Sayın Berktay, Marks’ı Marksizm’den Vazgeçirmeyiniz!

Sol Defter- Haber - 8 Kasım 2010 - Makaleler / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Komünizm değil, marksizm mi?
Sayın Berktay, Marksı marksizmden vazgeçirmeyiniz!

Marks’ın kendi döneminde adıyla anılan bir akımla ilgili ünlü cümlesi, hem O’nun düşüncesine cepheden saldıranlar, hem de komünistler tarafından Marks’a atıfta bulunan dogmatik düşünceleri eleştirmek için alaycı bir tavırla alıntılanır: “Sadece şunu biliyorum ki, ben marksist değilim.” Marks’ın çoğu kez bağlamından cımbızlanarak alınan bu sözü, Fransa’da belli çevrelerin 1870‘lerde geliştirdiği ve Marks’ın yanlış bulduğu düşüncelere mesafe koymak için söylenmişti. Yani “onların savunduğu dogmatik düşünceler marksizm ise, o zaman ben marksist değilim” anlamında. Engels, Marks’ın bu cümlesiyle kastettiği akımların özelliklerini, “bakış açısının yanlış anlaşılması”, “her defasında tayin edici olan tarihsel gerçekleri kabaca tanımamak” ve “kendini sınırsız üstünlük bilinci”ne kaptırmak olarak tanımlar. Bu şekilde ortaya çıkan “zoraki çarpıtılmış bir marksizmdir” (MEW 22:69).

Bütün bir komünizm tarihini yargılamak konusunda “sınırsız bir üstünlük bilincinden” hareketle gururlanan Halil Berktay, Taraf’da “Bu ‘sol’ meselesini bırakamayacağım, korkarım” diye hayıflanıyor. Neden korkuyor? Bilinmiyor. Referandum sonrası “özgürlüklerin arttığı” bir ülkede, herkes uğraşacağı konuları seçmekte hür değil mi yoksa…  O bırakamıyor ve durmaksızın “kökenler araştırması” yapıyor.

Sosyalistlerin, egemen sınıflar arasındaki çekişmeler karşısında bağımsız bir duruş geliştirmeleri, egemen sınıf partilerinin her hangi birisine yedeklenme yerine bağımsız politika izlemeleri gerektiğini önemle vurgulayan çevreleri küçümsemek için şöyle diyor: “Şu habire tekrarlanan ‘egemenlerin tepişmesinde taraf olmama’ masalına bir yazı yeter sanırım. Sanki toplumsal mücadelelerin yüzde 99’u ‘egemenlerin tepişmesi’ değilmiş gibi, bir noktada. Taraf olmamak mümkünmüş gibi… Teoriden mi konuşalım, kitabiyat mı yapalım? Peki, bir mütearife gibi tekrarlanan bu zırvalığı kim, nerede demiş, Marx mı demiş, Engels mi, Lenin mi.”

Tarihçi Halil Berktay’a hatırlatmak gerekir ki biz, “toplumsal” mücadelelerin yüzde 99’unu egemenlerin değil, egemenlere karşı mücadele edenlerin, ekonomik, siyasi, kültürel, ideolojik barbarlığa karşı işçilerin, emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin sürdürdüğünü biliyoruz. Toplumsal mücadelelerin yüzde 99’unu “egemenlerin tepişmesi” olarak tarif etmek, egemen tarih yazmaktır. Egemen tarihin belirleyici özelliği ise, egemenlerin tarihini yazmak, ezilenleri unutturmaktır.

İkincisi, Marks’a, Engels’e, Lenin’e atıfta bulunarak sosyalistlerin bağımsız tutumu “zırvalığıyla” ilgili kaynakça istenilmiş. Elbette ki bu konuyla ilgili bir iki alıntı yapmak, konuyu hafife almak olur. Çünkü saydığı düşünürlerin neredeyse tüm bilinçli hayatı, tam da proleteryanın bağımsız tutumunu yaratmak, sosyalistlerin bağımsız siyasetini geliştirmek mücadelesinde geçmiştir. Zaten bu nedenle de bir iki değil, yüzlerce alıntı göstermek elbette mümkün ve basittir.

