Bildiğiniz “Yumurta”, İçinden Faşizm Çıkmaz!

Özcan Özen - 15 Aralık 2010 - Güncel Politika / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Bildiğiniz

Yumurta

İçinden faşizm çıkmaz!

Farkında mısınız ne kadar da çoğaldılar? Sahte olandan kâr ediyorlar. Sahtekarlar. Tavuktan yumurta, yumurtadan faşizm çıkardılar.

Yumurta atan gençler düşünce/ifade özgürlüğünü engelliyorlarmış, bu faşizmmiş. Özgürlük havarisi rolüne bürünmeleri nasıl da yapmacık, ifade özgürlüğü için kendilerini paralıyor görünmeleri nasıl da sahte. Kavramların ırzına geçiyorlar, ters yüz ediyorlar, olur olmaz kullanıyorlar. Her şeyleri gibi kavramları da sahte oluyor sonuçta. Polis şiddetini kınıyorlarmış ama gençlerin iki anayasa profesörünü yumurta atarak konuşturmaması da faşizmmiş. Kavramları iğdiş etmeleri cahilliklerinden değil utanmazlıklarındandır. Sahtekarlar utanmaz.

Muhatap komünistler ve sosyalistler

Süheyl Batum’un sloganlar ve konuşmalarla, Burhan Kuzu’nun slogan ve yumurtalarla konuşturulmamasına faşizm diyenler aslında komünistler ve sosyalistlerle tartışmaktadır: Onları en çok incitecek, kızdıracak, çileden çıkaracak kavramla suçlamak sinsilikleri, dedikoduculukları, meşrepleri gereğidir. Tartışmayı değil ne olursa olsun bir tartışma kazanmayı amaçlarlar ve kazanmayı da bağırıp çağırmak, sesini yükseltip lafa girmek kısacası karşısındaki konuşturmamak olarak görürler. Komünist ve sosyalistleri faşizm ile suçlarken bu nitelendirmenin, onları en çok tahrik edecek söz olduğunu da gayet iyi bilirler. Fakat böylelikle faşizm kavramının içini boşaltıp onu bir suç ve şiddet kategorisi, ahlaksızlık türü, ayıp bir şey haline getirirler. Aslında yumurta atmayı doğrudan suç ya da terörizm olarak nitelemek isterler ama komünist ve sosyalistlerle hesaplaşma içinde olduklarından onlar tarafından daima suçlandıkları faşizm kavramını kullanmayı tercih ediyorlar. Yumurta atanları faşist ilan ederken onları döven polisi sadece orantısız güç kullanan devlet görevlileri olarak görmekteler. Onlara göre cop bir sevgi, yumurta ise şiddet aracıdır.

Amaç faşizm kavramının içini boşaltmak

Komünistler faşizm kavramını şiddet ölçeğinin en uç, en üst noktası olduğunu vurgulamak için kullanmazlar. Faşizm kapitalizmin en vahşi, en saldırgan, en acımasız, en “bilmem ne hali” olarak tarif edilemez. Böyle bir tarif için zaten Marksizm ile donanmış olmaya gerek yoktur, her mağdur öznel bir değerlendirme olarak faşizm hakkında benzer şeyleri pekala söyleyebilir. Marksistler  faşizmin bir sınıf hareketi olduğuna dikkat çekerler: Bir küçük burjuva sınıfı hareketi olarak kapitalizmin ve burjuvazinin çıkarlarına ters ve aykırı düşmeyecek bir siyasi ve toplumsal dinamiği olsa da faşizm burjuvazinin gönüllü kölesi ya da sadık hizmetkarı olarak rol üstlenmez. Kendi milliyetçi ve ırkçı fikirlerinin iktidar olması için işçi sınıfı hareketini ve onun öncü siyasal örgütlerini doğrudan hedef alır, böylelikle yıkıcı komünist fikirlerden arındırılmış proletaryaya da üstün ulus nizamı içinde huzur ve adalet bahşedileceğini vaaz eder, sınıfsız ve eşit bir ulus vaat eder. Bunun için kullanamayacağı zor aracı ve şiddet türü yoktur, o yüzden de şiddet araçları tekelini elinde bulunduran devlet aygıtını bütünüyle ele geçirmeye çalışması öncelikli siyasi hedefidir ve genel seçimleri de ona bu olanağı sağlayabilecek bir fırsat olarak değerlendirir. Zor ve şiddet bağımlılığı yanının öne çıkarılması sadece faşizmin asıl niteliklerini gizlemeye hizmet eder, örneğin Musolini faşist İtalya’sı ile Suharto’nun askeri diktatörlük Endonezya’sı arasındaki siyasal farkları silikleştirir.

