Komünistler Moskova’ya

Sırrı Süreyya Önder - 4 Aralık 2010 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

WikiLeaks’te yayımlanan ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait son belgeler Rusya’nın ‘neredeyse bir mafya devletine’ dönüştüğünü gösteriyor. Belgelerde Rusya’nın, Vladimir Putin’in liderliğinde yolsuzluklara dayalı bir ülke olarak yansıtıldığı görülüyor.

Belgelerde, Rusya’da yetkililerin, oligarkların ve organize suç örgütlerinin ‘neredeyse bir mafya devleti’ yaratmak için bir arada hareket ettikleri belirtiliyor. Kıbrıs’taki gizli banka hesaplarına da değinilen belgelere göre Rusya’da çeşitli çevrelere yılda 300 milyar dolar rüşvet ödendiği sanılıyor. Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in de büyük bir servete sahip olduğu ve bu servetin gizlendiği iddialar arasında.”

Yukarıdaki satırlar, WikiLeaks’in en turfanda bilgileri olarak ortalığa saçıldı.
Sovyetler Birliği’ndeki dönüşümü yakından gözlemleme şansı bulanlardanım.
Beynelmilel filmi 2007 yılında yapılan 29. Moskova Film Festivali’nin ana yarışma bölümüne seçilmişti. Cezmi Baskın, Özgü Namal ve ortağım Muharrem Gülmez ile birlikte Moskova’ya gittik. Filmimiz gösterildikten sonra basın ve sinema eleştirmenlerinin sorularını cevaplamak için sahneye çıktık. Rus bir sinema eleştirmeni, moderatör olarak bir sunum yaptıktan sonra gazetecilerin sorularını almaya başladı.

Ne işiniz var Moskova’da?!
İlk soru bir kadın gazeteciden geldi. Yapılan simultane çeviriden soruyu soranın Pravda gazetesinden olduğunu öğrendiğimde yüzüme bir gülümseme yayılmıştı. Ben gülümsüyordum ama moderatörün yüzü gittikçe asılıyordu. Sonunda bana döndü ve soruyu fazlaca manipülatif bulduğunu ve istemezsem cevap vermeyebileceğimi söyledi.

Filmde kullanılan Komünist Enternasyonal marşını kastederek “Bu topraklar bu marşı iyi biliyorlar” diyordu Pravda yazarı. Özetle şöyle devam etti: “Ama sizin filminizin aksine bu marşla yıllarca bu halka zulmedildi. Ne mutlu ki oranları yüzde onaltıya düştü. Daha da azalmalarını hatta yok olmalarını diliyoruz.” Cümlesini “Bu filmi niye çektiniz, ne işiniz var Moskova’da?” diyerek bitirdi.

Salondan homurdanmalar yükselmeye başlamıştı. Şöyle cevapladım:
“Sizi Moskova’ya bağlayan şeylerden çok daha fazla bağımız var bizim. En büyük şairimiz burada yatıyor. Mezarına gittik. Ben ülkenize ilk tasfiye döneminde de geldim. İnşaatlarınızda çalıştım. Asr-ı saadetinizin tanığıyım. Üzülecek şey arıyorsanız vahşi mafya kapitalizminin ülkenizi getirdiği hale bakın, orada daha çok şey bulacaksınız.

Daha da azalmamız, yok olmamız meselesine gelince.. Sosyoloji temennilerle yürüyen bir şey değildir. Niye çektik bu filmi? Çünkü faşizmi çocuklarımıza anlatmak uzun sürerdi, biz de filmini yaptık!”

Ben konuşmamı bitirince, salondaki komünistler Pravda temsilcisini protesto etmeye başladılar. Salon karıştı. İkinci bir soru alınamadan toplantı bitmişti.

Kapitalizm ne ana dinler ne bacı!

Karl Marks, kapitalistin kendi öznel alışkanlıkları ve tarzlarından dolayı kınanmaması gerektiğini söyler. Sistemin doğası gereği doğurduğu kötücüllüğe dikkati çeker.

Rusya’yı bekleyen akıbet de böyle oluştu. Isınma, barınma, eğitim, haberleşme ve sağlık ücretsizdi. Bir evde, bir bebek doğduktan sonra iki yıl boyunca her gün kapısına ücretsiz iki şişe süt bırakılan bir ülkeden, marka bir cep telefonu uğruna etini sunan insanların cehennemine dönüştü. İnsanlar aynı insanlardı ama sistem kötülüğe evrilmişti.

Efendim şimdi insanlar daha özgürmüş, serbest rekabet varmış.

Rekabetinizi sevsinler!

3.12.2010 Radikal

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: komünistler / Moskova /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.