“Hayatım 19 Aralık günü bitti”

Sol Defter- Haber - 25 Kasım 2010 - Güncel Politika / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

ZEYNEP KURAY/BİRGÜN

Bayrampaşa Cezaevi C-1 koğuşunda, 27 kadındılar. 8 yıl boyunca öyle bir mücadeleyi ve yoldaşlığı paylaşmışlardı. 19 Aralık 2000 sabahı ‘Hayata Dönüş’ adı verilen operasyonla üzerlerine bombalar, kurşunlar ve kimyasal maddeler yağdırılırken bile, ölüme karşı bedenlerini birbirlerine siper ettiler. 6 kadının diri diri yakılarak katledildiği operasyonda, yaşanan vahşetin izlerini taşıyan Hacer Arıkan ve Münever Köz Aşçı ile konuştuk.

2 AY ÖNCESİNDE OPERASYON TADİLATI
Sabah saat 05:00 cİvarında kaldıkları Bayrampaşa C-1 bokunda silah sesleri ve koğuştaki arkadaşlarının çığlıklarıyla uyandığını anlatan 44 yaşındaki Haber Arıkan, “Aynı cezaevinde bulunan abim Erol da o dönem aynı cezaevinde tutukluydu; operasyon sırasında ilk yaralanandı. O gün kadın gardiyanlar da ortada yoktu. Ramazan ayıydı ve tam sahur vakti düğmeye basmışlardı. Hemen giyindik askerler koğuşun giriş kapısına barikat kurmuşlardı. Koğuştan çıkmamız mümkün değildi’’ dedi. Yoğun silah seslerinin kesildiğinde ise yerini bir anda tavandan balyoz seslerinin aldığını belirten Arıkan, “O dönem gardiyanlara sorduğumda bana çatıda tadilat yapıldığını söylemişlerdi. Meğersem operasyonun tadilatıymış” dedi.

KİMYASAL MADDEYLE ERİYEN BEDENLER
Maskeli timlerin açılan deliklerden, mazgallardan ve camlardan bombalar fırlatmaya başladığını söyleyen Arıkan, yaşananları şöyle anlattı: “Aynı zamanda içeriye silahlarla ateş ediliyordu. O anda koğuşun camlarını kırarak içeriye atılan bombaların bazılarını dışarıya fırattık ve bu bombardımandan kendimizi korumak için, tek yer olan camın altındaki duvara sığındık. Bu defa camlardan ateş bombaları fırlatmaya başladılar, yataklar tutuştu. Ateşi söndürdük. Tam koğuştan çıkıp alt kattaki yemekhaneye yöneliyorduk ki, koğuş tavanında açılan deliklerden  bir tanesinden hortum sarkıtıldı ve odaya bir sıvı yayıldı. O anda beynimden aşağı bir ısı hissetim, ancak alev almadığım için yandığımı anlamadım. Saat öğlen 12.00 olmasına rağemen, attıkları bombalardan içerisi kapkara olmuştu. Nilüfer Alcan adlı arkadaşımıza çıkmamız gerektiğini söyleyerek, Şefinur adlı bir başka arkadaşımızı kapıya kadar sürükledim. Gülseren ise camdan ‘yanıyoruz’ diye bağırıyordu. Kapıya giderken yumuşak bir şeye bastığımı hissettim. Daha sonra Gülser Tuzcu’nun cesedi olduğunu öğrendim. Şefinur ve Gülseren arkadaşlarımın halini gördüğümde şok geçirdim. Yüz derileri sarkmıştı; resmen damla damla eriyordu.
Onlara yardım etmek isterken kalçama gelen sert bir çisimle yere düştüm. Herhalde bomba isabet etmişti. Kalça kemiğim kırılmıştı ve kapının bulunduğu bir metrelik mesafeyi bile geçemedim; kalkamadım. Elbiselerim yanmıyordu ama yüzümde ve vücudumda müthiş bir ısı hissediyordum. Öleceğimi düşünürken bir arkadaşım içeri girip beni kurtardı, beni yemekhaneye indirdiler. En son canlı kurtarılan kişi ben olmuştum. Gardiyan odasında yanık merhemi olduğunu düşünmüştük ancak oraya da bomba atıldığı için arkadaşlar oraya gidemediler. Tekrar havalandırmaya çıktığımızda tazyikli sulara ve bombalara maruz kaldık. Daha sonra çevremizi saran askerler, derilerimiz dökülmeye devam ettiği halde, bizi hastaneye götüreceklerine sürükleyerek kimlik tespiti yapmak üzere bir odaya götürdüler. Burada uzun bir süre bekletildikten sonra, önce Haseki Hastanesine, durumum ağır olduğu için oradan da Cerrahpaşa Hastanesine sevk edildim.”