Komünistler faşizmi salt zor ve şiddetten ibaret görselerdi o zaman yumurtadan faşizm çıkaran liberal ve İslami köktenciler ile faşizm konusunda hem fikir olurlardı. Zor, şiddet, terörizm, faşizm bir ve aynı ya da eşdeğer değillerdir.  Örneğin Taraf gazetesinin attığı manşetteki gibi “kolektif faşizm” olmaz faşizm zaten bir kitle hareketidir (Taraf’ın lise yılları espri düzeyini aşamamış “manşet atarları” “Öğrenci Kolektifleri”ne gönderme yapmış ama bu tür kelime oyunlarında her zamanki başarısızlıklarını tekrarlamışlar). Mümtaz’er Türköne’nin söylediği gibi faşizm bir patoloji değil Türköne’nin gençliğinde içinde yer aldığı bir siyasal hareket ve asla terk etmediği bir ideolojidir. Bu yüzden faşizmin ne olduğu konusunda söz söylemesine gerek yoktur kendisi temsil kabiliyeti gayet yüksek bir örnektir. Ahmet Altan’ın dediği gibi Kemalizm ile (Marksistler Bonapartizm olarak tarif ederler, Türkiye özeli için Kemalizm aynı anlamda kullanılır) Faşizm aynı şey değildir, her ikisi de burjuvazinin iktidarının, kapitalist devlet aygıtının farklı örgütlenme biçimleridir ama aynı değildir. Kemalizmin SS kıtaları yoktur, fakat öğrencileri yumurta attığı için faşizm ile suçlayanların bir gazetesi vardır. O gazetede Kürt siyasi hareketinin her ifadesinden, sözünden, hatta mimiğinden başta Ahmet Altan olmak üzere liberallerimizin kendilerine pek mantıklı ve barışçıl görünen görüşleri doğrultusunda niyet okunur ve bu niyet okuma çabası Kürt siyasi hareketi tarafından eleştirilince ve reddedilince “gazetemizde bir daha onların görüşlerine yer vermeyeceğiz” diye yazılır. Peki bu ne kadar ifade özgürlüğünün yanında olmaktır ya da ne kadar faşizmdir? Ezilenlere akıl vermek ezen ulusun entelektüellerinin en şoven halidir. Türkiye’de Taraf olmak şoven olmaktır.

Faşizm kavramını olur olmaz yerde değil doğru ve yerinde kullanmak en asgarisinden entelektüellik gereğidir. Polis gösteri yapanları terörist ilan ederken liberaller AKP iktidarının yardımına koşma telaşı içinde bir muhalefet hareketini komünistlerle hesaplaşma vesilesine dönüştürme gayretiyle faşizm nitelemesine sarılmaktadırlar. Bunu yaparken seviyeyi öyle düşürmektedirler ki “kavram” hakkında ansiklopedik bilgiye muhtaç hale gelmişlerdir. Fakat yine de sahtelikleri cahilliklerini bastırmaktadır.

