KESK Bulundu…

Sol Defter- Haber - 22 Kasım 2010 - 2011 KESK Kongresine Giderken / İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Uzun zamandır kara kara düşünüyordum KESK ‘e ne oldu diye.  Kapandı mı, kapatıldı mı? Ne oldu? Nereye Gitti? Ne sesi çıkıyor, ne de varlığından kimse haberdar.

Hükümetin, daha dün iş bırakma sebebi saydığımız bütün uygulamaları bugün de devam ediyor. Sağlıkta, eğitimde, ulaşımda vs.

Esnek istihdam almış başını gidiyor…

Çalışanların reel gelirleri her geçen ay biraz daha azalıyor.

TEKEL işçileri direnişte.

Ama KESK ortalıklarda görünmüyor.

Acaba KESK bürokrasisi bütün bu sorunları geçen görüşme döneminde hallettiklerini mi düşünüyor. Öyle ya hükümetle pazarlığa girişmişlerdi; görüşmeleri referandumdan sonraya bırakalım diye. Başbakan da bir güzel dalgasını geçmişti. Kim bilir kapalı kapılar arkasında iş bitirmekte mahir olan KESK yöneticileri çalışanların sorunlarını da hükümetle kapalı kapılar arkasında çözmüştür. Böyle bir çözüm ortaya çıktıysa eğer, üç vakte kadar başbakanımız yanına başkanımızı da alarak emekçilere müjdeyi verir. Ne de olsa genel seçimlerden sonra da görüşecekleri meseleler vardır. Yoksa KESK’i, özellikle sonbahar aylarında bağlasan yerinde durmazdı. Alanları inletir, hükümetleri sallardı.

Ama KESK yok. Ortalıkta görünmüyor. Sanki yer yarıldı da…

Bu durumun mutlaka bir açıklaması olmalı… Ama ne?

KESK bu dönem ülkenin meselelerini önem derecesine göre sıraladı, emekçilerin günlük sorunları üzerinde durmak yerine, haklı olarak ülkenin bir numaralı sorununun çözümü için kolları sıvadı, ağırlığını koydu. Yani Kürt sorunu için. Anadilde eğitimin olanakları konusunda bilimsel bir rapor hazırlıyor. Kürt sorununun halkların kardeşliği temelinde çözümü için uluslar arası arenada uluslar arası emek örgütleriyle diplomasi geliştiriyor. İşte bütün bu ağır yükün altında KESK alanlara çıkmayı unuttu.

Olabilir mi?

Keşke böyle olsa.

Bilmiyoruz. Bildiğimiz KESK’in ortalıkta görünmediği…

KESK yöneticileri tarihi bir karar aldı önümüzdeki kongrelerde konfederasyonu bütün bileşenleriyle birlikte yeniden yapılandırmaya tabi tutacak stratejik planlar hazırlıyorlar. Sendikalarla emekçileri nasıl buluşturabiliriz. Üye sayılarını artırmak için neler yapabiliriz. Emekçiler kötü, olumsuz koşullarda çalışmalarına rağmen sendikalara neden rağbet etmiyorlar. Diğer emek örgütleriyle birleşme olanakları var mıdır? Sendika içi demokrasiyi nasıl hayata geçirebiliriz, KESK’i uluslararası sendikalar ile nasıl buluşturabiliriz. Ortak mücadele alanları yaratma olanakları nelerdir vs. vs. gibi yapısal sorunlar üzerine kafa yoruyorlar. İşte bu nedenlerden dolayı KESK alanlara çıkmayı bu sonbahar biraz askıya aldı.

Olabilir mi?

Neden olmasın falan deyip umutlu hayallere kapılmıştım ki KESK’in nerede olduğunu Ömer Yıldız açığa vurdu. “KESK’de Delege Sezonu Açıldı”. ( http://www.soldefter.com/2010/11/21/keskte-delege-sezonu-acildi/21 Kasım 2010 Sol Defter)

Kendime nasıl kızdım ama… Yukarıdaki hayallerimi en hafifinden salaklığıma vurdum. Kendi kendime  küfürler savurdum. Tabi ya dedim. Bunu ben niye göremedim. Bunu ben niye düşünemedim. Bu adamların yaptığı ve yapabileceği yegâne iş bu. Bundan ötesini ne görürler, ne düşünürler, ne de bundan gayrı işlere ilgi gösterirler.

Böylece KESK görünür oldu.

Bundan sonra süreç şöyle işleyecektir.

KESK bürokrasisindeki her kişinin daha alt kademelerde adamları vardır. Bundan sonra bu adamlara iş düşer. Bu adamlar da kendi yerelindeki çevresiyle ilişki kurar. Tek hedef delege seçilmek, seçmek ya da seçtirmektir. Bu seçilme, seçme ve seçtirme sürecinde en asgarisinden Türkiye siyaseti konuşulmaz. Her hangi siyasal ilke üzerinden hareket edilmez. Taa Nuh Nebi zamanından kalma bir aidiyet ilişkisi, bir de bu ilişkileri temsil eden bir ‘siyasi ağabey’ varsa her şey tamam demektir. Gerisi duruma, yere, kişiye göre ve ille de o adamların adamı olan adamların yeteneklerine göre değişir. Karşındaki kişiyi kendi listenden delege adayı olarak görüyorsan eğer yapacağın iş bellidir: Kürt’se Kürtçü olacaksın, Türk’se Türkçü olacaksın, CHP’li ise de Atatürkçü olacaksın. Hiç biri işe yaramıyorsa hemşericilik, komşuculuk, arkadaşlık, kafa kol ilişkisi… Seç beğen birini al. Ne sendika, ne sendikal ilkeler, ne emekçi hakları, neoliberal politikalar, Tekel direnişi… Vs vs

Bu yöntemle; işyerlerinde elinden gelen mücadeleyi gösteren, özverili, iyi niyetli, sendikayla işyeri arasındaki ilişkiyi düzenli sağlayan, olup bitene kafa yoran, okuyan, düşünen, ileride sendika için kadro olabilecek yetenekte ama sendika bürokrasisiyle uyuşamayan yüzlerce  kişi devre dışı bırakılır.

Sonuç olarak, delegeler seçilmiş, sayı üç aşağı beş yukarı tamamlanmış, sendika genel merkezi koridorlarında kendi çapında irili ufaklı delege ağalarından geçilmez olmuştur. Genel kurul gününe kadar bu delegeler hemen her Allahın günü toplantılara çağrılarak safların sıklaşması sağlanır. Kimseye eleştiri hakkı verilmez. Ne söyleniyorsa öyle yapılması adeta dikte edilir. Ve genel kurul günü verilen komutlara göre eller iner kalkar; eskisinden hiçbir farkı olmayan yeni bir MYK daha belirlenmiş olur. Genel kurul adeta bir silgi gibi her şeyi temize çıkarmıştır.

Sendika bürokrasisi kendi düzenini süreklileştirerek siyasal düzenle entegrasyonunu yeniden kurmuştur.

Bir dahaki genel kurul mu?

Daha üç yıl var…

Kim öle kim kala…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: KESK / KESK Kongreleri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.