BİTMİŞ BİR HALDE AYAĞINDAN KELEPÇE
Hastanede kaldığı 3 ay boyunca yardıma muhtaç olmasına rağmen, kendisine refakat etmek üzere ailesinden bir kişinin bile çağrılmadığını dikkat çeken Arıkan, “Tedavi edilirken ayağa kalkamıyordum buna rağmen ayağımdan zincirle yatağa bağladılar. Mahkemeye çıkabilmek için kendi talebimle önce Bayrampaşa Cezaevi Hastanesine oradan da Bakırköy Cezaevine geçtim. Tedavim tamamlandığı için değil duruşmaya gitmek amacıyla bu talepte bulundum. Daha sonra talebim üzerine Adli Tıp Kurumuna sevk edildim.  Adli Tıp cezaevinde kalamayacağımı belirtildiği için tahliye edildim” dedi.

BİR YILDA 8 AMELİYAT
Yüzünün halini, ancak 4 ay sonra Bayrmapaşa Cezaevi Hastanesine geldiğinde arkadaşlarından istediği aynayla ilk kez gördüğünü belirten Arıkan, “O anda kabullendim, ancak çocukların beni görünce yaşadıkları travmayı görünce yıkıldım. Onlarla diyalog kuramıyorum o yüzden çocuğumun olmamasına sevindim. Cezaevinden çıktığımda insana benzer yanım yoktu. Son bir yılda 8 kez ameliyat oldum. Bu ameliyatların giderini devlet ödemedi. İnsan Hakları Vakfı ve diğer kişilerin yardımıyla yaptırdım. Tedavilerim yurtdışında hala sürüyor. Ben 9 yıldır cezaevindeydim. Operasyon yapılmasını gerektiren bir durum yoktu. İddianamede tutukluların can güvenliği için operasyon yapıldığı belirtilmiş ise de benim hayatım 19 Aralık günü bitti” dedi.
Ancak 10 yıl sonra açılan bu davada mağdur değil de müşteki olarak gösterildiğine de dikkat çeken Arıkan, “Türkiye bugün 30 yıl aradan sonra,12 Eylül’ü konuşuyor, o dönemdeki generalleri yargılamaktan söz ediliyor. 30 yıl sonra da 19 Aralık konuşulduğunda Türkiye bunu konuşacaktır. İsyan çıkartmadık, bir silahım da yoktu ve en önemlisi can güvenliği devletin elinde olan insanların öldürülmesi zaten en vahim olan. Hiç bir şey bu suçu hafifletmez. Gerçek sorumluların, emirleri verenlerin yargılanmasını istiyorum” dedi.

MÜNEVER KÖZ AŞÇI: Operasyonu yapanlar kahkaha atıyordu

Münevver Köz Aşçı da 27 kadın tutukluyla birlikte Bayrampaşa Cezaevi C 1 kadınlar koğuşunda tutukluydu.  Aşçı, yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı:

“Kadınlar ve erkek koğuşlarında, dayatılan F tipi cezaevlerine karşı 8-10 kişi ölüm orucundaydı, biz ise açlık grevi yapıyorduk. Operasyon ihtimaline karşı bazı arkadaşlar nöbet tutuyordu. 19 Aralık sabahı saat 05.00’te silah atışıyla uyandık, onlar koğuşa girmeden önce silah atışları başlamıştı, tüm arkadaşlar uyuyordu ve ateş altında uyandık. Kurşunlardan korumak için kendimizi yerlere attık, ancak baktığımızda karşı koğuşun çatısında birçok asker vardı, bize kapalı olan üst koridor pencerelerindeki saçlar kaldırılmış, oralara otomatik silahlar yerleştirilmişti; üç ayak üzerinde duran silahlar vardı, bunlarla ateş edildi’’ dedi.