İktidarın ifade özgürlüğü için mücadele saçmalığı

Öylesine sahteler ki herkesi, özellikle de komünistleri, demokrasi mücadelesine davet ederken “iktidarın ifade özgürlüğüne” yumurta kırılmasının önlenmesi çağrısı yaptıklarını fark etmeyeceğimizi sanıyorlar. Hemen hepsi sosyalist ve Marksist kimliklerini terk etmiş olmalarının övüncüne ekledikleri yapmacık kibarlıkları ve demokrat rüküşlükleriyle birer sonradan görme entelektüel numunesi olarak, kaçıncı olduğu konusunda ortak bir karara varamadıkları cumhuriyet pazarındaki tezgahların üzerinden “Ey ezilenler,” diye sesleniyorlar, “huzur istiyorsanız, adalet istiyorsanız iktidarın ifade özgürlüğü için mücadele edin! Edin de durdurun şu yumurta atan haylazları!”

Tebaanın kralın ferman özgürlüğü için mücadele ettiği görülmüş değildir fakat cin fikirli liberaller ve onların koltuk değneği faşistler oturmuş bizlerden bu mücadeleyi vermemizi istemektedirler, yoksa bizi demokrat olamamakla suçlayacaklarmış, hatta faşistlikle.

Bir ülkede iktidarın ifade özgürlüğü yoksa o ülkede devrim vardır. Başbakanın ya da bakanlarının kendilerini ifade etmeleri için ellerindeki siyasal ve ekonomik güç alınmış mıdır? Devlet televizyonunda konuşmaları mı engelleniyor? Yoksa görüşlerini içeren metinleri istedikleri miktarda basıp dağıtabilecek imkandan mı yoksun bırakılmaktalar? Tüm bunlar yumurta baskısı ya da korkusu ile engellenmekte midir?

Saçmalamayın! İfade özgürlüğü bir toplumda yaygın ve kabul görmüş olanlar dışındaki görüşler için söz konusudur. Önemli olan bu görüşlerin kendini ifade edebilmesidir, ister iktidar/devlet isterse toplum/gelenekler tarafından engellenememesidir, engellenememesinin devlet tarafından garanti altına alınmasıdır. “Devletin ifade özgürlüğünün sağlanması” gibi bir saçmalık olabilir mi?

İfade özgürlüğü Burhan Kuzu için değil öğrenciler için gereklidir. Engellenen ikincisidir Burhan Kuzu zaten ağzına geleni söyleyebilmekte ve biz de her çeşitten ortam (medya) aracılığıyla bunu öğrenebilmekteyiz.

Bir elin nesi var: Örgütlen ve haykır!

Öğrenciler düşüncelerini toplumun diğer kesimine ulaştırabilmek için gösteri yapmışlardır ve en etkili olabilecek yer olarak başbakanın rektörlerle toplantı yaptığı Dolmabahçe’yi uygun görmüşlerdir. Çünkü bunların elinde miting örgütleyecek ne bir parti örgütü vardır ne de miting masraflarını karşılamak için maddi imkanlar. Başbakanın partisi devletten en büyük maddi yardımı alan parti değil mi? Öğrenciler bildiri bastırmaya kalksalar harçlıkları ancak bir iki bin nüshaya yeter. Televizyon kanalları birkaç dakika ayırmaz onlara, gazeteler birkaç santimetre kare yer vermez dertlerini anlatmak için. Sadece öğrenciler değil, işçiler, kadınlar, engelliler ve diğerleri, toplumun haklarını almak, mağduriyetlerine son vermek için örgütlenmeye çalışan tüm kesimleri kendilerini toplumun diğer kesimlerine duyuracak ve onların desteğini alacak maddi imkanlardan yoksundur. Bunu ancak kendi aralarında toplayacakları paralarla oluşturdukları bütçeyle sağlayabilirler ama bu bütçe çoğu kez mahalledeki pizzacının ya da marketin reklam bütçesinden küçüktür. Dolayısıyla ilgi çekecek, seslerini duyuracak eylemler ve gösteriler düzenlemelerinden daha doğal bir şey olamaz üstelik onlar ticaret erbabı da değillerdir, gazetelerin içine çek-al (insert) koymazlar, bildiri basarlar ve bunu elden muhataplarına verirler, başbakanın duyması için slogan atarlar (patronlar kulağına fısıldar).

