Taban Hareketi, KESK Olağanüstü Genel Kurulu Hakkında Açıklama Yaptı

Taban Hareketi - 11 Aralık 2010 - 2011 KESK Kongresine Giderken / İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

KESK’in yaşamakta olduğu iç tartışma süreci ve olağanüstü genel kurul kararı hakkında Taban Hareketi açıklama yaptı.

Yeni bir sendikal harekete ihtiyacın altını çizen Taban Hareketi, KESK içinde yaşanan son sürece dair Eğitim Sen Başkanlar kurulunda görüşlerini açıklamıştır.

Yapılan açıklamanın metni aşağıdadır:

KESK’te Yaşananlar: Malumun İlanı

Başta kamu emekçileri olmak üzere emeğe, topluma, yaşama olan neoliberal saldırıların, yoksullaştırıcı baskıların, mağduriyetlerin artığı bir dönemde mücadelenin yükselmesini bekleyen örgütlülüğümüz maalesef kendi içine yönelik bir tartışmaya sürüklenmektedir. Bir başka deyişle, KESK sınıf mücadelesi içindeki görevlerini yerine getiremediği için bürokratik yozlaşmaya uğramaktadır. Yaşananlar bürokratikleşmenin sonuçlarıdır. İddiaların kendi kurulları içinde çözülememiş olması da bunun bir ifadesi sayılır.

Hiç kuşkusuz KESK MYK’sı içinde yaşanan olaylar KESK’in ne mücadele tarihine, ne kamu emekçilerinin haklı duruşlarına hiçbir zaman leke süremeyecektir. Ama bu süreç KESK üyelerini olumsuz etkileyecek, sınıf düşmanlarımızı sevindirecek zeminler yaratacaktır.

Nitekim, taciz iddiası ne kadar ciddi ise, MYK’dan istifa suretiyle yaratılan kaos ve siyasal hesaplaşma bir o kadar örgüte zarar vermiştir. Sendika dışı kurullar aracılığıyla araştırmalar yapılıp, istifa kararları veriliyorsa, demokratik bir sendikal yapı ve onun demokratik işleyişinden söz edilebilir mi?

Tabandan kopuk, toplumsal muhalefete duyarsız, politik anlayışı ittifakçılığın ötesine geçmeyen, pozisyoncu ve mevkici anlayış KESK’in demokratik bir emek örgütü olmasını ve ortaya çıkan sorunların sendika kurulları içinde çözülmesini engellemektedir.

Bu durum aynı zamanda KESK’in bu zamana kadar geliştirdiği kadın politikalarının da mevcut MYK tarafından içselleştirilmediği anlamına gelmektedir. Bu eksiklerin böyle bir iddia üzerinden tartışılır olması, hem iddiaların açığa çıkarılmasına, hem de KESK’teki eksikleri tespit etmeyi engellemektedir.

Yaşananlar bir sonuçtur. Bunun nedenleri üzerinde ivedilikle durmalı ve harekete geçmeliyiz. Son olayı KESK’in tarihi içindeki olumsuz değişimin ve içinde bulunduğu yönelimin bir sonucu olarak okunmak zorundayız.

KESK yeni bir Genel Kurul sürecine girerken bu konudan hareketle, kendini politik ve kültürel olarak yenileyebilmenin olanaklarını tartışmalı, bürokratik zihniyetten kurtulacak, mücadelemizi demokratik, katılımcı bir yönetsellikle buluşturabilecek bir anlayışı yeniden var edecek hamleleri geciktirmemeliyiz.

Sürecin yeniden değerlendirilebilmesi için başlıca üç konuya dikkat çekmek istiyoruz. Politik ve kültürel yenilenme için, bu köhne anlayıştan, şefçi yaklaşımlardan kurtulabilmenin yolu, örgütlülüğümüzü yeniden ele almaktan geçmektedir.