Ancak bana bu tartışmaların hatırlattığı bir alıntıyı okuyucuyla paylaşmadan edemeyeceğim. İki burjuva partisi arasında daha “az fena” olanı arayanları eleştirmek için şöyle diyor Marks bir yazısında: “İki saman yığını arasında hangisinin daha çekici olduğuna değil, ama iki sopa arasında hangisinin daha sert olduğuna karar vermek için bocalayan Buridan’ın eşeğinin konumundaydılar” (MEW 8:190).

Köken araştırmasına köklü bir soruyla devam ediyor Berktay: “Sadece solun bir kısmı mı sonradan cozutup bu hale geldi? Yani (kendimi ve bugün değer verdiğim, sevdiğim insanları kapsayan) bir diğer bölümümüzün görece aklımız başımızda mıydı geçmişte? Yoksa hepimiz mi, ya da daha net bir ifadeyle Marksizm-Leninizmin veya uluslararası komünist hareketin bütün ana mecrası mı, aynı ilkelliklerle malûldü(k)?… Bir yanım, çocuk yanım, duygusal yanım, kendini beğenen yanım aşikâr ki ilkine yatkın. Diğer yanım, tarihçi yanım, rasyonel yanım, dürüst ve mutsuz yanım ise galiba ikincisine. Ve korkarım bu yüzden, Nabi Yağcı’nın ‘ben gene komünist olurdum’ demesine bile katılamıyorum–bırakın, Murat’ın [Belge] hâlâ kendini komünist diye tarif ve tasvir etmesini”.

Anlaşılıyor ki, Berktay’ın çevresinde “çocukluğumuzda, gençliğimizde hata mı yaptık aceba, komünizm bir çoçukluk hastalığımıydı, şimdi olgunlaştık artık” gibi sohbetler çok yapılıyor olmalı. “Duygusal” olan birileri, “yoo, ben gene komünist olurdum” diyor, rasyonel akıllılar ise kapitalizmin barbarlığının tüm dünyaya ve toplumlara egemen olduğu koşullarda burjuva çözümlerini değil, komünizmi “ilkel” buluyorlar.

“Yukarıdaki satırlar bir bilmeceye, belki bir sayıklamaya dönüştü korkarım” diye devam ediyor Halil Berktay, eh, muhabbet olsun diye, bunu gerçekten onaylayalım: “Evet öyle, Berktay bey!” Ve şöyle bitiriyor: “Önemli olan şu ki, ‘sol’un bugünkü ‘tuhaf’lığının kökenini ararken, kendi köklerimi de aramış oluyorum. Hayır, Girit’lerde değil. Ömür boyu asıl kıtam, asıl ülkem olmuş olan yerde, Marksizmin içinde arıyorum” (Halil Berktay, Ya biz nasıldık? Kökler arayışı, Taraf, 30.10.2010).

Komünizmsiz marksizm nedir, nasıl tanımlanacak? Türkiye’de bir taraftan sosyalist soldan kopuş ilan edip, öbür taraftan “yeni bir sosyalizm” oluşturmaya soyunanlar, solu aşağılama edibiyatından vazgeçip, bu ilan edilen görevlerine döndükleri zaman  hep birlikte göreceğiz. Belki de “ya bu çok eski” diyerek gülümseyeceğiz. Ama şimdiden kesin bildiğimiz bir şey var ki, Marks bu tür “marksist”lerle ilgili söylemişti yukarıdaki cümlesini…

Son olarak, şu kimlik fetişizminin bir tasavvuru olan kök arama, kök bulma, kökü kötüleme metaforuyla ilgili yine Marks’a başvursak: “Radikal olmak, şeyleri kökünden kavramaktır. Ama insan için kök, bizzat insanın kendisidir.“

İnsan ise, köke değil, bacaklara ve ayaklara sahiptir. Ayakların tarihi araştırılsa, solu aşağılamaktan daha anlamlı bir faaliyette bulunulmuş olmaz mı? Gerçek ilkellikler daha basit açığa çıkarılamaz mı?

Not: Marks çevirileri bana aittir.

Prof. Dr. Gazi Çağlar

http://www.birgun.net/politics_index.php?news_code=1289209559&year=2010&month=11&day=08

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Engels / komünizm / Lenin / Marks / Marksizm /

Comments

  1. subotnik diyor ki:

    marksizm tarihsel diyalektiğe dayanır. tarihsel diyalektikte komünizme varır. bunlar birbirinden ayrılmaz bütünleşik olgular.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.