Doğrudan Demokrasi ve Gökkuşağı Hareketi

Sol Defter- Haber - 22 Kasım 2010 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

sol defter’in notu: Bahadır Altan’ın bu yazısı geçtiğimiz yıl Hava-İş kongresinden hemen önce kaleme alınmıtı ve http://www.airkule.com/default.asp?page=yazar&id=305 yayınlanmıştı. Sendikal demokrasi tartışmalarına katkı olması için yeniden yayınlıyoruz.

***

Sendika genel kurullarında işçiler delegelerle temsil ediliyor. Delege seçimleri ise ne yazık ki işçilerin tümünün oy vermesine olanak sağlamıyor. Örneğin bir günlük sürede tamamlanan seçimlerde altı bin kadar uçucunun ancak bin kadarı oy kullanabilir. Yani onları temsil edecek delegeler yaklaşık yüzde 17’sinin oyuyla belirlenecek. Genel Kurulda ise delege salt çoğunluğu yönetim kurulunu belirlemeye yetiyor. Siyasi partilerde de geçerli olan bu delege ve baraj sistemi genç, dinamik, yeni yüzlerin önlerini kesen ve bir “başkanın” başarısız da olsa yıllarca koltuğunda oturmasını sağlayan zemindir. Oysa işçilerin tamamının oy kullanarak direkt yönetim kurulunu belirlediği bir sistem artık bilgisayar ortamında sicil numarası ve şifre girilerek mümkündür. “Gizli oy, açık sayımı” zorunlu kılan mevcut yasanın bu hükmü tartışılarak zaman içinde bir çözüm bulunabileceğini Gökkuşağı Hareketi hedeflediğini açıkladı. Doğrudan Demokrasi denilen ve delege sistemini kaldıran bu yönteme sanırım kimsenin itirazı yoktur. Ancak bu genel kurulun mevcut yasa ve tüzüğe göre delegelerle yapılması bir zorunluluktur.

Bugüne kadar genel kurula başka görüşten delegeleri seçip gönderen birimler, görüşlerini onlar aracılığıyla ifade etse de yönetimde temsil edilememiştir. Temsilcilerin de yönetim kurulunca “atanarak” belirlenmesi, özellikle bu birimlerde sıkıntı yaratmıştır. Örneğin geçen genel kurulda Genel Müdürlük çalışanları mevcut yönetimin delege adaylarına oy vermemiş ama hem yönetim kurulunda hem de temsilcilikte onlara rağmen başkaları görev yapmıştır. Bunun demokratik olmadığı açıktır. Sendikal işleyişte özellikle örgüt içi demokrasi sorunlarıyla da birleşen bu olumsuzluklar işçilerin sendikal politikalara desteğini çekmesinin nedenlerinden biridir.

Hava-İş, farklı meslek ve gelir gruplarından bütün işçilerin bir arada olduğu bir örgüttür. Örgüt içi demokrasi ve bütün çalışanların iradesinin yönetime yansıması bu nedenle kitle desteğinin en önemli koşullarından biridir. Buna karşı çıkanlar “uyumlu bir yönetim kurulu oluşturmak” gerekçesine sığınmaktadır. Oysa kollektif bir anlayışla hareket eden, demokratik bir yapıda “uyum sorunu” kolayca aşılır. Farklı fikirlerin tartışmasından, daha doğru sonuçlar çıkacağı açıktır. Sendikanın anayasası olan tüzük temelinde yönetimde uzlaşı pekala mümkündür. Yönetimde farklı görüşlere rağmen sağlanan bu uzlaşı, işçilerin tabanda birliği ve ortak hareketinin de önünü açar.

Ama tek lider, tek adam anlayışı ve buna bağlı hiyerarşik sistem kuşkusuz demokrasiyi de, kollektif çalışmayı da içine sindiremez! Bu hiyerarşik yapıda aslında hiçbir zaman “uyum” olamaz, görüş ayrılıkları da geçmişte olduğu gibi kaçınılmaz olarak “bölünme” ile sonuçlanır. Çünkü “lidere biat” edilmemesinin sonucu dışlanmadır. Gökkuşağı Hareketi ilkelerine “Doğrudur” diyen sendikanın örgütlenme uzmanı Munzur Pekgüleç’e yapılan çirkin saldırı bu patron tavrının en somut örneğidir.