I. 4688 Sayılı Yasanın Olumsuz Etkisi

4688 sayılı kamu sendikaları yasasının kamuda çalışan emekçilere sendika kurma ve kurulan sendikalara üye olma hakkı dışında herhangi bir hak vermediğini artık herkes biliyor. Bu yasaya göre kurulan ve üye olunan kurumun da aslında sendika olmadığını zaman içinde öğrendik. Ama yine de bu mücadeleyi yürüten bütün taraflar yasayı bu haliyle de kazanım olarak gördü.

Öte yanda yasanın eksiklerini grev ve toplusözleşme hakkına indirgedik. Onun ötesinde kamu emekçileri mücadelesini nasıl etkileyeceğini, nasıl bir kültür yaratacağını, muhalefeti sisteme entegre etmenin sonuçlarının ne olacağını düşünülmedi. Yasanın, özveri, dayanışma, paylaşma, hak gibi kültürel değerleri ters yüz ettiğini, sokakta omuz omuza mücadele edenleri yöneten ve yönetilenler olarak tanımladığını, yönetenlere her türlü olanağı, konforu sağladığını; toplumsal statüsünü yükselttiğini; yöneticileri aslında düzenle, düzenin muhalifleri arasında, düzenden yana arabulucular olarak gördüğünü hiç düşünemedik, sorgulamadık. Düşünemediğimiz için, sendikada bir bürokrasinin oluşmasına engel olamadık. Sendika bürokrasisinin kültürel olarak emekçilere yabancılaştığını, sahip olduğu konforu bir iktidar aracı olarak kullanmaya başladığını, kendi kültürünü yarattığını ve yarattığı kültüre göre davrandığını fark edemedik. Aslında bu gün yaşadıklarımız, dünkü düşünemediklerimizle ilgilidir.

II. Örgütsel ve ideolojik olarak yenilenme eksikliği

Kamu emekçilerinin, sendikalaşma hakkı için mücadele verdikleri ve mücadeleyi yükselttikleri dönem, Türkiye’de neoliberal politikaların kendini hissettirdiği; devletin her kurumunun piyasacı bir algıya teslim olduğu ve buna göre yapılandırıldığı, bir yaşama kültürü olarak toplumun her zerresine nüfuz ettiği bir sürece tepki olarak şekillendi.

Kamu çalışanları sendikaları bu dönemde süreci emekçiler lehine çok fazla belirleyemedi. Neoliberal yeniden yapılanma programı Türkiye’de hemen hemen hiç bir engele takılmadan yürürlüğe kondu ve Türkiye bu politikaların uygulanabilirliği açısından laboratuar işlevi de gördü. Eğitim ve sağlığın ticarileştirilmesi, paralı hale getirilmesine, haberleşme, ulaşım ve enerji ağlarının özelleştirilmesine ve esnek istihdam politikalarının uygulanmasına karşı, özel olarak sendikalar, genel olarak da emek siyaseti her hangi bir varlık gösteremedi.

Sendikal mücadelenin önünü açacak, ya da emekçi mücadelesini bir bütün olarak belirleyecek etkili siyasal bir örgütlenmenin olmaması da sendikal mücadelenin sağlıklı büyümesini olumsuz etkiledi.

Bütün bu süreç 4688 sayılı yasanın yukarıda özetlemeye çalıştığımız etkisiyle birleşerek sendikaların içe kapanmasına neden oldu. Sendikal örgütlenme alanında etkili olan siyasal yapılar, genel Türkiye siyasetinde siyasal bir çıkış yakalayamadıkları için, sendikal alana sıkıştılar.

Bir tarafta 4688 sayılı yasanın çerçevesi, diğer yanda siyasal yapıların sendikal alana sıkışık ve bir birleriyle, hâkim düzenin has kurumlarına içkin rekabetleri, sendikaların dönüşümünü, yenilenmesini imkânsız hale getirdi.

Bu kapalı devre sistem nedeniyle KESK kongre süreçlerinde, sendikanın yapısal sorunlarına çözüm üretecek hiçbir politika geliştirilemedi. Sendikanın, örneğin, 10 yıl sonrasında kamuda kaç kişinin istihdam edileceği, istihdam biçiminin ne olacağı, bu istihdam biçimlerinin birbirine oranının ne olacağı, farklı istihdam biçimlerinde çalıştırılan emekçileri nasıl örgütleyeceği konusunda her hangi bir öngörüsü bulunmuyor.