Pencerenin altlarındaki duvar bölümlerine siperlendiklerini anlatan Aşçı, “Karşı çatıdan iki tane kamera gördük, video çekiyordu ve kayıt ediyordu; silah atışları devam ediyordu, içeriye gaz bombaları fırlatılıyordu. Birinin üzerinde CH harfleri yazıyordu, bazılarının üzerinde CO yazıyordu. Bir de küçük boru şeklinde yüzlerce ses bombası atıldı. Gazlardan nefes almamız zorlaştı, nefes alabilmek için tahta sopalarla camları kırdık, çatıdan megafonla ‘Teslim olun hepinizi gebertmeye geldik, buradan sağ çıkamayacaksınız’ şeklinde bağırıyorlardı. Teslim olun çağrısından 3 saat sonra bulunduğumuz koğuşun çatısından sesler gelmeye başladı; balyoz sesiydi ve tavan kırılmaya çalışıldı. Koğuşun başından sonuna kadar 10 delik açıldı. Deliklerin her birinin çapı 10-15 cm civarındaydı. Bu delikler ve koğuşumuzun mazgalları saçla kapalıydı; daha sonra kaldırıldı ve mazgallarada askerler yerleştirildi” dedi.

‘ÖLECEKSEM NEFES ALARAK ÖLEYİM!’

Aşçı, “Kuşatmaya ve atışlara sloganla karşılık verdik. Saat 12,00’de havalandırmaya çok sayıda gaz bombası atıldı. Havalandırmadan da oksijen alamıyorduk. Bir farklı bomba atıldı ve bu bombanın gazını soluduğumuzda istemsiz hareketler, sesler çıkmaya başladı. Nefes alamıyordum, can çekişmeye  başladık. ’Öleceksem nefes alarak öleyim’ diyerek kırdığımız pencerenin dışına başımı uzattım. Diğer arkadaşlar da aynısını yaptı. Biraz hava aldıkça açılmaya başladık fakat bu sefer tavanda açılan deliklerden geçecek şekilde 30 cm civarında kafesler yerleştirildi, bunlar dönerek havaya gaz yayıyordu. Ateş bombaları atılıyordu. Atanların ciddi bir eğitim aldığı anlaşılıyordu” dedi.

‘SANKİ BİR ASİT KUYUSUNUN İÇİNE ATILMIŞTIK’
Atılan bombalardan kurtulmak için, alt katta yemekhane koğuşuna gittiklerini anlatan Aşçı, “Vücutlarının tamamı kapatılmış özel giyimli askerler demir çubuklu hortumlarla gaz veriyordu; yeşilimsi grimsi bir gaz çıkıyordu. Kapıya yakındım ciddi yara almadan kurtuldum. Çıkarken saçım tutuştu, gazdan kurtulmak için kalorifer peteklerini kırıp suyunu kullandık. Suyla ıslatılmış havluyla başımı kapatmıştım. Asit yanığı hissetmeye başladım. Sanki asit kuyusunun içine atılmıştık, saçımın tutuştuğunu fark edince elimi bastırdım. Diğer arkadaşlarımda aynı şekilde yandı. Koğuştan çıkarken başlarımızın üzerinden kurşunlar geçiyordu, alt kata indik; burada yemekhane ve mutfak bölümü vardı. Biraz nefes alıp, arkadaşlara yardım için yukarı çıktık, koğuşun başına geldiğimde Birsen Kars’ı gördüm, yüzü erimişti , yüz derisi sarkıyordu elleri ve kolları da aynı şekilde plastik gibi sünmüştü’’diye konuştu.
Birsen’i kucaklayıp aşağıya indirdiğini, mutfağa götürüp üzerine su atmaya başladığını belirten Aşçı, “Daha sonra yine yardım etmek amacıyla yukarı çıktık, karşıma Gülüzar Kesici çıktı. Onun da Birsen gibi aynı şekilde yüzü, elleri erimişti. Onu da aşağıya indirdik. Diğer 13 arkadaşımızı da kurtardık.
Tavan deliklerinden operasyonu yapan kişiler kahkaha atıyorlardı. ’Hepinizi kebap yapıp diri diri yakacağız’ cümlesini de kullandılar. Ayrıca ağır hakaret ve küfürler ediyorlardı. Arkadaşları kurtarmayalım diye atışlar devam ediyordu, 13-14 arkadaşı kurtardık, bunlardan biri de Hacer’di’’dedi.