Örgütlü toplum insanlar, başbakana mektup yazma, cumhurbaşkanına noterden ihtarname çekme, mahkemeye başvurma, falan, filan aşamasını geçtiği için örgütlü olmuştur, bunlar kifayet etmediği için insanlar örgütlenir, bir araya gelir, sokağa çıkar, gösteri yapar. Bu gösteriler iktidarı teşhir ettiğinde, güçsüzlüğünü ve dayanıksızlığını kanıtladığında, zalimliğini işaret ettiğinde iktidar ve yandaşı gazeteciler demokrasiyi hatırlarlar, demokrasi kavramını tepetaklak ederek tekrar pazarlarlar ve başbakan ile bakanların yani iktidarın konuşma özgürlüğünün ellinden alındığından hayıflanırlar. İşte biz buna sahte diyoruz. Bunu kurgulayanlara da bestekar denmez.

Peki ya Burhan Kuzu’nun konuşturulmamasını haklı görebilir miyiz? Başbakan söyledi: Men dakka dukka! Geçmiş olsun!

Bir düşüncenin protesto edilebilmesi de özgürlüktür, müsaadenizle!

Burhan Kuzu’nun bir toplantıda konuşmasının engellenmesi ifade özgürlüğünün ayaklar altına alınması mıdır? Mecliste hem muhalefet hem de iktidar partisi milletvekilleri mesela beğenmedikleri ya da izanın şaştığını düşündükleri bir konuşma olduğunda sıra kapaklarını vurmak, yumruklamak suretiyle konuşmacıyı protesto etmeleri ve hatta konuşturmamaları ifade özgürlüğünün engellenmesi değildir. Yumurta faşizminin tartışıldığı günlerde BDP milletvekili Hasip Kaplan’ın Meclis kürsüsünden yaptığı Kürtçe konuşmanın mikrofonunun ya da yayının sesinin kesilmesi suretiyle engellenmesi ifade özgürlüğünü ihlaldir. Örneğin bir ses sanatçısının dinletisi sırasında kötü şarkı söylemesinin ıslıklanması ile Ahmet Kaya’ya sahnede Kürtçe konuştu diye çatal bıçak atılması arasında fark vardır. Birincisi protestodur ikincisi ifade özgürlüğünün engellenmesi. Irak’ı işgal eden ABD’nin başkanının ayakkabı fırlatılarak konuşturulmaması protestodur fakat bu işgale karşı çıkan bir ABD vatandaşının vatan hainliğiyle suçlanarak konuşturulmaması ifade özgürlüğünün engellenmesidir.

Farz edelim ki yarın Türkiye Irak’ın kuzeyini, Kürtlerin Kürdistan dediği yeri işgal etti, bu durumda kimin ifade özgürlüğüne ihtiyacı olacak? İşgale karşı çıkanların vatan hainliğiyle suçlanması, hapis cezasıyla tehdit edilmesi ya da ıslah edilmeye çalışılması ifade özgürlüğünün engellenmesidir. Devletin bu engellemesini yeterli görmeyerek örgütlenmiş olanların işgal karşıtına fiilen saldırması, onu döverek konuşturmaması faşizmdir.

Birinin protesto edilerek konuşturulmaması ile yine genellikle öğrencilere ve işçilere reva görülen emniyet güçlerince ağzının zorla kapatılarak konuşturulmaması aynı şey değildir, hele bunu emniyet güçlerinin değil de örgütlü genç sivillerin yapması bambaşka bir şeydir.

Yumurta değil taş atanlar da vardı, hatırlar mısınız?

Liberallerimiz ve liberalizm suyundan dökünmüş sosyalistlerimiz dönüp dolaşıp aynı itirazı yumurtlamaktadırlar: İyi de yumurta atılması fiilen konuşmanın engellenmesi değil midir? Elbette, kesinlikle… Fakat bu, fazla yenen yumurtanın konuşma zorluğuna neden olmasından değil uçuşan yumurtalardan sakınma çabasından ve bu çabanın son derece komik görüntülere neden olmasındandır. Burhan Kuzu bile daha sonra yumurtanın cılk mı rafadan mı olduğu konusunda şakalar yapabilmiştir. Konferans salonlarında eli şemsiyeli korumaları hangi mizahçı tahayyül edebilirdi ki? Bu noktada yumurta atanların sözlerine kulak verilebilir: yumurta ifade özgürlüğünü engellemez sadece karizmayı çizer.

