ve öldüren taraf ölüye sahip çıkıp dua okur, el açarlar. Evet, elbette ağır bir vakıadır. Zordur ama ‘zor’un kurumsallaştığı bu topraklarda, eğer ‘büyükler’ aynı sofraya oturup ellerini açarak yordam gösterip barışmazlarsa bundan sonra gençlerinin ‘deli kanının’ önünü tutamayacaklarını da bilirler.
Dağda kalmanın, silah tutmanın, silaha silahla karşılık vermenin sonuç vermediğinden emin olduğumuz şu günlerde sivil Kürtler KCK davasına şöyle bakıyorlar: “Şiddete karşı çocuklarımız dağa çıktı. Hatta hem dağa hem de askere çocuk verdik biz. Kan döküldü. ‘Bu usul yanlış’ dediler. ‘Gençlerimizin kanı durmalı’ dediler. Evet, elbette durmalı. Biz de kendimizce yol yordam aradık. Dağa çıkmadı, silahı bıraktı ve derdimize şehirde çare aramaya başladılar ama gene bir yanlış bulundu. Çocuklarımızın usulüne yanlış diyorlar ama karşı bir usul de geliştirmiyorlar…”

Çözüme engel AKP ve liberaller
Epeyidir Kürtlerle sosyalistlerin arasına bir serinlik yerleşti. Bunun karşılıklı nedenleri ve sorumlulukları var kuşkusuz. Oysa Kürt’ün sosyalistten başka dostu olmayacağı gerçeği gün gibi aşikâr olmuştur. Bugün AKP hükümeti ve liberaller, yapıları gereği, barışın önünde bir engel oluşturmaktan başka bir işlev görmemektedir. Bunun nedeni iktisadi, simgesi de naylon kelepçedir. Bu düzen, yoksulu yoksula kırdırmakla nefes alıp vermektedir. Sosyalistler kafa karışıklıklarını, Kürtler de küskünlüklerini bir tarafa koymak zorundadırlar. Çözüm ancak Kürtler ve sosyalistlerin ortak aklıyla bulunabilir.
Öyle ya her usule karşı geliştirilmesi gereken bir de alternatif usul var beklenen; yukarıda sözünü ettiğim kan davalarında olduğu gibi…
Bu davayı soğutmak için araya giren, bunca yıldır barıştan yana uğraş veren insanların hatırı daha fazla kırılmadan, kimsenin bir damla daha kanı dökülmeden, yeni bir usul bularak bu dava soğutulmalıdır. Türkiye toplumunun refleksleri daha fazla sınanmamalıdır. İnsanlar daha fazla yorulmamalıdır. Bir yerlerde bir yanlışlık var, neredeyse bulunmalı, düzeltilmelidir.
Sahi… Naylon kelepçe demiştim öyle değil mi? Bırakın sesini, tınısını, hikâyesini…
Bir anahtarı bile yok!

– Radikal

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / Kürt sorunu / Liberalizm /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.