‘ARKADAŞLARIMIZ YUKARDA YANARAK CAN VERDİ’
Daha sonra 6 arkadaşımızın eksik olduğunu fark ettiklerini anlatan Aşçı, “Onları tekrar kurtarmak için yukarı çıktık, Nilüfer Alcan. Seyhan Doğan, Özlem Ercan, Gülser Tuzcu, Yazgülü Güder Öztürk, Şefinur Tezgel yoktu. Onlara seslendik. Koğuşun kapısına çıktığımızda koğuşun içi yanıyordu. Gülser’i kapının yanında sıkışmış gördüm, ölmüştü ve bedeninin yarısı yanıyordu, cesedini bırakmak istemedik çekelim dedik, çekemedik. Aşaya indik, arkadaşlarımız yukarıda yanıyorlardı. Biz mutfakta yaralı olanları kurtamaya çalışıyorduk. Bu sırada mutfaktaki mazgal kırıldı ve içeri bomba atıldı. Yemekhane kısmına da yoğun bombalar atıldı; sonradan sinir gazı olduğunu öğrendik. Bomba atışları başlayınca orada da duramadık. Arkadaşları kucakladık, gardiyan odasına götürdük. Arkadaşlarımızın derileri erimiş, ancak kıyafetleri sağlamdı’’ dedi.

Bombaların demir parmaklıkları bile eğdiğine dikkat çeken Aşçı, “Yaralı arkadaşları alıp havalandırma kısmına çıktık. Çatıdaki askerlere de bağırdık, yukarıdaki arkadaşlar yanıyor dedik, daha sonra üzerimize itfaiye hortumlarıyla basınçlı su sıktılar. 5-6 arkadaş yanmış ve ağır yaralıydı, suyun basıncının etkisiyle duvara yapıştık. 6 kişinin yandığı koğuşa bir damla su sıkılmadı” dedi.

‘ESAS SİZ TESLİM OLUN’
Açılan kapıdan çok sayıda silahlı asker ve bir komutanın girdiğini, askerlerin silahlarını doğrultarak kendilerini çembere aldıklarını aktaran Aşçı, “Komutanın operasyon komutanı olduğunu ve 40-45 yaşlarında olduğunu öğrendik, bu komutanla aramızda 3-4 metre kadar vardı, bize operasyonun bittiğini ve tek tek teslim olmamızı söyledi. Biz de ona orada 6 arkadaşımızı diri diri yaktınız, siz suçlusunuz, siz teslim olun dedik. Havalandırmadan sürüklenerek koridora çıkarıldığımızda itfaiye hortumlarını gördük, burada da asker koridoru vardı. Bizi idari kısma aldılar, sonra cezaevi bahçesine çıkardılar, ölen arkadaşlarımızın isimlerini bağırmaya başladık. Çıkartılırken askeri koridor oluşturulmuştu. Onun içinden ite kaka sürüklenerek geçirildik. Koğuşların arka cephesine getirildik. Çok sayıda ambulans konuşlanmıştı. Operasyon sürerken Skorsky helikopterler de havada uçuyordu. Ağır yaralı arkadaşlarımızın hastaneye götürülmesini istedik. Hepimizi önce camlı olan bir odaya koydular. Kimlik tespiti yapmak üzere bizi alıkoydular. Kimlik tespitini jandarma yapıyordu. Ancak polisler de vardı. Çoğunda özel kıyafet vardı. Kimlik tespiti yapan jandarmalar, ’Aslında sizleri oradan sağ çıkarmamak gerekirdi. Gebertmek gerekirdi’ dediler. Bir süre sonra yaralılar hastaneye götürüldü. Daha sonra camdan erkek tutukluların da tahliye edildiğini gördük. Kimlik tespiti için ayrılan bölüme götürülürken biz Bakırköy Kadın Tutuklu evine sevk edildik’’ dedi.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 19 Aralık Katliamı / Cezaevleri / F Tipi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.