Taraf gazetesinden Yasemin Çongar aynı görüşte değil, evrensel hukuka bakmış ve Dublin’de bir hemşirenin gözünün kör olduğu yumurta eylemini not etmiş. İktidarın silah, top tüfek, kurşun, gaz, gaz bombası, cop kullandığı milyonlarca örnek arasından bir protestocunun yumurtasını öne çıkarması gerçekten hiç yapmadığı kadar iyi bir gazetecilik örneği. O halde taş atan çocuklar konusunu artık hiç konuşmamıza gerek yok. Hukuk, anayasa, kanunlar neden değişsin ki, taş atan çocuklar bir katilden daha ağır bir cezaya çarptırılmalı: Önemli olan Yasemin Çongar’ın tartışma kazanma hırsının tatmin edilmesidir, ele güne ders verme sevdasının daim olmasıdır; hırçın görüşlerine köşe bulmuş zati alilerini, taş atan çocuklarla efkarlandırıp keyfini neden bozalım?

Taş atan çocuklar hakkında hiç konuşma artık Yasemin Çongar. Taş atan çocuklar olmasaydı ne olurdu Gazze’nin, Filistin’in hali? Bugün taş atan çocuk yarın silah mı kullanır diyorsunuz? Bunu Filistin’e bakıp mı söylüyorsunuz? Dublin’e baktığınızda da taş atan çocukları görmez misiniz? Onların yüreklerine bakmayı deneyin bir, sömürgecileri tarafından taşlaştırılmış yüreklerine, işte orada o çok içerlediğiniz derin öfkeyi göreceksiniz. Taş olmuş yüreklerini fırlatan çocuklardan korkuyorsunuz. Yumurta kapıya gelmeden bir yumurta kırmayı deneyin, merak etmeyin taştan da olsa çok çocuk kalbi kırdığınızdan hiç zorlanmayacaksınız. Vicdan akli değil kalbidir… Size çok uzak bir şeyden bahsediyoruz değil mi? Zehriniz mürekkep olmuş çoktan, durmayın sayfalar dolusu boca edin üzerilerine, karalayın çocukları, gençleri, işçileri.

Entelektüel haz bağımlılığı

Özgürlükçülükleri sahte, demokratlıkları sahte, kendileri sahte. Bir öğrenci eylemi oldu, polis her zamanki gibiydi fakat medyanın bir kısmının bu kez gerçekten dürüst davranacağı tuttu, doz denetlenemedi, iktidarın ileri demokrasi söyleminin sahteliği ifşa ediliverdi. Sonra en demokrat, en liberal, en özgürlükçü görünenler durumdan vazife çıkarıp iktidarın yardımına koştu. Mülkiyede yumurtalar kırılınca dürüstlüğün sahteliğini gösterdiler bize, polisin, iktidarın şiddetini bir kenara çekip yumurtanın şiddetini meydana sürüklediler.

Çok insafsızlar, çok vicdansızlar, başka türlü nasıl bu kadar sahte olunabilir ki? Para ya da mevki değil, entelektüel haz her şeyden önemli onlar için. Entelektüel haz bağımlılığı onları kör ediyor. Bir tartışmayı kazanmaları esas onlar için tartışmanın kendisi değil, gerçekler hiç değil.[1] Destekledikleri, beklentilere gark oldukları iktidarın kendi entelektüel yeteneksizliğini ve fiili güçsüzlüğünü şiddet ile ört bas etmeye kalkışması sonucunda entelektüel iktidarlarının yıkılıverdiğini gördüler. Bu görüntü onları hırçınlaştırdı, entelektüel iktidarlarını bir çirkefe dönüştürdüler. Bu yüzden kavramların içini boşalttılar, ters yüz ettiler yetmedi iyice terbiyesizleştiler.