Delege seçimine ve dar ittifak ilişkilerine indirgenen kongreler politikası, işyerlerinden ve üyelerden başlayarak emekçileri sendikalardan ötelemekte, emekçilerin güvenini kaybetmekte ve yeni ilişkiler geliştirilmesine olanak vermemektedir.

Üyelerin karar süreçlerine doğrudan katılamadığı, alınan kararları etkileyemediği, sendikal yapı ve işleyişi denetleyemediği bir örgütlenme, doğal olarak, patronaj kültürünü yaratmakta, sisteme muhalif olma özelliğini kaybetmekte ve sıradanlaşmakta; iç muhalefetini de bildik burjuva metotlarla tasfiyeye yönelmektedir.

III. Geleneksel solun kadro birikimi, siyaset yapma tarzı ya da alışkanlıkları

Türkiye’de sol, yerleşik siyasal kültüre alternatif bir kültür yaratamadı. ‘Şeflikte’ ifadesini bulan katı hiyerarşik siyasal ilişkiler siyasetin bütün alanlarına hala hâkim. “Meclisleşme, yetki paylaşımı, karar süreçlerinin demokratik işleyişe kavuşturulması…” Bu söylemin yaşama geçmesi bürokratik zihniyet tarafından hep engellendi. Siyasetin her alanı küçük iktidar odakları tarafından belirlenmeye devam ediyor. Karar alma, denetleme, disiplin mekanizmalarının aynı ellerde toplanması doğal olarak kendilerine bir dokunulmazlık sağlıyor. Siyasal kültür bu şekilde olunca sol ne geleneksel olandan kopabiliyor, ne de hâkim siyasi anlayışlardan farkı kalıyor. Bu da beraberinde her türlü yapancılaşmayı, yozlaşmayı getiriyor.

Bu şekilde yapılanan bir siyaset kültüründe, yapılan bir yanlış sonucunda, bırakın istifa etmeyi, en hafifinden bir özeleştiri vermek bile alışıldık bir davranış olmuyor. Eğer bu gün bir istifa varsa bunun nedenini söylenenin ötesinde, başka noktalarda aramak zamanıdır. Hangi hesapların tutmadığı, hangi çıkarların birbiriyle çatıştığı mutlaka sorgulanmalıdır.

IV. 2011 Genel Kurul Süreci

KESK Genel Kurul sürecine girdi. Genel kurul süreci örgütün kendisini gözden geçirdiği, politikalarını tartıştığı, yeni döneme ilişkin öngörülerde bulunup ona göre kararlar aldığı bir süreç olmalıdır. Maalesef KESK Genel Kurulu gibi şubelerde de kongreler perspektif üzerine tartışmalarla geçmiyor; delege hesaplarıyla önceden belirlenen, sonucu baştan belli kongreler yaşanıyor.

İçinde yaşadığımız bu çirkin olaydan hareketle, karşılıklı iddia ve ithamların ötesine geçilmeli ve sorunun yapısal süreçlerin bir sonucu olduğu görülmelidir. Önümüzdeki döneme dair hesabı bozulanların “taciz” iddiasının ardına sığınarak siyaset yapmalarına izin verilmemeli.

Yaşananın sendikal ve sosyal düzeyde bir kültürel bozulma, bir değer yitimi olduğunu belirlemek gerekir. Eğer bu yapısal süreçler sorgulanıp, olumsuzluklar giderilemezse, bundan sonra yaşanacakları tahmin etmek zor değil.

KESK’in bütün bileşenleriyle birlikte emek hareketine yeni bir soluk aldıracak, emek hareketinin önünü açacak bir yeniden yapılanma hamlesini gerçekleştirmesi gerekiyor. Yeni bir yönetsel anlayışla yeniden mücadelemizi yükseltmek için köhneleşmiş bürokratik yapılara karşı yan yana gelmeliyiz.