Hava-İş Genel Kurulu 12-13 Aralık’ta yapılacak. Ekim ayı içinde her birimde yapılacak seçimlerle işçiler genel kurul delegelerini belirleyecekler. Aday gruplardan benim de içinde onurla yer aldığım Gökkuşağı Hareketi, sendikal işleyişte hedeflediği yöntemi 11 madde ile net olarak açıkladı ve şimdi bunu işçilere anlatıyor. Delege seçimlerinden sonra da Genel Kurula kadar olan zamanda Yönetim Kurulu adaylarını yine işçilerle birlikte belirleyeceğini deklare etti. Kollektif yönetim anlayışının yaşama geçirilmesi ve işçilerin birliğinin sağlanması için de Genel Kurulda bütün birimleri kucaklayan bir Yönetim Kurulu aday listesi hazırlamak istiyor. İşçiler kime güven duyarsa o delege listesini seçeceğine göre, görüşler farklı da olsa ilkeler zemininde kollektif bir yönetimi oluşturmak ve genel kuruldan daha güçlü bir sendika olarak çıkmak olasıdır. Çünkü Gökkuşağı’nın kendi yönetim listesi delege salt çoğunluğunu kazansa da sendikal örgütlülükte hedeflenen ilkelerin yaşama geçirilmesi ancak bütün birimlerin katılımıyla mümkündür. Örneğin tekniğin katılmadığı, uçuş veya yer işletmenin dışarıda kaldığı bir sendikal mücadelenin başarı sağlaması mümkün değildir. Amaç sendikada “iktidar” değil çalışanların örgütlü birliği ise buna kimsenin itirazı olmamalıdır.

Delege seçimlerinde işçilerin tercihine, her grubun saygı göstermesi gerekiyor. Yönetim, Denetim, Disiplin Kurulu ve diğer organlara da işçilerin tercihi aynı oranda yansıtılacaktır. Bu şekilde yönetimde, ilkeler temelinde sağlanacak birlik, arzulanan kollektif uzlaşı zeminini ve tabanda birliği sağlayacaktır. Buna liderlik sultasıyla, tabanı sürü gibi gören kişilerin yukarıda anlatmaya çalıştığım itirazlarını duyar gibiyim! Bu birliği “ütopik” bulanlar, işçilere de, kollektif yaşama da, demokrasiye de inancını yitirmiş, bürokrasi içinde boğulmuş, liderlerini “peygamber” gören çaresizlerdir.

Bu şekilde oluşturulacak sendika yönetiminin tek ön koşulu işverenden bağımsız ve siyasi kimliklerini bir kenara bırakmayı başaracak kişilerin, hiçbir hiyerarşik yapı içermeyen eşit ilişkilerle, kollektif bir çalışmayı benimsemesidir.

Yönetsel ve mali şeffaflık, temsilcilerin seçimle belirlenmesi, örgüt içi demokrasi, TİS görüşmelerinin sonuna kadar işçilere açık olması gibi ilkelerin yaşama geçirilmesi zaten kollektif çalışmanın gereği olarak benimsenecektir. Gökkuşağı Hareketinin önerdiği “İşçi Meclisi” gibi karar alma mekanizmaları ise tabanı söz sahibi yapacaktır. Ancak bu demokratik zeminde, sendikal örgütlülük yükselebilir ve umutlar artar.

Çalışanların bu uzlaşı kültürüne sıcak baktıkları ve böyle bir birliği arzuladıkları açıktır. Kuşkusuz bu kollektif işçi yönetiminde, çalışanlara karşı işverenle işbirliği yapanlara, işçinin alın terini etik dışı amaçlarla kullananlara, farklı görüş ve renklere düşmanlık ve zorbalık edenlere yer olmayacaktır. Farklı grupların yönetime aday olmasını “işçilerin bölüneceği umuduyla!” izleyenlerin ve düşmanlık tohumları ekenlerin heveslerini kursaklarında bırakacak bu birleştirici teklifi bütün gruplar değerlendirmelidir.

Gökkuşağı Hareketi bu sınıf kardeşliğinin adıdır.

Gökkuşağı Hareketine sendika içinden destek verenlere sorulan ortak bir soru var:

“Şimdiye kadar neden bu yönetimle birlikte oldunuz?”

Önümüzdeki günlerde, bütün sorulara yanıt vermek amacıyla bir toplantı düzenlenecek, ama ben şimdiden yanıtlamak istiyorum. Hem de hareketin sozcülerinden Engin Barutçu’ya bir kaptan tarafından yönlendirilen soruya verdiği yanıtla. Engin arkadaşımız bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

“Siz bir uçuşta anlaşmazlık yaşadığınız ekip arkadaşınız olursa kokpiti terk edip gidiyor musunuz? En azından iniş sonuna kadar CRM gereği sabretmiyor musunuz?”

İşte havacılık da, sendikal mücadele de budur. Şimdiye kadar işveren-sendika ilişkilerinde örgütlülükten yana duruş sergilemek gerekiyordu, bizler de bunu yaptık. İşçiler de bunu yapmış, grev oylamasında “greve evet” diyerek sendikalarının yanında yer almıştır. Genel Kurul döneminde ise yanlış görüp eleştirdiğiniz ve mevcut yapıyla çözüm bulunamayacağını gördüğünüz yerde Genel Başkanın “muridliğini” değil, sizi oraya getiren işçilere karşı sorumluluğunuzun gereğini yaparsınız. Gökkuşağı Hareketi bu yüzden ilkelerinde ve duruşunda tutarlı çizgisini sürdürmede kararlıdır.

Buna da “Alın aklığı kardeşliği” diyoruz…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Gökkuşağı hareketi / Hava-İş / sendika içi demokrasi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.