Yemeği terbiye eden yumurta adamı karizmadan eder

Yumurtayla ancak bir yemeği terbiye edilebiliriz. Kuşkusuz sonradan görme liberallerin, sol liberallerin ve boyası dökülmüş sosyalistlerin sözleri yumurtayla bile yenecek gibi değil. Fakat yine de onların sataşmalarını, ukalalıklarını, densizliklerini dikkate bile almaya gerek yok. Ancak yalanlarına ve karalamalarına kesinlikle sessiz kalınamaz ve mutlaka yanıtlanmalıdır hem de en şiddetlisinden ama şiddet uygulayarak değil.

12 Eylül 2010 halk oylamasının gecesinde Tayyip Erdoğan yaptığı zafer konuşması sırasında hemen yeni bir anayasa yapılmasına başlanacağını söylemiş ve konuşmasını keserek “Burhan Bey çalışmalara hemen başlayın” demişti. Gerçi Erdoğan daha sonra seçim sonrasına kadar unutun yeni anayasayı demişti fakat bir gün yeni bir anayasa yapılacaksa ve Burhan Kuzu bunu mimarı olacaksa sanırım bu anayasada  yumurta atmak yasaklanacaktır.

13-14 Aralık 2010


[1] Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazası sonucu ölümü üzerine Taraf gazetesi Yazıcıoğlu’nun NTV televizyonu tarafından tam da kaza anından hemen önce defalarca arandığını ve helikopterin bu yüzden düşmüş olabileceğini savunmuştu. Daha sonra Taraf’ın elindeki telefon kayıtlarının Greenwich zamanına göre olduğu ve Türkiye saatine çevrildiğinde kaza haberinin gelmesi üzerine aramaların yapıldığı NTV tarafından hatırlatılmıştı. Ahmet Altan ve Yasemin Çongar NTV televizyonuna çıkıp yine telefon aramaları konusunda türlü komplo teorilerini hiç utanmadan, sıkılmadan ve gayet ateşli bir şekilde savunmuşlar, NTV programcıları da onların konuşmalarına hiç müdahale etmeyerek rezil olmalarına bir son vermemişlerdi. Entelektüel haz bağımlılığın insanlara neler edebileceğinin en somut, en açık seçik ve tabii en ibretlik halini Altan ve Çongar’ın bu televizyon programında sergilemişlerdi. Mülkiyedeki yumurta atma olayından sonra televizyonlarda ve gazete sütunlarından entelektüel haz bağımlılığının onlarca örneğini görmek mümkün. Fakat yine de hiç biri andığımız örneği aşacak düzeyde görünmüyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / öğrenci hareketi / sol liberalizm /

Comments

  1. Ali H. neccar diyor ki:

    Sosyalizm ve komünizmi faşizmle özellikle de nazizm ve totalitarizmi özdeşleştirmek soğuk savaş buluşuydu.(Bunda liberal solcularımızın hayran olduğu Hannah Arent’i anmak lazım). Özellikle ellerinde en büyük silah Stalizm’di.Ancak Nazizm’in yükselişine göz yuman Fransa ve İngiliz emperyalizmi ile Alman egemen sınıfı’nın komünizm korkusundan bahsedilmez.
    Evet Faşizm bir kitle hareketidir.Ama özellikle egemen sınıfın çıkarları savunan anti-sol bir harekettir.En büyük düşmanı sosyalizm ve örgütlü işçi hareketleridir.Varlık sebebi Kapitalizm’dir. Kapitalizm’in bir patolojisi değil.Kriz anlarında toplumda yükselen devrimci düşünceleri ezmek, toplumu hizaya sookan kitle ve sınıf hareketidir.
    Kendilerine tavsiyem at gözlüklerini bırakmalarıdır.Ama yapamayacaklarını biliyoruz.Çünkü iktidara göbekten bağlı bir organik aydın kitlesi var karşımızda.Kendi ototriterliklerini saklamaya çalışıp da başarılı olamayan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.