Yaşasın mücadelemiz, yaşasın KESK.

Taban Hareketi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 4688 Sayılı Yasa / KESK /

Comments

  1. Ömer Yıldız diyor ki:

    Tabah Hareketi Hakkında
    Taban Hareketi, 2008 KESK kongresinden sonra kurulmuş bir platformdur. KESK kongresinde kendi grubu içinde yaşanan komploculuğa itiraz edip Sami Evren’in meclis iradesine rağmen aday yapılmasını kongrede 43 boş oy kullanarak protesto eden KESK delegeleri tarafından oluşturulmuştur.
    2009 yılı boyunca kendi grubu içinde “Taban Hareketi” adıyla açık muhalefetini sürdürmüştür.
    Grup içi muhalefetin etkisini kırmak üzere KESK ve Eğitim Sen’de iktidar gücünü kullanan komplocu zihniyet, bugün KESK’te yaşanan komploculuğa benzer biçimde 2010 Şubat ayında kendi içinde tasfiyeciliğe yönelmiştir.
    Taban Hareketi bileşenleri, Şubat 2009’da yapılan KESK Danışma Kurulunda yayınladığı 50 imzalı bir deklerasyonla bu tasfiyeci ve komplocu eğilimi teşhir etmiştir. Eğitim Sen İstanbul 1 nolu Şube başkanının görev değişikliği girişimine karşı yapılan bu itiraz yeterli olmamış, KESK ve Eğitim Sen merkezlerindeki iktidarlarını ve siyasi ittifaklarını da kullanarak tasfiye gerçekleşmiştir.
    KESK içinde bir sendikal eğilim olarak kurulan Taban Hareketi süreç içinde işçi hareketiyle de buluşma noktaları oluşturmuştur.
    2010 Mart ayından itibaren “emeğin ortak örgütlenmesi” perspektifiyle esas olarak İstanbul’da yapılan bir dizi tartışma sonucunda, KESK ve emek hareketinin önündeki en büyük tehlikelerden birinin sendikal bürokrasisi olduğunu tespit edilmiş ve bürokrasiye, yozlaşmaya karşı mücadelenin işçi sendikaları içindeki bileşenleriyle diyalog kurulmuştur.
    İstanbul merkezli yürütülen tartışmalarla “işçi-kamu emekçisi” ayrımı yapmaksızın Birleşik Emek Meclisleri oluşturulmasını gelecek döneme dair “ortak örgütlenme” zemini olarak kabul eden bir yöneliş benimsenmiştir.
    Şubat-Mayıs 2010 döneminde KESK’in izlediği TEKEL siyasetinin eleştirisi yapılmış, 4 Şubat ve 26 Mayıs genel grev kararlarının boşa düşürülmesine karşı, tabandan işçilerin mücadele çabalarına destek verilmiştir.
    KESK Eğitim Sen içinde başlayan demokratik sendikal hareketin yaratılması çabası, Hava-İş içinde Gökkuşağı Hareketiyle, 2. TEKEL Direnişindeki TEKEL işçileriyle, İstanbul’da Belediye-İş üyesi İtfaiye işçileriyle, Haber-İş içinde Telekom işçileriyle, Tezkoop-İş’te İstanbul 2 nolu şube üyeleriyle buluşmayla devam etmektedir.
    Taban Hareketi, sendikal hareketin yeniden tabanla buluşması sürecinin sadece sendikal alanla sınırlı kalınarak çözülemeyeceğini, sendikal alandaki yozlaşmada payı olan sosyalist siyaset içindeki ana eğilimleriyle de politik mücadele yürütmenin gerekli olduğuna inanmaktadır.
    Hem sendikal alana dair hem de siyasal alana dair devrimci bir yenilenmenin ihtiyaç olduğunu tespit etmekle sınırlı olmayıp adım atan bir hareket olarak, her iki alana dair devrimci iddiası olanlarla buluşmayı önemsemekte, buluşma yönünde de ön koşulsuz adım atmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.