Polis, metal sanayicilerine biber gazı sıktı!

Sırrı Süreyya Önder - 13 Kasım 2010 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Hadi canım sen de hiç olur mu?’ demeyin, oldu…

Aslında siz de haklısınız, çağrışım hafızanız, polisin genellikle işçilere biber gazı sıkması görüntüleriyle dolu.
Aşağıda bu ‘ters’ olayın nasıl olduğunu okuyacaksınız.

The Sülün Osman’s tactic

1994 yılının kasım ayında, dönemin başbakanı Tansu Çiller, satamadığı eşeğin önüne ot koymamak için Karabük Demir Çelik İşletmeleri’ni kapatma kararı almıştı.

Bu yönteme o zaman “The Sülün Osman’s tactic” deniyordu. “Niye la İngilizce?” diye soranlar, ABD vatandaşı bir başbakanımız olduğunu bilmeyenlerdir.

Gençler daha iyi anlasın diye şöyle ifade edeyim, o zamanki başbakanımızın Türkçesi benimkinden bile kötüydü.
Özelleştirme furyası adı altında binlerce çakıl taşımız satılırken, ilk hançer “Verimsiz, zarar ediyor” diyerek saplanırdı.
Bu eğilim, matematiği geniş ama vicdanı kıt liberaller için bir zamanlar pek modaydı.

Bu mavalı Zonguldak Taş Kömürü İşletmeleri için okumaya başlamışlardı önce. “Efendim” diyorlardı, “burada toplam üretim şu kadar, zarar bu kadar, işletmeyi kapatsak, işçiye bedavadan maaş versek daha az zarar ederiz”.
Bu mantık, dinleyeni sersemletecek kadar çarpıcıydı. Gözden kaçan şey, bu önermelerin sahiplerinin aynı zamanda, mesela kömür ithalatı yapmakta oluşlarıydı.

İşte 1994 yılında, Karabük’te de aynı oyun sahneye konuyordu.

Hesaplanmayan bir şey oldu. Karabük halkı örneğine az rastlanır eylemler sergileyerek tüm ülkenin dikkatini bu dalavereye çekti. Bir günlüğüne tüm kentte hayat durdu.

Sizin, “Bu sadece Hakkâri’de olur” dediğiniz şeyler yapılmaya başlandı.

Mesela bütün ama bütün esnaf kepenklerini kapattı. Şoförler de kontaklarını kapatarak eylemi desteklediler. Belki inanmayacaksınız, belki de “Bu ancak Osman Baydemir’in işidir” diyeceksiniz ama kentteki hiç kimse çocuklarını okula göndermedi.

Dönemin Zonguldak Valisi, yollarda kontak kapatan araçlar nedeniyle kente 2-3 km kala yürüyerek girmek zorunda kalmıştı. Yüz bine yakın insan miting alanlarına dolmuştu. Tüm Karabük halkı 7’den 70’e adeta birbirine kenetlenmiş, tek yürek, tek ses olmuşlardı.

Zamanın keklik sekişli başbakanı hiç alışkın değildi böylesi bir itiraza, bayağı korktu.

O sırada ülkenin diğer yarısında ölüm listeleri elden ele geziyor ve insanlar kuş gibi öldürülüyordu.

“Oyy may gad” diyerek işletmeyi yöre halkına 1 TL gibi sembolik bir fiyata vermek zorunda kaldı. Ahaliyi uyandırmanın manası olmadığını fısıldamışlardı kulağına, “Sen şimdilik ver, biz daha sonra kapitalizmin insaniyetli yasaları ile geri lüpletiriz” demişlerdi.

İşçi patron olursa gör başa neler gelir

Hesaplanmayan bir şey daha oldu, işletme işçilerin yönetimine geçince para kazanmaya başladı.
Hak-İş’e bağlı Çelik-İş Sendikası da işveren oluverdi.

Zengin üç aile, işletmeyi ufak ufak ele geçirmeye başladı. Sendikaya da “Al sen Karabükspor’la oyalan, nene gerek senin fabrika falan!” dediler.

İşçi sınıfı, satıldığını en çabuk hissedendir. Seslerini işverenleşen sendikaya karşı da yükselttiler. Türk İş’e bağlı Türk Metal Sendikası’na geçmeye başladılar. Çelik İş Sendika-Patronları da aha bu işçiler zaten verimsizdi diyerek sesini yükselten yüzlercesini işten çıkarmaya başladılar.

Buna direnen işçiler, önce kendi hısım akraba çocukları olan özel güvenlikçiler tarafından biber gazı saldırısına uğradılar. Polis geri kalır mı, onlar da biber yiyenleri gözaltına almak için benzer yöntemleri kullandı.

İşletmeyi zarardan kurtaran kendileriydi, kendi mülkleri sayılan fabrikalarında, kendi hakları olan % 42 zam yerine polis copu düşmüştü hisselerine.

Futbol karın doyurur mu?

Şimdi çare olarak, bir sağ sendikadan diğer sağ sendikaya yönelip duruyorlar.

Bir cephe çağrısı yapıyorum.

Kurban Bayramı’nda tek bir danaya gücü yetmeyen müminler kendi aralarında birleşip büyükçe bir danaya girerler.
CHP, DİSK ve bütün solcular, bu bayramda birleşip Karabük’e girebilirler mesela…

Karabük’ü kurban etmek için değil, aman ha! Karabük zaten kurban edilmek üzere.

Derdi, derdi olan anlar ya o sebepten. Kafa karışıklığına, ayrıntılı eylem planlarına falan gerek yok.

Elimizde ve dilimizde tek bir slogan olmalı.

“Canı sağ olasıca Karabüklüler, sağın alternatifi sağ olamaz!”

Böylece ülkemizdeki sağ iktidarı hep başka bir sağ iktidarla yedekleme anlayışından bir kerpiç sökmeye başlarız belki.

Radikal Gazetesi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Çelik-İş / Karabük Demir Çelik /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.