KESK’in Üzerindeki Siyasal Vesayet Kalkmalı, Taban Söz ve Karar Sahibi Olmalıdır

Yunus Öztürk - 12 Aralık 2010 - 2011 KESK Kongresine Giderken / İşçi Gündemi / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) “bin nasihat” dönemine girmiş bulunuyor. Her bir yanda KESK üzerine küçük-büyük toplantılarda, dergi sayfalarında, internet mail gruplarında; bloglarda, facebook’ta, web sayfalarında tartışma yapılıyor. Geniş kesimler arasında bir tartışma sürecine girilmiş olması bir yönüyle iyi bir şey.

Tartışmalara bakıldığında aynı iyimser değerlendirmeyi yapamıyoruz. Herkes farklı beklenti içinde. Kimi “ben dememiş miydim” diye başlıyor; kimi taciz konusunu ele alıyor; kimi suçluyor kimi de savunuma pozisyonunda. En önemlisi ve bizce KESKin yapısal yanını gösteren şey ise, bütün bu tartışmalar, tartışma grupları sendikanın dışında olmasıdır.

Bu tartışmanın  söz konusu içerik ve biçimiyle hayırlı sonuçlara ulaşılması zor.

Sonuçta “siyasal vesayet” kuralı işliyor. Tartışmalar “vesayet” altında yürüyor; örgüt, bir kenara konmuş durumda.

Biz farklı bir yandan konuyu ele almaktan yanayız: KESK gerçekten nedir? KESK bir sendika-konfederasyon sayılır mı? Tabanı yansıtıyor mu? Yoksa siyasi gruplar koalisyonu, siyasi ittifaklar çatı örgütü mü? Bu sorulara yanıtlar bulmayı ilerisi için önemli sayıyoruz.

KESK’in fiili ve meşru mücadele sürecinde ortaya çıkması ne kadar değerli ve sınıf hareketi tarihi içinde radikal bir hamleyse, KESK’in yapısal ve politik sorunları;  onun “siyasal ititfak” örgütü olması gerçeğini gizlemiyor.

KESK’in temsilci seçiminden temsilcilik seçimine, şube yönetiminden, genel merkezine ve konfederasyon yönetimi belirlemesine kadar; ya da disiplin ve denetleme kurullarının oluşumu da dahil tüzük yapısı demokratik bir işleyişi değil siyasi vesayeti sağlamlaştıran, siyasi yapıların denetimini güvence altına alan bir tarzdadır.

Örneğin siz bir üye ve delege olarak yönetim kurulunu seçebilirsiniz ama o delege ve yönetim kurulu siyasi vesayet altında olduğu için sizin iradeniz dışında kendi içinde görev değişikliğine gidebilir; siyaseten ayrılık halinde seçimle yönetim kuruluna seçilen siyaseten görevden alınabilir.

Ya da disiplin ve denetleme kuruluna başvurmanız için, yönetim kurulunun kararı gerekir. Yönetim kurulu istemezse sizin başvurunuzu denetim ve disiplin kurullarına iletmeyebilir.

Bu iki örnek bile esasen delege ve üye iradesinin fiilen yönetim üzerinde etkili olmadığını bize gösteriyor. Örgütün denetime kapalı olduğunu ortaya koyuyor. Neden? Çünkü KESK en başından beri beş siyasi dinamiğin devamını güvence altına almak üzere tasarlanmış, kendi aralarında ittifaklar olsa da esasen dönüp dolaşıp bu eğilimler arasında farklı bileşimler olsa da bunların dışında bir sonuç ortaya çıkmamasını güvence atına alan bir tüzük yapısına sahiptir.

Belli siyasi dinamiklerin içinde değilseniz, sizin yönetimlere; hatta delege düzeyinde bile seçilmeniz bir hayli zor olabilir. Bunu da üçüncü olumsuz örnek olarak kaydedelim.

Bütün bunlar KESK’i fraksiyonel “siyasi” yanı öne çıkan bir örgüt yapıyor; onun kimliğini bir emek örgütü olmaktan çok siyasi bir platform olarak ortaya koyuyor.

Tartışmaya buradan başlamanın bir mahsuru, siyaset dışı bir sendika talep ediyormuşuz gibi bir iddiayla karşılaşmamıza yol açsa da sözünü ettiğimiz KESK’in politika dışına çıkması değil, demokratik bir örgüt olabilmesi için siyasi vesayetten kurtulmasını önemsemiş olmamızdır. iyaset indirgemeci tarza itirazımızdır.

Bir sendikanın siyasi olmasında hiçbir sakınca yok. KESK emek siyaseti güden bir örgüt olmalıdır. Ancak sözünü ettiğimiz siyasetin politik bir parti siyaseti ve bu partilerin vesayeti altında KESK’in sendika olmaktan çıkarılmış olmasıdır.

Her ne olursa olsun KESK’in bir sendika ve emek örgütü olması sağlanamadığı için karşılaştığı sorunların çözümü de demokratik bir tarzda ve örgüt içinde, örgüt kurulları etrafında çözülemediğini söylemek istiyoruz.

Nitekim KESK’in son tartışmalarda açığa çıkan durumu şudur: İki KESK var. Birincisi resmi bir kurum olarak KESK bir de KESK’in dinamikleri, bileşenlerinin oluşturduğu KESK. KESK’i tabandan koparan, güveni sarsan da bu ikili yapıdır.

Taban KESK’e güvensizdir çünkü kendisi hakkındaki kararlar KESK’in dışında, tabanın iradesinin dışında alınmaktadır. KESK bileşenleri, dinamikler KESK dışında yaptıkları toplantılarda aldıkları kararlar üzerinden; dışarıdan sendikaya kendi pozisyonlarını dayatıyorlar.

Bu durumda demokratik işleyişi olan bir örgütten değil, çeşitli departmanlara ayrılmış siyasi bölüklerinden oluşan bir siyasi platformdan söz etmiş oluyoruz.

Oysa KESK 230 bin üyeli bir konfederasyondur. KESK’in sorunları bu üyelerle konuşulmalı, tartışılmalıdır. Genel Başkanı ve bir MYK üyesi kendi kurullarında istifa kararı alıp yönetime bildiriyor. Ya da diğer eğilimler kendi kurullarında aldıkları kararları yönetime getirip, bunu konfederasyon kararı olarak sunuyorlar.

Örgüt tabanı dışarıda tutularak küçük bir aktivist grubu etrafında konu tartışılıyor ve KESK hakkında karar veriliyor.

Bu nedenle KESK bir sendika ve konfederasyon olamamış, demokratik işleyişi olan bir emek örgütü kimliği kazanamamıştır. KESK siyasi dinamiklerin vesayeti altında bugüne kadar gelmiştir ve iflasın eşiğindedir.

Buradan bir çıkış ise, üyelerin denetimine ve karar almalarına olanak veren demokratik bir sendikal yapının oluşturulması, tüzük değişikliğine gidilerek tabana açılma politikası izlenmesiyle mümkün olabilir.

9 Ocak’taki Olağanüstü Genel Kurul mevcut yapı sürdüğü için demokratikleşme kongresi olmayacaktır. Ancak KESK’in ihtiyacı olan demokratik bir sendika için Demokratikleşme Kongresi iradesinin bu genel kurulda karar altına alınarak, örgütün tabana açılmasını sağlamak öncelikle gereklidir.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: KESK / siyasi vesayet /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.